Yıllar önce tanışmıştım Küçük İskender’le. İnternet yeni yeni yaygınlaşıyor, MSN’ler kullanılıyor, Facebook daha gün yüzüne çıkıyordu. Atarlı giderli tüm sözler bilindik yazarlar adına paylaşılıyordu. Her şeyin daha güzel olduğu yıllardı. Resmi bir sayfası yoktu o zaman yazarın. Ben açıp yönetebileceğimi söyledim ama o konulara hiç bulaşmak istemediğini söyledi. Hayal kırıklığına uğramakla birlikte bir hayran sayfası açmıştım onun adına. Yıllarca yönettim ama bir daha görüşmek nasip olmadı kendisiyle. Sonra öldü işte… “Ölmeme günün kutlu olsun,” dedim. “Nasıl ölmedim ama,” dedi.
“Üzülmeyeceksin sakın, istediğim gibi bir hayat yaşadım ben, bile isteye yaşadım.”
Bir odasının kütüphane şeklinde dizayn edildiği bir evde büyüyor Küçük İskender, küçük yaşlarda Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Ahmed Arif ve Sevgi Soysal gibi büyük yazarların kalemiyle tanışıyor. Tıp okumasını istiyor ailesi ama edebiyatla bu kadar içli dışlıyken ne mümkün kopması… Yarıda bırakıp tıp eğitimini edebiyata yöneliyor. “Sevdiğim şairlerin hemen hemen hepsi daha ben doğmadan ya da henüz onlarla tanışma fırsatı bulamamışken öldüler.” Gerek hayatı, cinsel eğilimleri gerekse keskin üslubu nedeniyle oldukça tepki çekse de inatla devam ediyor mücadelesine. Şiirimizin başına gelen en güzel şeylerden biri... “Ben öldüğüm zaman insanlar dansa gitsin isterim. Bir gün önce dansa gitmişlerse özlediklerini arasınlar isterim.”
“Sevdiğim insanları daha önce de kaybettim.
Ölüm idmanlı olduğum bir meseledir.”
Ölüme bile alıştıran hayat nelere alıştırmazdı ki insanı? Ne diyordu Nazım Hikmet Ran:
“Yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı.
en fazla bir yıl sürer
yirminci asırlarda
ölüm acısı.”
Birer birer kazandığımız ne varsa yitirdik aynı hızla. Tamam, gittin diyor Umay Umay ardından. Ama bir şekilde devam etmeli: “Her elveda, kırık bir merhaba nasılsa.”
“Yaşamaya karar verdim.
Yaşanmamış olana kaygılanmamaya.”
Tüm sayılarını tamamlamaya çalışıyorum KafkaOkur’un. Geriye dönük olarak okuduğum bir sayıydı. Ama geride ne cevherler varmış. Kimler gelmiş kimler geçmiş derginin sayfalarından… O günlerde keşfetmek isterdim dergiyi. Sinem Sal’ın bir yazısına denk düştüm, “Her geçen gün daha silik, her saniye daha bitik, diye bir reklam filmi çekebilirdim kendim için.” Ve Cihat Duman’ın aforizmaları “Onu tanımadan önce dahi kokusunu biliyordum.” Bir garip yol arayışındaydı Birsel Kılınçcı “Gelecek aydınlıklarım için biriktiriyorum karanlıklarımı.” Umay Umay demiş miydim? Onu unutmak ne mümkün. Kısaca kesişiyor yolları, birbirlerine delice benzerken. “Çok yakın ve çok uzaktık birbirimize.”
Çok da uzatmak istmemem. Bir nedeni yok, yalnızca seviyorum sizi: Bir organ nakli gibi. Madem bu kadar Küçük İskender’den dem vurduk, onun bir eseri ile olsun vedamız: google.com/search?q=k%C3%B...