Gönderi

9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2024 109. kitabı
Geçen yıllar ve sürekli değişen ekonomik ile siyasi koşulların ardından, uygarlıkların sürekliliği, ulusların hali tartışılan konular olmaya devam ediyor. Bir yandan teknolojinin korkutucu alanlara el atması, diğer yandan da kapıda belirmesi an meselesi olan dünya savaşı, insanlar ve devletler açısından endişemizi dindirmiyor. Yazarımız Amin Maalouf da bu kaygıları yaşıyordu ve 2009 yılında yazmış olduğu "Çivisi Çıkmış Dünya" adlı kitabında problemlerden bahsetti. Bugün size incelediğim "Labirent: Batı ve Hasımları" adlı eser, tam olarak Maalouf'un 2009 yılındaki bu düşüncelerinden ortaya çıktı. Yazarımız, "Labirent"te geçmişte öngördüğü sorunları daha geniş bir perspektife yatırdı ve güncellediği görüşlerini de paylaştı. Japonya, Rusya, Çin ve Amerika tarihine daha detaylı bir şekilde bakıyoruz bu kitapta... Bu dört büyük devletin dünya sahnesine çıkışını ve dünya tarihine attığı imzaları okuyoruz. Maalouf'un kitabı, zaman skalasından bakıldığında daha çok 19 ve 20. yüzyılları anlatıyor. Bunu yaparken, kitabında yalın ve sürükleyici bir üslup tercih ediyor. Okura zekice sorular soruyor ve onları düşünmeye sevk ediyor. Olaylara biraz Batı yanlısı olarak baktığını görüyoruz. İnsanlığı ve uygarlıkları "yolunu kaybetmiş" olarak simgeliyor. Kitabının sonsözünde ise, tamamen geleceğe yönelik endişelerini dillendirmekte... Kitapta, temel olarak Batı ile Doğu'nun çatışması yer alıyor. Bu çatışmalara dünyanın önemli gücü olarak görülen dört büyük ulusun tarihi üzerinden ışık tutuyoruz. On beşinci yüzyılda gelişmeye başlsyıp adından söz ettiren Japonya, ilk ulusumuz... Rönesans ve Sanayi Devrimi ile giderek büyüyen ve dünyanın sömürgeci gücü olan Batı ile mücadele için Japonya'ya en gerekli yöntem, modernleşmeydi. Meiji Restorasyonu ile Batı karşısında bu modernleşme açığını kapatan Japonya, kaybettiği zamanı iyice telafi etmeye başlıyordu. Karada ve denizde büyük başarılar kazanıyor, av olmaktan çıkıp avcı konumuna yükseliyorlardı. Çin ve Rusya'ya karşı önemli zaferler kazandılar. Ekonomik açıdan da bir yapılanmaya gereksinim duydular ve bunu dünyanın büyük devletleri gibi sömürgeci olmadan başararak önemli bir ders verdiler. 1960'lara gelindiğinde, Amerika ve Sovyetler Birliği'nin ardından dünyanın en büyük üçüncü ekonomisine sahip oldular. İkinci ulusumuz, mezhep ayrılıkları ve siyasi karışıklıklar sebebiyle onlarca yıldır kendini Batı'ya uzak hisseden Rusya. Onlar için modernleşmeye ayak uydurmak gerekliydi ve bu hedef için değişim, 19. yüzyılda Romanov Hanedanlığı ile başladı. Yazarımız Rus tarihini bitmek bilmeyen savaşlar, iç karışıklıklar, siyasi partiler ve siyaset aktörleri üzerimden anlatırken, güçlenen Romanovlar ile ülkeye bahar geliyor. Romanovların katkıları, o dönemde toplumda filizlenen yeni düşünceler ve edebiyat başta olmak üzere zengir bir kültür yaratımı, bu dönemde büyük katkılar sağladı. Dostoyevski, Çehov, Tolstoy, Turgenyev, Gogol, Puşkin gibi önemli edebi isimler, bu dönemin ürünü olarak göze çarpmaktadır. Son Çar II. Nikola'nın hataları, savaşlar ve bunun sonucunda Lenin önderliğindeki Ekim Devrimi, ülkenin yetmiş yıllık tarihi oluyor. Stalin dönemi, yoğun sansür ve jurnalcilik, 2. Dünya Savaşı ve Gorbaçov gibi önemli gelişmeler izliyorduk. Ve 1991 yılında yapılan açıklamayla Sovyetler Birliği resmen dağılıyordu. Üçüncü ulusumuz olan Çin'e ilgi, 13. yüzyıl itibariyle başlar. Yönetimi ele geçiren İmparator Zhu Di, pek çok siyasal güçlendirmeler yaparak Çin'i uyandırdı. Büyük bir imparatorluk donanması kurması en önemli hamlesiydi. Daha sonraları ani imparator ölümleri ve başa geçen liderlerin dünyanın çeşitli yerlerine yaptırdığı ziyaretlere geçti. On beşinci yüzyıldan on sekizinci yüzyıla kadar yaşanan katı tutuculuk, ülkeyi geriye götürür. İngiltere'ye karşı girilen Afyon Savaşları, Çin'in Batı'ya karşı bozgunuyla sonuçlanıyordu. İmparatorluk görevi altında, bu dönemde Çin'de yetkili kişi eksikliği görüyoruz. Çocuk yaşta kişiler tahta geçiriliyor ve siyasi sistemler altında kukla yapılıyor. Yenilikler yapılmak isterken devlet, bir de tutucu ve katı Çin halkına karşı mücadele veriyor. Ülke, 1912 yılında Sun Yat-sen önderliğinde resmen bir cumhuriyet oluyor. Yıllar siyasi karmaşalarla, komünistlerle iş birliği içerisine giren Çan Kay-şek dönemiyle, gerilla savaşlarıyla geçiyor. 1949 yılında Mao önderliğinde Çin Devrimi yaşanıyor. Ülke hala beklenen sıçramayı yapamayıp sefalet içinde yaşıyor. 1978 yılında yönetimi Deng Xiaoping'in almasının ardından dengeli, istikrarlı ve had bilen büyüme programıyla ülkeye bahar geliyor ve Çin dğnyanın en büyğk ekonomilerinden birine dönüşüyor. Son ulusumuz, Amerika! 4 Temmuz 1776’da imzalanan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, ABD tarihinin başlangıç noktası olarak kabul ediliyor. Zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip oluşunu, ülkedeki dinamik iş gücüyle birleştirmeyi akıl eden Amerika, 19. yüzyılda hızla büyümeye ve sanayileşmeye başlıyor. Ardından ülkeyi kölelik sorunu, ülkenin kuzey ve güneyi arasında yapılan iç savaş sancılar yaratıyor ve büyüme duruyor. Sancılı iç savaş yıllarının sona erişinin ardından Kuzey'in zaferiyle ABD yaralarını sarıyor. Dünya liderliğini 1. Dünya Savaşı'nın ardından İngiltere'den alıyor, 2. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş yıllarındaysa gücünü daha da perçinliyor ve yazarın da dediği üzere düşmanlarına karşı "Batı'nın Kalesi" haline geliyor.
Edebiyat
LabirentAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 2024999 okunma
··
838 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.