Çark Takıldı Bir Kere
9/10
·150 syf.··
2024 13. kitabı
Diline, düşünüş biçimine bayıldığım, her sayfasında hayata dair yeni bir şey öğrendiğim Huzur romanının büyük yazarı Ahmet Hamdi Tanpınar önünde saygıyla eğiliyorum. Gazap Üzümleri'nin son sayfasına geldikten sonra kitabı bitirdiğimde, son sayfanın bitirilişi beni öylesine içine çekmişti ki yıllarca düşünmüştüm, özellikle son sayfasında. Neden bizde de böyle kitaplar ve böyle sonlar yazılmadı diye. Ta ki Türk romanının tabiri caizse temeli olabilecek Huzur romanını okuyana kadar. Huzur'u okuyup son sayfaya geldiğimde Suat ve Mümtaz'ın karşılaşmaları ve epik bir destan gibi ayrılmaları yıllardır sorduğum soruya yanıt vermişti. Huzur, benim için bir daha yeri doldurulmayacak bir roman. Bu romanın üzerin çıkıp başka birşey okuyabileceğimi sanmıyorum. Sadece roman demek haksızlık olur. O öğreten, yol gösteren, anlatan, açıklayan daha sonu gelmez bir sürü niteliğe sahip bir kitap. Öyle bir kitap ki, sadece bir bölümünde geçen bir karakter için yüzlerce sayfa kitap yazılabilir. İşte Ahmet Hamdi Tanpınar da bunun böyle olduğunu bildiği için derin yalnızlık çeken Suat'ı hem Huzur'un gölgesi için kaybetmek istememiş hem de Huzur'u, Suat'ın etkisi altında bırakmak istememiş. Suat için ayrı bir kitap oluşturmuş. Üstelik bu Suat'ın intihar etmeden önce Mümtaz'a yazdığı bir mektuptan oluşuyor. Huzurda Suat'ı okuduktan sonra özellikle yemek masasından sonra şu kanıya varmıştım: Suat gerçek hayatın içinden gelen, hayatı olduğundan daha da ciddiye almayan ve ağır bir bunalım içinde olan biri. Ama okudukça kanılarımın bazılarının değiştiğini anladım. Huzur romanında Suat, Nuran'a mektup yazar ve on yıldır onu unutamadığını, aklının bir yerinde hep düşündüğünü. Şuan senatoryumda tedavi altındayken ölecekse bile onu son kez görüp öyle ölmek istediğini yazıp Nuran'a bir mektup gönderir. İşte Nuran ve Mümtaz'ın hayatını alt üst edecek mektup böylece hayatlarına girmiş olur. Mümtaz'ın, Suat'a karşı bu mektuptan sonra nefret edip, kin duyup hem de onun konuşmalarına hayran olması, onunla beraber gitmek istemesi, ona söylediği her cümleyi aklında tutup, bunları kendisiyle konuşarak sorgulaması ve ona yazdığı mektubu hep açıp okuması ise kendi içinde olan tezatlığı gösteriyordu. Suat intihar etmeden önce Mümtaz'a bir mektup bırakıp öyle gider. Burada önemli olan artık Suat'ın, Mümtaz için ne dediğidir. Üstelik bu intihar'ı Nuran ve Mümtaz'ın evlenmeden önce tuttukları Emirganda ki evlerinde yapar. Kimse anlamaz Suat'ı ya da anlamak için çaba göstermez. Bazıları onun hastalıktan dolayı böyle olduğunu düşünür, bazısı orta yaş krizine tutulduğunu, bazısı ise önemsiz olduğunu... İhsan ise şöyle tanımlar tıpkı Huzur'da olduğu gibi ''Suat bir tezatlar yığınıydı. Bir tarafta korkunç bir sansualizm, öbür tarafta zulüm haline gelmiş bir günah duygusu.'' Suat ise mektupta kendini bir sürü şeyi düşündüğünü, Fatma ile Nuran arasında Mümtaz yüzünden olan çekişmeyi, eşinin o öldükten sonra diğer insanları kendisini nasıl anlatacağını, İhsan'ın onu nasıl tanımladığını... Suat'ın kendi hayatında yaşadığı şeyler ona gelen şeylerdi. Bunu kendisi de söyler. Onlar bana geldi, ben onlara gitmedim der. İçinde varolan ruhsal bunalımdan o kadar bıkmıştır ki yaşadığı şeyleri yaşamamış sayar. Bir kayıtsızlık tüm ruhuna ve bedinine nüfus etmiştir. Ama şunun da çok iyi farkındadır, insanın, insansız yaşayamayacağının. Suat'ın deyimi ile '' her şeyimiz insanla. Varlığımızı yalnız onun üzerinde deneyebiliyor, onunla kendimizi idrak ediyor, orada kendimizi tadıyor, onunla genişliyoruz.'' Suat'ın hayatı tıpkı şu döngüye girmiştir; ne insanla, ne insansız. Mümtaz'ın evinde gizliden kaldığında da mümtaz gibi hareket etmeye çalışır. Aynı şeyi Huzurda da mümtaz yapar. İkiside birbirinin yerine düşünür. Aynı kadına aşık olmaktan mı? yoksa ikiside inkar etse bile ruhsal durumları birbirine yakın olmasından mı? diye düşündüm hep. Sonlara doğru ise vapur'u kaçırdığı için yanında kalmak zorunda olan ve daha önce rastgeldiği kız ile Mümtaz'ın evinde kalmaya karar verir. Masada geçen ölüm sözcüğü bile ürpermesine neden olur. Her ne kadar ürperse bile o kafasında varolan planı hayata geçirmeye kararlıdır. Kendi ölümünü kafasında çoktan bitirmiş olsa bile bir umut belki tutunmaya çalışır bu kız sayesinde. Ama yine istediği gibi olmaz. Kız'ın gidişi de Suat'ta bir boşluk açar. Evet çark takıldı bir kere. Makina bozuldu ve Suat gitti. Kitapta tek beğenmediğim yer ise Suat'ın, mektubun sonlarına doğru kendi ruhsal durumunu kesip bir olay anlatması idi. Her ne kadar bu son mektubu olsa da ben burayı gereksiz bulduğumu itiraf etmeliyim. Bence mükemmel bir kitaplar dizisiydi. Ben her ne kadar Mahur Besteyi okumadan Huzur ve Suat'ın mektubunu okumuş olsam da bu boşluğu ilerde kapatacağım. Ahmet Hamdi Tanpınar Türk Edebiyatı için bir temeldir ve benim için hep öyle kalacak.
Hayata Dair
Suat’ın MektubuAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 2018813 okunma
·
104 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.