Puan vermedi·104 syf.····Okunma: 07 Aralık 2024 00:00 02/12:
– "Toplum onun tabiatına özgü içten yalınlığı bir ölçüde bozdu" (* Egoist istenç ve toplum ahlakının çatışması)
•] Toplumu monoton yaşantı üzerine örgütlenmiş olarak ele alıyor Camus. Temiz (* Toplumun normlarına göre) yaşam: İş, Aile, Örgütlenmiş boş zaman
– "Her şeyde aşağı yukarıyızdır." (* Her ilişkide, sosyal olsun iş hayatında olsun, izafi bir hiyerarşi mevcut)
–* "Hitlerci kardeşlerimiz" tabirini kullanması, mutlak suçluluğu doğru bulmamasından kaynaklı olabilir
•] Bir yandan sisteme çarklık görevlerini yerine getirirken bir yandan da bunlara anlam yüklemeye çalışıyordu insanlar. (Bkz. Varoluşçuluk)
–* Köprüden uzak duruyordu Clamance. Çünkü köprü, seçim gerektiriyordu: Ya adamın arkasından atlayacaktın (* Diğerkamlık) ya da yadsıyacaktın (* Egoizm, Bireycilik). Absürdizm'in Don Quixote ve La Palisse'e karşı tutumu buydu işte.
03/12:
–* Yargıçları çekirgelere benzetmesi ve bunlarla istilalarına rağmen diyaloğa geçen kişiler olması, zira güçlüler ve onlara yaranmak onların geçimini sağlıyor, sistemi ayakta tutan ana unsur gibiydi. Clamance da burada Camus'nün istediği bir konumdaydı: Avukat.
– "Zevkleri bazen bencillik adı altında, kendimizi yatıştırmak için mahkum edermiş gibi yapsak da mutluluğun burada yattığını biliriz." (* İnsanın reddedilemez bencil doğası)
•] Camus'nün vurgulamak istediğine paralel olarak kitaplarında ana karakterler hep anlayışlıdır. * "Erdemin artık yalnızca kendisiyle beslendiği en yüce nokta" dediği de bu olsa gerek
– "Sabırsızlık (* İlgi eksikliği, az zamanda olabildiğince çok haz elde etme ve marjinallik istenci) insanı nahoş aşırılıklara götürebiliyordu."
– "İnsan böyledir... Kendini sevmeden başkasını sevemez" (* Dostluk, yakınlık; çıkar ilişkisinden öte geçmez)
–* Camus'nün tabiriyle "Aperatif"ler, bana öyle geliyor ki duygusal yatıştırıcı niteliğindeki araçlardır. e.g. Cenaze sonrası kadının şükranı
– "Çalıştığım yerde herkesin elini sıkıyordum... Bu samimiyet dolu basitlik, ilerlemem için gerekli olan herkesin sempatisini kazandırıyordu bana, hem de çok ucuza!"
–* Lüzumsuz anlam yüklemeler, insanın içerisinde bulunduğu boşluğun ürünüdür. Gerek zamansal olsun gerek duygusal.
– "İnsan ilişkilerinin birçoğunun açıklaması işte bu: Bir şey olması gerek!"
04/12:
–* "Köre yardım ettikten sonra şapka çıkarmak" İşte o her altruistik eylemin arkasında yatan bencil haz. "Ustalıkla becerilen gürültülü ketumluk"
–* Başkalarına yardım etmekle kendi nezdimizde inşa ettiğimiz o üstün kişiliği avam tabakasına indiririz ve dolayısıyla üstün kişiliğimiz daha da övülesi hâle gelir. Ne mütevazılık ama! 05/12: "Özellikle de küçümseme konusunda harika olduğuma kanaat getiriyordum. En sık yardım ettiklerim küçümsediklerimdi."
– "Sanki gerçek arzum dünyanın en zeki ya da en cömert olmak değil... En güçlü olmaktı." Kişi böylece saygı görebileceğini zanneder.
–* "Tövbekar yargıç" ile kasıt, artık insanları onları suça veya kötülüğe iten sebepleri bilmeden veya anlamadan onları yargılamaktan Clamence'ın pişmanlık duyması ve sonrasında bu suça iten sebepleri anlama yolunda avukatlığa yönelmiş olması olabilir.
– "Hiçbir şey değildim, bana bağlanmaya değmezdi, yaşamımın başka bir akışı vardı." "En kötüleri 'Beni sevme, bana sadık kal' der." "Mutlu olabilmem için seçtiğim varlıklar yaşamamalıydı."
05/12:
–* Bilinç, muazzam bir şeydir. Evreni anlamlı kılan şey de odur. (bkz. Teleolojik Argüman)
– "Konuşurken ipin ucunu kaçırıyorum, dostlarımın övmekten hoşlandığı o zihin açıklığından eser kalmadı."
•] İntihar, yine bir nevi içinde bulunulan duygusal münzevilikten ötürü "dost" denileni cezalandırma şovudur. "Kimse kendini cezalandırılmış hissetmeyecekti, anladım ki dostum yoktu" (i.e. bkz. The Myth of Sisyphus) "İnsanlar; gösterdiğiniz nedenlere, içtenliğinize ve acılarınızın ağırlığına ancak öldüğünüzde inanırlar."
•••] Camus'nün eserlerinde genel itibariyle değinilen nokta; hiçbir kişinin, olgunun, ideolojinin kişiyi kendi benliğinden önceleştirecek değere ve anlama sahip olmadığı. Zahiren altruistik eylemleri sorguluyor ve bunların da egoist doğa gereği gerçekleştiğini anl(at)ıyor.
•} Sayfa 55, 56: Absürdizm'i özetler nitelikte
– "Ya mutlu olacak ve yargılanacaksınız (* Keşmirdeki yetimler, Yeni Zelandadaki cüzzamlar) ya da bağışlanıp sefil olacaksınız (* Hayattan kısmalar, bunu yapanları " Yaşamayanlar" veya "Bilgeler" diye adlandırıyor Camus)!" 06/12: " 'Seviyorum' diye yanıtlarsan gerçek duygularının ötesinde bir ilişkide olacaksın, 'Sevmiyorum' dersen sevilmeme riskini göze alacak ve acı çekeceksin."
–* "Talihsizlik"ten kasıt, bana öyle geliyor ki, doğamızın getirdiği dürtüler sonucu "suç" olarak nitelendirilen eylemlerin gerçekleştirdiğimizden ötürü suçsuzluğumuz. "Doğuştan dürüst ya da zeki olmak meziyet değildir. Tıpkı doğuştan ya da koşullar gereği suçlu olmak arasında sorumluluk bakımından fark olmaması gibi."
•] Camus'ye göre, bana öyle geliyor ki, insanlar "suç" olarak nitelendirilen eylemlerin sebeplerini zamana, mekâna, koşullara vs. dayandırarak masumluğu ispat çabası içerisindedir. Oysaki Camus'nün de tabiriyle "zor insan" olmak, doğanı kabullenip bu minvalde eylemlere başka kılıf aramamakla edinilen bir erdemdir. "Mesele, yargıdan kaçıp kurtulmaktır."
–* Kişi ilk önce tasvip ettiğinin yanlışlanabilirliğini algılamalı ki kusurlu diye hüküm giymeyi kabullenebilsin. Bu olmadan iyileşmeye isteksizdir. Oysaki o son yargıyı beklemeyecek kadar da sabırsızız, zira zaman az. Bu belki de kişinin doğru olanı inkar etme sebeplerinden de biridir. Ancak bilmeli ki sonsuzluk buna bir çözümdür. "Kendimizi düzeltmeyi ya da iyileştirmeyi istemeyiz. Çünkü bunun için ilk önce kusurlu diye hüküm giymek gerekir."
– "Alçakgönüllülük, parlamama; küçülme, galip gelmeme; erdem ise ezmeme yardım ediyordu. Barışçıl yollarla savaş açıyor ve kayıtsız gibi görünerek göz diktiğim her şeyi elde ediyordum..." "... Yalnızlığım kanıtlandığında (* Kastı önceden bahsedilenlerin gerçekleşmesiyle oluşan sahte acizlik) kendimi erkekçe bir hüznün güzelliğine bırakabilirdim."
– "Fazla simetri (* Teori) kanıtlamak istediğim şeye zarar verir."
•} Sayfa 63: Hayatın, Tiyatro'ya ve rollere benzerliği
– "İnsanların arasında onların ilgilerini paylaşmadan yaşadığımdan kurduğum bağlantılara inanamıyordum." Değer yargısı, alışılan değerler. Yanlış olsa dahi kanıksanmış
06/12:
•] Camus, Sosyalizm'i ve Komünizm'i sürükleyici buluyor. 07/12: Kollektivist hareketlerin toplayıcılığı ve çekiciliği
– "Bedensel kıskançlık,.. hayal gücünün sonucudur... Neyse ki aşırı zevk, hayal gücünü de yargı gücünü de zayıflatır."
•] Üstteki o ulaşılmaz yargıçlar da bir değer yargısının sonucu bir aradaydı. Camus, bunu sosyal hayatla bağdaştırıp herkesin kendi değer yargılarına binaen başkalarına yargıç kesildiğini anlatmak istemiş gibi. "Acıların en büyüğü, yarasız yargılanmaktır."
07/12:
– "... İnsanları üç kategoriye ayırırdı: Yalan söylemeye mecbur kalmaktansa hiçbir şey gizlemeyenler, hiçbir şey gizlememektense yalan söylemeyi yeğleyenler, hem yalanı hem gizi sevenler."
– "Hakikat ışık gibi kör eder."
–* Aidiyet hissi duyulanın kaybı/alınması doğal bir öfke, kıskançlık doğurur. Belki vatanseverlik de bundan kaynaklıdır.
– "Birbirine zıt partiler aynı ölçüde haklı göründü." Belief Development Theory'me uyar gibi :)
•••] Camus; eserlerinde, bilhassa Yabancı ve Düşüş'te, sürekli suçlu damgası yedikten sonra bağışlanamazlığın oluşturduğu o çaresizliğin vahimliğine değinmiş gibi.
–* Kölelik, ortak değer yargılarına tabi olmaktır. Ancak aksi de (Özgürlük) çözüm değildir. Camus öncelikle köleliği över, iyi bir çözüm olmasından ötürü. Ama özgürlüğün güzelliğine de hasret çeker. Ne absürt ikilem ama!
–* Gerçek yargıçlar tablosunun çalınması ve müzede herkese sahte nüshanın gösterilmesiyle, Rönesans ve ardından gelen Varoluşçuluk akımıyla artık insanların gerçek yargı kaynağı olan tanrıyı indirmeleri ve yerine hiçbir zaman indirilen kadar etkili ve bağlayıcı olmayacak olan sahte yargıçları asmaları gibi bir analoji bağdaştırılabilir.
Sonuç: Sartre haklıymış.