Birisine “Yaşamın anlamı nedir?” diye sorsak, yanıt verememesi muhtemeldir. Ekseriyetle insanlar bu soruyla uğraşmaya ya da yanıtlar oluşturmaya zahmet etmezler. Bu sorunun insanlık tarihi kadar eski olduğu doğrudur ve günümüzde gençler -ve aynı zamanda yaşlılar- sıklıkla isyan edip “Yaşam ne içindir? Yaşamın anlamı nedir?” diye feryat ederler. Fakat bu soruları yalnızca bir yenilginin acısını yaşadıklarında sorduklarını söyleyebiliriz. Her şey yolunda giderken ve önlerinde zorlu bir mücadele yokken bu soru hiç dile gelmez. İnsan bu soruyu ve cevabını kaçınılmaz bir şekilde eylemlerinde taşır. Kulaklarımızı cümlelere kapatıp davranış. ları gözlemlersek, herkesin kendine özgü bir “yaşamın anlamı”na sahip olduğunu ve herkesin duruşunun, tavırlarının, hareketlerinin, yüz ifadelerinin, üsluplarının, istek ve arzularının, alışkanlıklarının ve karakter özelliklerinin bu anlama göre şekillendiğini keşfederiz. İnsanlar hayatlarını belli bir yoruma göre yaşıyormuş gibi davranırlar. Bütün eylemlerinde dünyaya ve kendilerine dair üstü örtülü bir karar, bir yargı vardır: “Ben böyleyim ve evren de şöyle.” İnsanın kendisine yüklediği bir anlam ve yaşama yüklediği bir anlam. "