Puan vermedi·276 syf.····Okunma: 10 Aralık 2024 00:23 "Kendisinin mutluluk anlayışı başkaydı ve onu alıkoyan şey tam da buydu: mutluluğu özveriyle özdeşleştiren bu farklı mutluluk anlayışı."
Tolstoy... Senden şüphe ettiğim için affet beni...
Aralık ayı için seçtiğim, okumadığımı düşündüğüm tek Tolstoy kitabı: Kazaklar. Başlangıçta kitaba kendimi vererek okumadığım için ne oluyoruz dedim ama sonra aa bu Tolstoy'muş dedim. Tanıdım. Olenin, bence Tolstoy, arayışını tamamladığında ise iyi ki okudum dedim. Dedim ha dedim.
Kitabı seçerken çok düşünmedim Tolstoy'a güvendim ama ne yalan söyleyim başlangıçta biraz bocaladım, millete nasıl bir kitap seçtim böyle diye. Kesinlikle benim okuyuşumla ilgili bir durummuş. Parça parça okuma işi bana gelmiyor demek ki. Bütünlük kayboluyor. Sonuç itibariyle yine Tolstoy bir numara hep Tolstoy bir numara.
Olenin'in iç muhasebesini yani genç bir Rus aristokratının askerliği sırasında Kazaklarla tanışmasın, farklı bir kültürle karşılaşmasını anlatıyor kitap.
Mesela ben hep Kazaklar'ın bize yakın bir kültür olduğunu düşünürdüm ama Kazak kadının anadolu kadını ile bağdaşmayan çok hareketi, daha doğrusu hakları olduğunu okudum. Erkeklerinin de cigitliği de çok ahım şahım bir şey gibi gelmedi bana. Mesela adamlar kendi başına gelmediği sürece hırsızlığı suçtan bile saymıyor, geçim kapısı gibi bir şey. Gururla anlatıyorlar yaptıklarını: Özellikle at hırsızlığı.
Ama ana karakterimiz Olenin.
Olenin'in iç hesaplaşması bence güzel sonuçlandı. Özellikle ormanda geyikleri izlerken aydığı gerçek hayatın gerçeğidir. Ölüp gittikten sonra unutulacak olmak. Ya da bir insanı o kadar sevdiğini düşündükten sonra asla karşılık alamayacağını anlamak. Karşılık alamamaktan beter şeyler olduğunu bilmiyor Olenin o esnada. Bazen keşke karşılıksız kalsaydı dedirten şeyler yaşanabiliyor çünkü. Olenin hiçbir şey olmadıysa en azından ufuk yaparak ayrıldı Kafkasya'dan. Ufuk önemli bence. Sonra ufkun dar diyorlar insana... Olenin başlangıçta belki Marianka'ya denk olabilirdi, ikisi de bana göre hayatı boş yaşayan insanlardı. Ama dönüşen Olenin'i ben şahsen Marianka'ya denk görmezdim. Yani iyi ki Marianka Lukaşka için ağladı. Onlar denk. Hep denktiler. Birbirine layık iki alan razı veren razı insan. Bence biraz da bayağı. Olenin bayağılıktan değil yetiştiği çevrenin etkisiyle boş bir insandı. Geldi, Kafkasya'da benliğini irdeledi. Marianka Lukaşka'nın olsun. Olenin kendini bularak ayrıldı Kazaklar'dan.
Burada Tolstoy işin neresinde gerçekten bilmiyorum, ne kadar sevsem de magazinsel kısmını pek bilmem. Aslında hayatı üçlemesini de okudum ama orada da iç hesaplaşmalarını anlatıyor. Aşık olduğu kadınla ilgili bir sürü söylenti var. Karısı olmadığı kesin. Ölmeye tek başına gittiğine göre hiçbir zaman sevdiği , aşık olduğu kişi karısı değilmiş. Aslında Tolstoy aşkı nasıl yazıyor ondan da emin değilim. Anna Karenin mi? Bilmiyorum ya. Mesela Tolstoy şunu söyler:
“Bir insanın en önemli işi, önem verdiği kişinin acı çekmesini önlemek için sevgisini feda etmesidir”
Bunu yapamayan bana seviyorum demesin.
Binlerce alıntı yazabilirim bu konuda. Çünkü ben gerçekten iyi bir Tolstoy okuyucusuyumdur. Çünkü çevrilmiş her kitabını belki ikişer üçer hatta on defa okumuşluğum vardır. Bilirim, tanırım cümlelerini. Kim çevirirse çevirsin...
Tolstoy saf aşık değildir, gerçek aşıktır. Aşık olur ama hiçbir zaman sahiplik derdi gütmez. Kendi hayatında bunu nasıl yaşadı bilmiyorum. Ama hislerim hep yarım yaşamış diyor. Çünkü aşkı bir defa bulan, bulup yaşayan başka bir şeyi bu kadar şiddetle aramaz. Aşk insanın imanı, inancı olur zaten. Aşık insan daha baştan iman eder. Tolstoy'un bu iman arayaşının altında bence bu var. BENCE.
“Benim için değerli olmadan ve onu sevmeye başlamadan önce ve uzun bir süre, bir adamın ruhuna ve yeteneğine hayran olmam gerek”
“Yüreklerimizi birleştiren bağı hiçbir şey koparamaz. Biz birbirimize uzun bir yaşam ve güçlü bir sevgiyle sımsıkı bağlanmışız”
“Seven hep bir kişidir, öteki ise sevilmesine izin verir”
“Sevilmek istenen bir köpeğe bile acınır, kovulmaz”
“Ben gerçekten sevilmeyi istiyor ama sevilmeyi istemesini bilmiyorum”
“Aşık olmaya son derece hazırım. Bu korkunç bir şey!”
“Aşık olmanın mümkün olacağına hiç inanmadığım halde aşık oldum. Çılgına döndüm…”
“Beni sevmekten vazgeçecek. Bundan neredeyse eminim. Beni kurtaracak tek şey, onun başkasını sevmemesi”
“…bir roman okudum: Bir genç kız sevdiği erkeğin evine gidiyor ve onun yaşadığı ortam ve eşyalar arasında bulunmaktan mutluluk duyuyor. Nasıl da gerçeğe uygun…”
“Onunla karşılaştığımda içime sevinç doluyor ve onu her şeyiyle seviyorum: boyunu posunu, gözlerini, gülüşünü, tatlı konuşmasını…”
“O bana ne denli acımasız davranırsa davransın, yüreğim hala onun sevgisiyle dolu”