Gönderi

Okuyun, önemli :)
8/10
·80 syf.··
2024 23. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 15 Aralık 2024 22:15
Biraz fazla alıntı yaptım ama bir süre sonra dönüp baktığımda kitabın genel özetini hatırlamak istediğimde bu notların bana yardımcı olmasını istedim. Okumayanlar dahil nelerden bahsettiğini az çok biliyordur zaten çünkü oldukça meşhur bir kitap. Yine de kısaca bahsetmek gerekirse açılış sayfasında tanımlandığı üzere: ---- "Palyatif" sıfatının kökeninde Latince "manto" anlamına gelen pallium ve bundan türeyen "paltoyla örtmek" anlamına gelen "palliere" sözcükleri vardır. Tıpta temeldeki hastalığın tedavisinin mümkün olmadığı durumlarda hastanın şikayetlerini, esas olarak da acılarını gidermeye yönelik tedaviyi tanımlamak için kullanılır. ---- Yani burada toplum nezdinde kastedilen ve eleştirilen nokta aslında insan doğasının ve gerçeklerin üstü örtülerek, yalandan ve geçici bir konfor alanı sunulması. Rahat ve olumsuzluktan uzak gibi duran bu hayat tarzı aslında insanın yaşamdan kopuşu, kendinden uzaklaşması, topluma yabancılaşması, kronik bir şekilde tatminsiz hale gelmesine, daimi bir depresyona girmesine neden olmakta. Hakikat kavramının önemi yok edilerek sonsuz sayıda gerçekliğin yaşanabildiği sözde sınırsız bir özgürlük ortamında insanların farkında bile olmadan kendini bu düzene nasıl isteyerek dahil ettiğinden bahsediliyor. Baskıcı otoritenin boşluğunu masum görünen dijital kapitalizm otoritesinin ve kişinin kendi performans kaygılarının doldurduğunu anlatıyor. İnsanın acı ile ilişkisi geniş bir şekilde ele alınıyor kitapta. Acının kendisinden bu kadar uzaklaşma çabası insanı insanlıktan çıkarıyor ve her bir temel kavramın anlamını yitirmesine, içinin boşalmasına sebep oluyor. 1984 romanındaki distopya değil de, Cesur Yeni Dünya romanındaki gelecek, bugünümüzü daha iyi özetliyor gibi. Git gide daha çok o senaryoya yaklaşıyoruz ve robotlaştırılıyoruz. İnsan içi boş ve idealsiz şekilde uzun bir ömür sürmek için doğmamış olmalıdır. Seven, sevinen, üzülen, acı çekebilen, heyecanlanan, gülen, ağlayan vs. dolu dolu yaşayan ve yaşadığını hissedebilen bir canlı olursa ancak insan sayılabilir. Kitap kısa olmasının yanı sıra kısa ve basit cümlelerle yazılmış. Çok fazla dallanıp budaklanmamış ve odağını dağıtmamış. Bence makul uzunlukta ve mesajını oldukça etkili şekilde ulaştırıyor. Herkesin okumasını tavsiye ederim. Bir, bilemediniz iki günlük canı var zaten kitabın. *** Okurken aldığım birkaç not ve yorumumdan: 1) Acının gerekliliği ve hayatın her alanında bir anlam ifade ettiği, acı olmadan hiçbir şeyin doğal ve doğru haliyle var olamayacağı kitapta bolca anlatılıyor. Tamam bunda problem yok. Yalnız burada şöyle bir ince ayrımın vurgulanması gerektiğine inanıyorum: Salt acı çekmek bir insanı daha üstün veya yüce yapmıyor. Acıların çocuğu olmak olgunlukta tavan yaptırmıyor. İnsanın yıllar boyunca acılar içinde yıpranıp parça parça eksilmesi onu ancak daha sefil ve acınası bir hale sokacaktır. Buradaki önemli nokta acıyı illa ki derinden ve her an yaşamak değil; acı kavramının varlığının farkında olmak, ondan köşe bucak korkarak kaçmak yerine ondan sakınmak ve onu hayatın bir parçası olarak algılayabilmek ve kabullenmek becerisi. Yani acıyı asla ama asla deneyimlememek için kendini parçalamak ve onu yok saymak durumu evet hastalıklı ve insanı bozan bir tutum olabilir fakat acı kavramını bilerek, ondan akıllıca sakınmak bence makul bir insanın tavrı olabilir ancak. Bu durumda herhangi bir ders çıkarma kabiliyeti olmayan ve dümdüz acı çeken derinliksiz bir insan olmak değil bence ulaşılması gereken yer. Akıllı insan her olumsuzluğu bizzat yaşayıp deneyimleyerek değil, gözlem ve tümevarım gibi kestirmelerle de gerçekliğin farkına varabilen kişidir. Her durumda söz konusu olduğu gibi bu acı kavramının da "dengeli bir yaklaşıma" ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. 2) Kitapta sağlıklı yaşamanın aşırı kutsallaştırıldığı, herkesin üzerinde görünmez bir baskı ve uzun yaşamayla ilgili performans kaygılarının olduğu, ölçüm ve sayım işlemlerinin yaşamsal anlatının yerini aldığı vs. eleştiriliyor. Tamam bir yere kadar haklı. Pandemi döneminde kişisel özgürlüklerin iyice yok sayıldığı ve sadece ölmemek adına yaşamdan vazgeçildiği falan da eleştiriliyor. İyi güzel ama yine dediğim gibi hayat bir denge oyunu. Yani vur patlasın çal oynasın, herkes kafasına göre sınırsız özgürlük içinde istediğini yapsa mıydı mesela? Çözüm ne yani? Evet söylenenlerin bazıları haklı ve endişe verici. İnsanlara tehlikeli nesne muamelesi yapılması, herkesin tehdit olarak algılanması, bedensel hürriyetin dahi sınırlandırılması tamam rahatsız edici... Ama? Sonuç? Bence burada biraz fazla liberal bakmış. Bir de şöyle bir durum var. Yine ince ayrımlar söz konusu. Şimdi kendisine yabancılaşan ve sürekli kendisini mutsuzca eleştiren, beğenmeyen, belli bir kalıba sokmak için yırtınan, başkalarına benzemeye didinen biri tamam mutlu olamaz ve depresif hissedebilir. Bu kişiyi palyatif toplumun bir parçası olarak sayabiliriz kabul. Ama sağlığına dikkat etmeye çalışan ve bedenine iyi bakan, daha pozitif, daha enerjik hisseden ve bir nebze disiplinli yaşamaya çalışan biri de mi bu kategoriye dahil oluyor? Dışarıdan bakınca iki profili birbirinden ayırt etmek çok zor. Tıpkı 1'inci maddede söylediğim gibi. Endişe içinde acıdan köşe bucak kaçan veya bilinçli olarak acıdan kaçınan kişilerin farkı gibi bu da. Yani tamamen kafasına göre yiyip, içen, hiçbir şeye dikkat etmeyen ve obezitenin pençesinde hastalıklarla boğuşan biri mi makul olan? E o da değil... Yine denge ve farkındalık unsuru çıkıyor ortaya bu durumda. Bu tarz yanıltıcı olabilecek ince ayrımlar çok vurgulanmamış kitapta. 3) İnsanların kendini veya bir başkasını özellikle gelişim çağındaki çocukları sürekli hoş tutmaya çabalaması iyi niyetle cehenneme açılan kapıya doğru götürüyor. Sürekli bir hoş tutma hali çok tehlikeli. Bu çaba işe yaramadığı gibi anlık zevkler yaratmanın dışında sürekli tatmin olma eşiğini daha yukarı çıkararak insanları asla doymama girdabına sürüklüyor. Bunun yerine olumsuz şeylerin de gerçekliğinin farkında olarak ve onları da yeri geldiğinde hakkıyla yaşayarak pozitif şeylerden gerçek tatmin alınabileceğini unutmamak gerekir. Özellikle çocukların karar, davranış, eylemlerinin her türlü sonucunu deneyimlemesi ve kafasına işlemesi bence kritik. Tabi bu esnada tehlikeye düşmeyecekleri kontrollü bir ortamın varlığı sağlanarak. Aksi takdirde büyüdüklerinde de hayattan sürekli bitmek tükenmek bilmeyen kendilerine özel talepleri olacak ve asla hak ettikleri değeri ve ilgiyi görmediklerine inanacaklar. 4) Edebiyat, sinema, sanat dalları, oyunlar vb. eserlerde artık orijinal ve eşsiz içeriklerin ortaya çıkmadığı ve her şeyin aynılaştığı eleştirisi de var ki bence haklı. Sanatın tamamen ticarileşmesi ve her beklentinin yine paraya indirgenmesi bunun en sıkıntılı sebeplerinden. Aslında kayda değer ve hayran olunası şeyler yine ortaya çıkıyor ama istatistiksel olarak tabi ki toplamdaki payları azalıyor ve keşfedilmesi ve büyümesi zorlaşıyor. Sonuç olarak kendimize, çevremize, insanlığa karşı duyarsızlaşmak, acıdan kaçınarak daha derin ve içinden çıkılması zor depresyonlarla boğuşmak ama bir yandan da kendimizi sürekli geliştirdiğimizi ve değerli hale getiriyor olduğumuzu sanmak gibi hastalıklı ve içinden çıkılması zor bir sarmalın içindeyiz. Akışa, modaya, güncele çok kendimizi kaptırmadan oturup düşünebilme ve farkındalığımızı değerlendirebilme yetisini kaybetmemeliyiz. Bunun yolu tek bir şeyden geçmiyor. Çok okumakla da olmuyor, çok çalışmakla da olmuyor, çok düşünmekle de olmuyor veya başka bir şey. Tek bir slogana indirmesi zor bir şey ama mecbur kalsaydım "akıntıya kapılmayan bağımsız bir üst akıl" derdim herhalde çözüme ulaşmak için.
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,335 okunma
··
1 +1'leme
·
2.478 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
2 kez baştan sona okudum, yine harika bir inceleme olmuş ☺️👏🏻 Özellikle “Akıntıya kapılmayan bağımsız bir üst akıl” ifadesi, özgür düşünce ve kendi değerlerimizi oluşturabilme gücünü çok iyi özetlemiş. Ama bunun gerçekleşmesi için, tek bir yönteme odaklanmaktan ziyade; dediğin gibi okumayı, düşünmeyi, sorgulamayı ve öğrenmeyi iç içe geçiren bir denge kurmamız gerekiyor. Umarım hepimiz bu dengeyi yakalayarak, daha bilinçli ve özgür bireyler olarak hem kendimize hem çevremize ışık tutabiliriz. Teşekkürler… 🙏
Bu kitap bana dil olarak çok ağır geldi akmadı yarıda bıraktım devam etmeli miyim
Sheldon
Gönderi Sahibi
Yani bilemiyorum. Hatırladığım kadarıyla kısa kısa cümlelerden kurulu ve konu, odak olarak dallanıp budaklanmayan sade bir yapısı var gibi gelmişti bana. Ama size hitap etmediyse ve hoşunuza gitmediyse illa da devam edin diyemem.
Harika bir inceleme olmuş, emeğinize sağlık 👍☺️ Benim de çokça alıntı yaptığım bir kitap oldu. Kısa olmasına rağmen çok derin ve okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.