Tasavvuf
10/10
·319 syf.··
2024 88. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Aralık 2024 08:10
Tasavvuf Kısa Bir Giriş William Chittick William chittick'in yazmış olduğu bu eser tasavvuf alanı hakkında kısa ve öz olarak bilgilenmek isteyenler için okunması gereken en temel kitap. Kitapta normal birçok tasavvuf eserde gördüğümüz kadar ağırlık ve yoğunluk bulunmamakta. Tasavvuf kelimesi farklı isimlerle anılmış. Alimler tasavvuf kavramının anlamı konusunda ittifak edememiş. Sufizm kavramı tasavvufu ifade etmek için kullanılan kavramlardan biri yazarımız genellikle bu kavramı seçmiş. Sufizme olumlu ve olumsuz anlamlar verenler olmuştur. Olumsuz anlam verenler İslam'in çarpıtılması ve İslam'dan sapma olarak ifade etmiş. Cibril hadisi kitapta çokça geçmektedir. Cebrail peygamber efendimize "iman, İslam, ihsan nedir?"diye sormuştur. Peygamber efendimiz bu sorulara cevap vermiştir. Kendisi bu hadisi farklı şekilde şerh etmektedir. İman alanı kelamcıların ilgilendiği bir alan olmuş. İslam kavramı fıkhın; ihsan kavramı tasavvufun konusu olmuştur. İslami gelenek 3 temel dindarlık alanı kabul eder. Bunlar doğru yapma:İslam. Doğru düşünme: iman. Doğru görme: ihsan Fıkıh İslam dininin en gür çıktığı ses olmakla beraber özü tasavvuf göstermiştir. "Bütün putların anası kendi nefsindir." sözünde de Mevlana'nın ifade ettiği gibi, nasıl peygamber efendimiz Kabe'nin çevresindeki putları kırarken "Hak geldi. Batıl zail oldu." söylediği sözle bunu başlamamız gerekir. Hakkın bizde galip batılın zail olmasını istiyorsak evvela kendi putumuzu(hevamızı,geçim putunu...) kırmamız gerekir. Kainattaki Tevhid ilkesini enfüsi alemde hakikat olarak bizde oturması gerekmektedir. İslam'ın özü tevhittir. Tevhid sadece Allah'ın bir olduğunu kabul etmek demek değildir. Allah dışındaki bütün varlığın Allah'a nispetle bir gerçekliğini kabul etmemektir. Zira insan Allah'a bağlı bir gerçekliği olandır. İnsan hakikat ve gerçeğin yani başında değil tam karşısında olduğunu fark edememektedir. Zira kendisi kendisine dönse Allah'a dönecek. Kabe'nin etrafında dönerken lebbeyk diyerek yanıt verdiği rabbine ta içerden lebbeyk diyerek dönüşü gerçekleştirmiş olacaktır. Fıkıh çiçek açmamış bir dünyaya sizin gözlerinizi açarken; tasavvuf size büyülü bir dünyaya gözlerini açmanızı sağlayacaktır. Tasavvuf batı ve doğu yüzü dediği zahir batın yüzlerini göstererek eşyanın aslını, hakikatini, alem dediğimiz Allah'ı işaret eden rumuzları, hatemleri görebiliriz. Sufiler yün giyen kimseler olarak adlandırılsa da onların ne giydiğini değil ne gördüğünü ve ne düşündüğünü ifade eden ariflerdir onlar. Fıkıh dini yaşamayı sağlar. Fakat yaşatmayı sağlayamaz. Yaşatmayı ancak tasavvuf sağlayabilir. Zira ruhsuz cesed nasıl ölü kabul edilir ve tesirinin de olmadığı ifade edilirse tasavvufla ruhlanmayan fıkhi ameller ölü gibidir. Kişiyi manevi anlamda diriltemediği gibi başkalarına da tesir edemez. Hayatta tutamaz. Bir benzetmeden yola çıkarsak Kuran ağacın kökünü, gövdesi sünneti ve dalları tasavvufu ifade eder. 1.İslam: Teslimiyet. Doğru eylem ve etkinlik. 2.İman: İnanç. Doğru anlayış 3.İhsan: Güzel olanı yapmak. Kendiliğinden faziletli ve ruhani mükemmellik sahibi olmak Kelam ve tasavvuf birbirinden apayrı iki farklı alandır. Kelam Allah'ın uzaklığını konu edinirken, tasavvuf Allah'ın yakınlığını kabul eder. Tasavvuf alanında mesai yapan kişilerin bazıları sahva, bazıları sekre önem ve ağırlık vermektedir. Sekre, sarhoşluğa önem verenler fıkha ve kelama tepeden bakmışlar. Bu yüzden de eleştiri almışlardır. Sahva, ayıklığa önem verenler Allah aşkından uzak olmakla itham edilmiş ve eleştiri almıştır. Aslında bu ikisi arasında denge kurmak önemlidir. Bunu sağlayan sufiler bulunmaktadır. İbn Arabi, Gazali... Tasavvufta fena ve beka kavramları bulunmaktadır. Fena kavramı kelime-i tevhiddeki "hiçbir ilah"ifadesiyle aslında ilahlığa ait hiçbir vasfa hiçbir şeyin sahip olmadığını ifade eder. Her varlığın hem kendine hem Rabbine bakan yüzü vardır. Rabbine bakan yüzü baki fakat insana bakan yüzü fanidir. Biz Allah'ı hakkıyla tanıyamayız. Ama kendimizi bilip tanırsak o ölçüde rabbimizi de tanıyabiliriz. Zikir Kuran ve hadiste kavram olarak geçmektedir. Zikrin farklı boyutları vardır. Bunlardan biri olarak ibadetleri ifade edebiliriz. Ama tasavvufta zikir deyince akla gelen dil ile söylenen ifadelerdir. İslam tasavvufunu diğer mistik hareketlerden ayıran nokta zikirdir. Tasavvuf gelişim ve değişim göstermiştir. Tasavvufun 3 aşaması: 1. Zühd ve korku mistisizmi 2. Aşk ve takva 3. Bilgi ve marifet Birçok mutasavvıf, Allah'ın bütün ayetlerini ayrıntılarıyla dercetmiş olduğu 3 kitap olduğunu ifade etmiştir: 1. Kuran 2. Alem 3. İnsan nefsi Allah kendi suretinde insanı yaratmıştır. İnsanlar Allah'ın isimlerini kendinde tam olarak gerçekleştirme durumuna ulaşıncaya kadar insandan aşağı mertebede kalmaktadır. Tasavvufu dansa benzetmiş. Zira tasavvufta sema gösterileri var. Ateşin üstündeki yemeği karıştırırsın, pişirirsin. Sema insanın kalbindeki aşkı dönmekle cezbeye getirtip harlamaktadır. Kuş kanadıyla mümin özlemiyle sufi semasıyla semaya uçar. Zikir insandaki Allah aşkını körükler. "İçeride zikir hışırdatıyor kalbin yapraklarını" Sema ruhun tezkeresidir. Zira beden denilen hapisten sıyrılıp maneviyyat bahçesine götürür. Sema Allah'tan gelen bir feyizdir. Bu feyizle kalpleri uyarır. Kendisini aramaya teşvik eder. Kim nefis aracılığıyla dinlerse sapar. Kim Hakk aracılığıyla dinlerse Hakk'a yol bulur. Allah'ın sadece cennette görülebileceğini söyleyen cumhura karşı Mevlana Celaleddin Rumi'nin babası Bahaeddin Veled Allah'ın bu dünyada görülebileceğini ifade etmiştir. "Küfür seni görmemek, İslam seni görmektir." Elhamdülillah Allah'a yakınlığı ifade ederken Subhanallah ise O'na olan uzaklığı ifade eder. Eğer Allah hakkında konuşmak yalnız Kelam uzmanları fukahanın eline bırakılmış olsaydı Müslümanlar sadece cehalet sahibi ama bizimle olmayan bir uluhiyet anlayışı ile başbaşa kalırlardı. Mutasavvıf ve alım Ahmed Sem'ani kendisi büyük bir alım olmasına rağmen değer ve kıymeti geç fark edilmiştir. Hz.Adem kıssasına farklı bir boyutta bakmaktadır. "Adem kıssasının anlaşılması ilahi ve insani sevginin karşılıklı olmasının nasıl insani imkanın tam bir çiçeklerinin meydana getirdiğini ve Allah'ın alemi yaratmadaki gayesini gerçekleştirdiğini görmemizi sağlar" Hz.Adem'in niçin yarattığını açıklarken 2 ilahi isim üzerine durur: lütuf sahibi ve merhametli, kahredici ve gazaplı isimleri. Hz. Adem güzellik ve rahmet isimlerini biliyordu. Ama celal ve gazap isimlerini bilmiyordu. Allah aşkını tadan tek varlık insandır. Melekler aşktan mahrumdur. Çünkü o onlar gazap kahır ve uzaklığı tadamazlar. Keza hayvanlar da aşktan uzaktır. Çünkü güzellik incelik ve yakınlığı tecrübe edemezler. İnsanlar hem yakınlık hem uzaklıktan hem lütuf hem de kahırdan dokunmuşlardır. Tüm zıt ilahi sıfatlar onlar da bir araya gelmiştir. Kendisine bütün zıtların birleştiği Allah'ı yalnız onlar sevebilir. Allah'ın bütün isimleri tek yönlüdür vedud ismi dışında. Çünkü vedud ismi çok seven ve çok sevilen anlamına gelir. Allah kullarını sever, kulları da Allah'ı sever. Ama bizim sevgimiz onun sevgisi ile sebat bulur O'nun sevgisi bizim sevgimizle değil. Semani Adem'in cennete alınmasındaki hikmet onun özlemini açığa çıkarmaktır. Allah'ın Hz.Adem'e yüklediği emanet Allah sevgisidir. İnsani aşk ihtiyaçtan doğar. Bir şeye sahip olanların ona ihtiyacı olmaz. Bizzat Allah her şeye sahiptir ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Yalnız hiçbir kemale sahip olmayanlar Allah'ı sevebilir. Çünkü yalnız onlar mutlak kayıtsız şartsız ihtiyaç içindedirler. Yoksulluk alçak gönüllülüğe dayanır ki bu da insanın ilahi gerçekliği karşısında zayıflığına ve hiçliğini kabul etmesi demektir. Tevazu tüm iyilikleri Allah'tan tüm kötülükleri ise insanın kendisinden geliyor olarak görür. Semani insanın durumunu böylesine yücelten şeyin takva ve fazilet değil günah ve gaflet olduğunu ifade etmektedir. İnsani eksiklik aşkın kemaline kılavuzluk eder. Eksikliğin farkında olmak insanları kendilerine saplanıp kalmaktan kurtarır ve onlara tüm özlemlerini sevgiliye yöneltmelerini sağlar. Aynı zamanda eksiklik Allah'ın kendi mükemmelliklerini izhar etmesine izin verir.Eğer günahkarlar olmasaydı, O nasıl bağışlayıcı olurdu? Allah'ım bağışlayıcılığı Adem'in düşüşünü gerektirdi. Varlıklar zıtlarıyla anlaşılır sıcaklık soğuklukla, güzellik çirkinlikle, Allah'ın kudreti insanın zayıflığı ile anlaşılır. İnsanın günahkar oluşu Allah'ına bağışlayıcı oluşunu ifade eder. Allah bizim günah yapmamıza izin veriyor ama günah yaptıktan sonra tövbe etmemizi istiyor. Tövbe etmezsek günahımızda ısrar edersek şeytanlaşırız. Fakat hiç günah işlemezsek melekleşiriz sanırız, aslında insanlık özelliğimizi yitiririz. Allah bizim insan olmamızı istemiş. Halifeyi arz yapmış, varlıkların en şereflisi kılmış. Çünkü Allah bütün esmasını biz de tezahür ettirmek istiyor. Tevvab olduğunu Ğafur olduğunu Settar olduğunu ancak biz günah işlediğimizde anlayabiliriz. Toprak yaratılışı itibariyle mütevazı ve teslimiyetçidir ve insanlar ayakları altında tepelerler onu ve hor görürler. Buna karşılık ateş yaratılıştan kendini yüce ve büyük görür ve sürekli yükselmeye çalışır. Suyun doğuştan gelen belli bir berraklığı ve doğal bir tevazu vardır ama toprak bu berraklığa sahip değildir ama onun tevazu vardır. Adem vücuda getirildiğinde toprak ve sudan meydana getirildi. Bu yüzden onun eşinin temeli saflık ve teslimiyet üzerine bina edildi. Sonra kokuşmuş çamur ve yapışkan balçık haline gelen bu su ve toprak elin sıfatıyla şereflendi. Zira Allah kendi iki elimle yarattığıma seyretmekten seni ne engelledi demektedir ama kendisinin büyük gören ateş ayağın sıfatıyla kahrın nesnesi kılındı. Hz.Peygamber şöyle demiştir: "Cebbar ayağını ateşe basacak ve o yeter yeter diyecek. İnsanlara bahşedilmiş bütün şeref ve yüceliğe rağmen Allah niçin onların isyanla denenmelerine hükmetti? 1. İnsan günah işlemeseydi gurura düşerdi. 2. Her şey zıttı ile bilinir bizim kusurlu olan halimiz, bizi günahlarımız Allah'ın kusursuzluğunu sübhan olduğuna gösterir. 3. Allah'ın af ambarı vardır.Af ambarının boşalması için bizim günah işlememiz gerekir. "Ben bir hazine idim bilinmek istedim" Hazinelerden biri af hazinesi. 4. İblisin gözü bize düşmesin diye çünkü meyveli ağaç taşlanır. 5. Kul günahını itiraf edince O "Eğer onu umutsuzluğa düşürürsem eksiklik benim keremime gider ki buna da müsaade edilmez" dedi. Hak kulu kendisini ayırmak istedi. Böylece ona zelle emretti. 6. Kulun korku ile umut arasında kalması gerekir. Sürekli yalvarıp yakararak feryat figât ve münacatta bulunarak Allah'tan tövbe etmesi gerekir. Kul yalvarmak, yakarmak, korku ve umuttan geri durmasın diye. Kıyamet günü bedenim bedenim diyeceksin. Hz Muhammed ümmetim ümmetim diyecek. Cennet hissem hissem diyecek. Cehennem payım payım diyecek. Rabbül İzzet kulum kulum diyecek. Kulum ifadesi kişiye yeter bir övünçtür. Ebu Nas Serrac hicabı şu şekilde tanımlıyor: Hicap bir şeye niyet edip yönelen saliki yönelinen ve aranan şeyden engelleyen herhangi bir engeldir. Yönelinen ve aranan şey ise Allah ya da Allah'ın yüzüdür. Hicaplar 4'tür: Dünya, nefis, halk ve Şeytan. 1. Bu dünya gelecek dünyanın perdesidir. bu dünyada huzur içinde olan herkes öte dünyayı terk etmiştir. 2. Halk itaate perdedir. Kendisine halkın etkisini kaptıran kimse itaati terk etmiştir. 3. Şeytan dine perdedir. Şeytana uyan herkes dini terk etmiştir. 4. Nefis Hakk'a perdedir nefsin hevasına uyan herkes Allah'ı terk etmiştir. Bu 4 icra kalpten sökülüp atılmadığı sürece marifet ışığı ona yol bulamaz. Hicaplar ikidir. Birincisi aslidir ve ortadan kaldırılamaz Çünkü bu kulun temel yetersizliğidir. İkincisi arızidir, dolayısıyla bertaraf edilebilir. Birincisi toz hicabıdır. İkincisi sis hicabıdır. İnsanları incelikleri görmekten ve hakikatleri bulmaktan alıkoyan yedi hicap tasvir eder. Bunlar akıl, bilgi, kalp, nefis, duyu algısı, arzu ve iradedir. Akıl insanları bu dünya ile ve geçimlerini sağlamakla meşgul eder. Böylece onlar Hak'tan geri kalırlar. Bilgi onları akranları ile gururlanmanın oyun alanına çeker. Böylece onlar övme ve rekabet vadesinde kalırlar. Kalp onları cesaret ve gözü peklik makamına oturtur. Böylece onlar bu dünyada şöhret peşinde koşarak galipler arenasında iğvaya kapılırlar. Öyle ki dine ya da dinlerinin zafer kazanmasına hiç ilgi göstermezler. Nefsin kendisi en büyük hicaptır ve dinin düşmanıdır. Duygu algısı, iştiha, arzu itaatsizlik ve irade de bitkinliktir. İştiha ve itaatsizlik isyan yığınlarının hicabıdır. Bitkinlik hissi Hazretin seçkinlerine hakikat yolundan alıkoyan bir hicaptır. Niffari hicap konusunda üç hususa işaret etmiştir. Birincisi mükaşefe içinde olmak üzere her şey bir hicaptır. İkincisi nefis hicapların en büyüğüdür. Üçüncüsü Allah'ın hidayeti icatlardan çıkmak için tek yol olur. Hicaplar yüzlerce ve binlercedir. Kişi hicapları bir kenara atabilseydi, açmak bir hicap olurdu, atılacak yerde bir hicap olurdu. Allah'a uyarsak hicapları o kaldıracaktır ve kaldırılan hicaplarda geri dönmeyecektir. Allah'ın kılavuzluğuna teslim olmak gerekir.
Düşünce
TasavvufWilliam Chittick · İz Yayıncılık · 2003209 okunma
·
259 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.