İngiliz yazar ve aynı zamanda şair olan Thomas Hardy 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında etkin olan doğalcılık ve gerçekçilik akımlarının önemli bir temsilcisidir. Eserlerinde çoğunlukla Viktorya dönemi İngiltere'sindeki toplumsal yapı ve ahlaki değerleri eleştirir. Özellikle sınıf farklılıkları, cinsiyet eşitsizlikleri ve toplumun baskıcı normları üzerine yoğunlaşır. Eserlerindeki karakterler üzerinde çoğunlukla kadercilik temasını ve doğalcılık akımını işler. Kullandığı doğalcılık akımı 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve gerçekçiliğin daha ileri bir aşaması olarak kabul edilen bir edebi akımdır. Bu akım, Tess romanında da sıklıkla gözlemlediğimiz bir olgu olarak karşımıza çıkar. Hardy romanlarında genellikle gözlem ve deneye bağlı olarak karakterlerini oluşturur, dönemin köylü, yoksul kesimi ve elit, aristokrat sınıfının ayrımını işlerdi. Bu romanında da ana karakterimiz Tess Durbeyfield’ın yaşadığı toplumda kadın olmasının getirdiği ahlaki tabularla eleştirildiği ve hiçe sayıldığı anlarda ne gibi zorluklara katlandığı ve nasıl mücadele ettiğinden söz eder. Yaptığı seçimin ve yarattığı sonucun kadın olduğu için toplumsal ve dinsel açıdan ne derece yargılayıcı boyuta ulaştığını gözlemliyoruz. Bu durum Tess’in aşk ve aile hayatını etkilerken aynı zamanda romanın sonlarında onu bambaşka bir kadına dönüştürmüştü. Kocasına yazdığı mektuplarında da dile getirmiş olduğu affedici yalvarışlar ve bu durumla birlikte aşkı için köle olmayı istemesine bile razı oluşu dönemin kadın üzerindeki trajik yıkımın kalıntılarını bizim için sunuyor. Tess romanı Hardy’nin etkileyici karakter iç sesleri ve toplumsal normları eleştirme üslubu ile klasik bir kitaptan çok sosyolojik ve felsefik boyutu, bununla birlikte dinsel normları ile bizi zengin bir başyapıt ile karşı karşıya bırakıyor.