Nasıl başlasam pek karar veremedim. Sanırım hissettirdikleriyle başlamam doğru olacak.
Kitabın sonlarına doğru, bir sahne öyle vurucuydu ki, kendime gelemedim. Bir beş dakika gözlerimi kapadım, karaketerin geçtiği o yollardan geçtim, yaptığı haraketlerin aynısını yaptım, o anı yaşadım. Karakterin başına gelen sanki benim başıma gelmişti. Konuşamadım.
Karakterlerin, yüzlerini, kıyafetlerini görüp, seslerini bile duyabildim desem abartmış olmam.
Kitabın sonlarında, keşke sonsuza kadar devam etse diyebileceğim bir ruh halindeydim. Bir süre okumaya bile ara vermeyi düşünebilirim.
Sanırım beni ne kadar etkilediğini böyle anlatabilirim.
Raskolnikov…Kitabımızın ana karakteri.
Roman, ana karakterimizin hayata bakış açısını, teorilerini, toplumsal ahlakın sorgulanmasını, aile ilişkilerini, dostlarını, düşmanlarını, tüm bunlarla olan ilişkilerini, hem fiziksel, hem ruhsal olarak inceliyor, nakış gibi işlenmiş satırlardan akıyor.
Raskolnikov’un hayatına giren her bir karakteri derinlemesine inceliyoruz ve incelerken onlarla beraber sanki onların evlerine konuk olmuş, o sahne içinde bir köşeden izliyoruz tüm olanları.
Dostoyevski’nin betimlemelerini oturup burada anlatmaya çalışmak, onlara yorum yapmak benim gibi biri için çok ayıp olur ama bu romanında resmen en uç noktaları yaşamış ve biz okurları esir almış yumrukluyor adeta
Romanın Raskolnikov dışında benim için iki ana karakteri daha var. Kız kardeşi Dunya ve Sonya.
Karakterlerin, ne olduklarına, kim olduklarına, yaşayışlarına değinmek istemiyorum. Hepsinin hayatı ayrı bir roman konusu olabilirmiş. Diyaloglarında yatan düşünceler o kadar insana ait olan gerçeklik ki romana anlam katan bir diğer özellik de bu bence.
Romanın sorgulattığı olgular ise, toplumsal ahlak, kurallar, insan olmak, insan olmanın getirdiği davranışların nedenleri diye sıralayabiliriz.
Aslında gündelik yaşamımızda da sorguladığımız kuralları, özgür birey olarak davranışlarımızın sorumluluğunu nasıl alacağımızı sorgulayan noktalar gördüm.
Yan karaketerlerin, oturup size meyhanenin bir köşesinde derinlemesine anlattığı, dalga geçtiği ve eleştirdiği bu olguları düşünüyoruz her bölüm sonunda.
Bir ara ana karakater acaba nihilisit mi dedim, cevabını da sonunda verdi.
Betimlemeler o kadar ince ki, gerçekliğini sorgulamak komik olurdu.
Özetle, roman, gündelik yaşamınızda sorguladığınız, herkes için geçerli olan olguların, gerçekten öyle mi olduğunu sorgulatan bir kurgu içinde, sizi alıp başka bir noktaya getirmekte.
Bir kitap düşünün ki cinayeti başında ayrıntılarıyla verip sonuna kadar ilk heyecanla okunabilsin. Bir tutkudur Dostoyevski okumak ve onun yarattığı karekterlerde kendini bulmak..