Öncelikle Spoiler içerir.
İngiliz Romanı dersimiz için okumaya karar verdiğim fakat dersin hocasının değişmesi sebebiyle ders izlencemizden çıkarılan Thomas Hardy kitabı. Tatilimde Victorian society
Tess soylu bir aileden olduğunu öğrenip malikanelerini ziyaret eder. Onu Alec karşılar ve yarı sevecen yarı dalga geçer şekilde onu evine uğurlar. Eve gittiğinde Alec’in annesi Tess’e çiftlikte iş vereceğini söyler. Tess oradayken Alec’in türkü manipülasyonlarıyla hamile kalır Alec onunla dalga geçerek onu terk eder. Tess doğurur fakat çocuk çok geçmeden ölür. Tam tersi istikamete giderek iş aramaya başlar ve bir çiftlikte iş bulur. Burada Angel ile tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Angel’in evlenme teklifini geçmişinden dolayı kabul etmez ama Angel’in sorarlardı sayesinde kabul eder. Düğünden beş gün sonra bu sırrı açıklar Angel ondan aniden soğur ve onu terk eder. Tess yine çiftliklerde çalışır bu sırada Alec onu bulur. Alec’in ısrarlarına dayanamayan Tess ve Angel’in bir daha gelmeyeceğine inandırılan Tess Alec ile yaşamaya başlar ve o sırada Angel çıkagelir Tess’in ona yazdığı mektuplardan dolayı. Tess Alec’i öldürür ve Angel ile kaçarlar fakat çok geçmeden yakalanır kitabın sonunda öleceğini dile getirir ve Tess’in kız kardeşi ile Angel Tess’in mezarına giderler.
Kitap yer yer erkeklerinin suçunun kadınlara yüklenmesinden ve erkeklerin Sefa sürüp kadınların cezalandırılmasından bahsediyor. Tek suç Tess’inmiş gibi her türlü yük ona bindirilmiş ve Tess asla mutlu olamadı sürekli cefa çekti neden Alec yüzünden. Kitap çok akıcı ama yer yer sinir olup üzülmeniz çok doğal olacaktır. Unutulmaz kitaplar arasına eklendi.
Tess'in başına gelenleri üzülerek okudum. O dönemde kadına verilen değeri gözler önüne seriyor. Benzer olayların hala günümüzde devam etmesi çok üzücü. Yazarın eseri çok akıcı tavsiye ederim.
Benim için İngiliz edebiyatının bir değerli ismi daha var artık: Thomas Hardy. Çok geç tanıştığımı düşündüğüm yazarlar listesine eklendi bile. :)
Saf ve eğitimsiz bir köylü kızı Tess, ana
Nasıldı bir ‘Çin Atasözü’: ‘’ Gökyüzünün yarısını kadınlar taşır.’’ Evet bunu şimdi daha iyi anlıyorum Sevgili Tess. Kocaman bir dünya ve içinde kaybolan bir kadın. O kadınla birlikte yok olan bir çok kadın. Toplumda yer edinmesi her asır zor olan ve her daim güçlü olmak zorunda tutulan, cinsiyet ayrımcılığının bu denli fazla olduğu bu dünyada hep daha çok savaşmak zorunda kalmıştır en ufak bir engelinde bile. İşte Tess’te böyle bir acının, baskının içinde. Bilmeden, cahilce yapılan bir hatanın bir ömre bedel olmasının verdiği çıkmazlarla dolu bir yok oluşta. Aşkı bulduğun da bile bunu doya doya yaşayamaması ne üzücü bir şey. Sevdiği adama karşı dürüstlüğü. Ailesine karşı duyduğu mahcubiyet. Hepsi nasıl olurda bu kadar zalimce üzerine gelebilir. Ahh Angel! Sonu çok farklı bitecek bir aşkı bu denli yakmamalıydın. Değişkenlik dolu olmamalı duygular. Düşünmeye mahal vermemeli. Sonu hüzünlü denebilecek kadar yok edici bir kayboluş.
Yıkıntılar arasında bir duygu seli yaşatıyor her sayfasın da bize Hardy. Okuduğum ilk kitabı ve aşırı etkilemiş bulunmaktayım. Gözlerinizi kapatın ve seyre dalın.
Bir kızın hayatı nasıl değişebilir onu görüyoruz. Bedeli hep kadınlar ödermiş. Erkekler yaptığında toplum dışlamaz ama kadın yaptığında ahlaksız olur. Hatası bile olmayan bir şeyin cezasını hayatıyla ödeyen bir kızın hikayesi. Peki seviyorum ölüyorum diye dolanan erkek kahramanımıza ne demeli ? Aşk bu kadar kolay biten bir şey miydi? Anlattığı anda kıza farklı gözle bakmaya başlamış olan gerçekten sevmiş miydi? Gerçekten sevmek onu her haliyle kabul edip zorluklara göğüs germek değil mi? Öyle olması gerekiyor. En küçük bir pürüzde basıp gitmek onunla konuşmamak sorunu çözmüyor daha büyük hale getirip aradaki uçurumu açıyor. Sonunda Clare’ün mutlu olmasını istemiyordum. Mutlu olmasın o da ölsün. Sevdiği kız giderken ellerinden kayarken ki buna kendisi sebep olmuşken mutluluğu hak etmiyordu. Olan zavallı Tessciğime oldu. Sevmemeliydi. Bıraksaydı Clare aşkından ölseydi ama dönüp evlenmeseydi. Kadın kalbi erkek kalbi kadar soğuk olamıyor. Her şeye katlandı sevdiği adamın başka kadını gideceği yere davet etmesini bile kendisini affetmesini bekledi tek kelime etmeden cezasını çekti kendi hatası olmayan. Sonuç olarak olan kadına olur bedeli kadın öder.
Kitap çok güzeldi ama okurken filminide seyredince baya beni yordu okumak çünkü sonunun ne olacağını biliyordum birdaha filmi olan kitapları önce okuyup sonra seyretmeyi düşünüyorum genel olarak güzel bı aşk filmi ama zaman kaybıyla mutlu olunamamis
"Bu ahlak umacılarının oluşturduğu bulanıklık, nedenini bilmediği bir dehşetin içinde uyanmasına neden oluyordu.”
1891'de İngiliz resimli gazete The Graphic tarafından yayınlanan sansürlü
Thomas Hardy'nin kitaplarını ilk defa okuyorum. Öncelikle kitap ile ilgili düşüncelerimi söylemek isterim. Kitabı okurken yazar çok geniş bir bilgi birikimi olduğunu hissettiriyor. Ki bence de
Bu kadar akıcı ve merak uyandırıcı olacağını düşünmemiştim kitaba başlarken. Fakat beklentimin çok üstünde oldu benim için.
Dönemin düşünceleri ve şartlarının farkındaydım ama yine de kadına yüklenen bu anlamsız yük beni oldukça sinirlendirdi. Tabiki yazarın o döneme rağmen güçlü bir kadın karakter yaratması oldukça ilgi çekici.
Tess’in yaşadığı her duygu, düşünce ve kahrı kendi içimde yaşadım resmen. Öyle çok içselleştirdim ki Antep ve Alec ile sürekli kavga içerisindeydim. Tess’in haketmeyerek yaşadığı olaylar silsilesini uzun zamanlar unutmayacağım. İyi ki okumuşum
İngiltere'nin Dorset şehrindeki Higher Bockhampton kasabasında dünyaya geldi. On altı yaşında okulu bırakarak John Hicks adındaki bir mimarın yanında çıraklığa başladı ve 1862'de Londra'ya gidene kadar da burada çalıştı. Londra'da King's College London'a kayıt oldu. İngiliz Kraliyet Mimarları Birliği ve Mimarlar Derneği'nden ödüller kazandı. Beş yıl sonra Dorset'e geri döndüğünde kendini yazarlığa adamaya karar verdi.
1870'te Cornwall'daki bir kilisenin restorasyonu sırasında Hardy, Emma Lavinia Gifford'la tanıştı ve dört yıl sonra evlendiler. Karısının 1912'deki ani ölümünün onun üzerinde büyük etkisi olmuştur. 1912-1913 yılları arasındaki şiirleri bu acılı döneminin yansımalarıdır. Thomas Hardy, 1927'nin Aralık ayında akciğer zarı iltihabı hastalığına yenik düştü.
Ölümünden kısa bir süre sonra mirasçıları tarafından bulunan tüm mektupları ve not defterleri yakıldı ve geriye sadece Hardy'nin gazete kupürleri ve notlarını arşivleyip daha sonraki eserlerinde bunlardan nasıl yararlandığını gösteren bir dosya kaldı.
Hardy'nin çalışmaları, D.H. Lawrence ve Virginia Woolf'un da aralarında bulunduğu birçok yazarı etkilemiştir.