Gönderi

10/10
·114 syf.··
2024 50. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2024 00:04
Bir kitap okuma grubuyla birlikte başladığım bu kitabın tahlilinin Şam'ın özgür olmasının hemen ardına denk gelmesi dolayısıyla benim açımdan her zaman çok kıymetli bir yere sahip olacak bir eser. Normalde belki de okuyup geçeceğim bazı cümleler üzerinde kafa yorup düşünmek, olayları daha detaylıca araştırmaya çalışmak, nedenlerini sorgulamak bana tahlil yapmanın kattığı faydalardan birkaçı. Kitabın isminden başlayacak olursak Biladüşşam bugünkü Suriye, Lübnan, Filistin, Ürdün'ün kuzeyi ve Türkiye'nin güneyi bölgelerinden oluşuyor. Kitap da Taha Kılınç'ın o bölgeler hakkındaki farklı tarihlerde kaleme aldığı köşe yazılarının derlemesi şeklinde oluşturulmuş. Gayet ince ve yoğun bilgi içermesine rağmen okunması rahat bir kitap bence. Direkt o bölge tarihi hakkındaki her şeyi anlatıyor tabii ki diyemeyiz fakat yönlendirici, neyi nasıl araştırmanın elzem olduğunu okuyucuya hissettiriyor bence. Yanı başımızdaki Suriye'den, yıllardır orda süren savaştan ne kadar da bihaber olduğumu, nedense bu konu hakkında oturup nerdeyse hiç düşünmediğimin farkına vardım. Bu hissin bile kişide oluşması kitabın amacına ulaştığını gösteriyor bence. Ülke siyasetlerinin ne kadar da zamana, kişilere, olaylara bağlı değiştiğini, stabil olarak seyretmediğini gözler önüne seren birçok olay anlatılıyor kitapta. Genel olarak o bölgeler hakkında öğrendiğim birkaç şeyden de bahsetmek isterim: Fransız ihtilalinin ardından popülerlik kazanan 'milliyetçilik' akımlarından Osmanlı imparatorluğu da fazlaca etkileniyor ve Arap,Türk olarak ayrışmanın ilk tohumları atılıyor. Daha sonraları 1.Dünya Savaşı zamanlarında Osmanlıya ait olmasına rağmen sömürü altında olan Mısır, Cezayir gibi ülkelerden milyonlarca kişi itilaf devletleri safında savaşmaya götürülüyor ve Osmanlı'nın da savaşa dahiliyle Araplar karşılıklı olarak savaşmak durumunda kalıyorlar. Buna benzer olayların da etkisiyle Arap milliyetçiliği de yükseliyor ve kendi bağımsızlıklarını zamanla kazanıyorlar. O topraklar ardından birçok diktatöre de ev sahipliği yapıyor ve en son halkların isyanıyla, ki bu Tunus'ta bir meyve satıcısının kendisini yakması ile başlıyor, bunun üzerine artık daha fazla baskılara dayanamayan halklar isyan etmeye başlıyor. Tunus'tan Libya'ya, Mısır'a, Yemen'e, Suriye'ye sıçrıyor bu olaylar. Diktatörler yıkılıyor, yöneticiler değişiyor buna da Arap Baharı adını veriyorlar. Kitapta da geçen bir alıntıyı eklemek istiyorum bunun üzerine: "Onur, özgürlük, ekmek ve adalet için ayağa kalkan milyonların haklı taleplerinin, her ülkenin kendi içindeki dengeler çerçevesinde farklı biçimlerde bastırıldığı, dış istihbarat örgütlerinin kendi menfaatlerine göre gidişata yön verme yarışına giriştikleri bir süreci yaşadık, yaşıyoruz. Doğal ve kendiliğinden başlayan bir hareketlenmenin, vakit geçtikçe dışarıdan daha fazla müdahaleye uğradığı, hedeflerinin saptırıldığı ve nihayet akim bırakıldığı bir süreç... "Arap Baharı" bu yönüyle ne tamamen "komplo" ne de tamamen "diriliş". Anladığım kadarıyla ta o zamanlardan beri bu topraklara gerçek manada barış gelmemiş. Fakat belki de şimdi başarıya hiç olmadığı kadar yakınız. İstifadeli bir kitap olur inşallah okuyanlar için.
Düşünce
BilâdüşşâmTaha Kılınç · Ketebe Yayınları · 0636 okunma
·
86 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.