Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali'nin bir diğer romanı..(ÖZETTİR)
Kitabın adı romanın başlangıcı aslında. Yusuf, Aydın Kuyucak köyünde yaşayan bir çocuktu. Ancak çocukluğunu yaşayamadı. Köyü basan eşkıyalar annesini ve babasını vahşi bir şekilde öldürmüştü. Kaymakam, candarma, doktor gelene kadar ölülerin üstünü örten başucunda bekleyen o çocuktu. Kaymakam gördüğü bu manzara ve Yusuf'tan aldığı cevaplar üzerine çok etkilenmişti. Ona hiç oğlu olmadığını ve onunla gelip evladı olmasını istedi. Eve geldiklerinde bu duruma Salahattin Beyin pek şımarık ve ukala karısı Şahinde hiç razı olmamıştı. Kocasına söylendi durdu bu çocuk başına bela olur dedi ancak sadece söylenmekle kaldı. Zaman geçtikçe aslında bu durumdan memnun da olmaya başlamıştı. Kızı muazzezi Yusuf'a bırakıyor, kendisi de gezmedik yer bırakmıyordu. Zaten Yusuf ile Muazzez arasında da inanılmaz bir ilişki oluşmuştu. Vurdumduymaz, efendi, sakin ve duygularını belli etmeyen bu çocuk, küçük kızın yanında adeta çocuklaşıyordu. Muazzez ise sadece onu dinler, asla sözünden çıkmazdı. Salahattin bey artık Kuyucak'tan çok uzağa Edremit'e tayin olmuştu. Edremit'in ilk yıllarında mektebe gitmeye başladı. Okuma yazma öğrendikten sonra okul ona sıkıcı gelmeye ve gitmemeye başladı. Mahalledeki gençlerle hiç iletişim kurmamıştı. Kendi yaşadıkları kendine yetiyordu belki de. Ancak kendisi ile uğraşan olursa hiç tereddüt etmeden yapıştırıyordu yumruğu. Daha çok mahallenin efendilerinden Kazım ve Ali ile takılıyordu. Aradan 6 yıl geçmişti, neredeyse Kuyucak'ı hatırlamıyordu bile. Mahalle kabadayılarına rastladığı ilk vukuatı da Ramazan Bayramı günü olmuştu. Salıncakta sallanan Muazzezi, Ali ve Yusuf izliyordu. Kendini bilmez Fabrikatör Hilmi Bey'in oğlu Şakir ile Hacı Rıfat'ın oğlu İhsan gelivermişlerdi. İhsan, Yusuf'u görünce eliyle ve başıyla selamladı. Şakir ise salıncağa doğru yöneldi. Sarhoş olduğu belli olan bu genç, İhsan ile sallanmaya başladılar. Biraz hızlanınca Şakir dört tarafa çarpılır oldu. Başındaki oyalı yemeniyi çıkararak yan salıncaktaki Muazzeze doğru fırlattı. Korkuya kapılan Muazzezi, Aliyle birlikte göndermeye kendisi de onların yanına gitti. İhsanın etme gözünü seveyim, bak sarhoş zaten demesine kalmadan Yusuf silkindi ve yumruğuyla Şakir'i yere semesi bir oldu. Yerdekine iki tekme daha savurdu fakat ötede bekleyen Ali ve Muazzez Yusuf'u alarak uzaklaştılar. Kış gelmeden babasının zeytin tarlasında işçilerin başında durup hasadı toplaması gerekiyordu. Köse İbrahim ile biri kadın ve çocuğu ile Yusuf'un yanında geldiler. Şakir Beylerde çalışırlarmış, dayak atmışlar, maiyetine gelmek isterler boğaz tokluğuna da olsa senin yanında kalmak isterlermiş. İşçileri tam olmasına rağmen anlamadığı şekilde bu kadın ve hastalıklı kızından pek etkilenmişti. Kadın kocasının aldatıp kaçtığını ve Aydınlı olduğunu öğrenince çalışın bakalım bir yolunu buluruz dedi. Ertesi gün işe gelen kadın hastalıklı kızını getirmemişti. Yusuf iş çıkışı anne ile birlikte kaldıkları yere gitti. Evleri ev değil bir bahçede bulunan derme toplama bir yerdi. Yaptıkları alışverişler ile kadın çorba yapmaya başlamıştı. Kızına çorbayı uzattı göz göze geldiklerinde ikisi de bu adamdan sakladıkları aklına geldikçe gözyaşlarına boğuldular. Yusuf artık anlatmaya hazır bu kadını dinlemeye başlamıştı. Kocası candarma Seyit Efendinin işi icabı gittiği köylerde gönül eğlendirdiğini, kendisiyle göz göze bile gelmekten çekindiğini, bir gün kapısının önünde baba baba diye ağlayan kızını görünce artık evi terk ettiğini anlamıştı. Birkaç hafta evdeki erzaklarla geçinmişlerdi ancak günler geçti ve onlar aç oturdular. Kızının haline acıyan kadın oturmak yerine pabuççu Yunus Ağanın yanına gitti ve o ertesi gün Hilmi Beylere taşındılar. Evlerinde hizmetçilik yaptıklarını ancak daha sonra Hilmi beyin oğlu Şakir'in bunlara etmediğini bırakmadığını ve nasıl kaçtıklarını bilemeden bu dökük yere geldiklerini anlattı. Yusuf hiç düşünmeden kadın ve kızını alarak evlerine götürdü. Salahattin bey ve karısı Şahinde bunların çok üstüne düşmeyerek evde yardımcıları olarak çalıştırdı. Salahattin bey bu aralar ceza reisi ile Hilmi Beylerin evinde takılıyordu. Kendileri oyun oynar kaymakamı da katmaya çalışırlardı. Bir planı olan Hilmi Bey Salahattin Beyi bu oyuna dahil etti. Bir kez oynayayım iki kez oynayayım derken tamı tamına Hilmi Bey'e 320 altın borçlu olarak bitirdi. Kendini sarhoş bir şekilde eve atarken olayın etkisinden daha çıkamamıştı. Bu kadar altını nasıl ödeyecekti. Yıllık maaşını dahi verse senelerce ödemesi gerekecekti belki de. Ne diye Hilmi Bey onu böyle bir borçla kendine bağlamıştı. Yakında bu belli olmuştu. Şahinde her şeyden habersiz Salahattin Beye Muazzeze, kızına, Hilmi beyin oğlu Şakir için görücü geldiklerini söyledi. Salahattin Bey Yusuf'u bunu söylemekten çekindi. Ancak Yusuf bunu muazzezin kolunda bilezikleri görünce ve muazzez de söyleyince bu işe çok sinirlendi. Yusuf bayramyerinde Şakir'e attığı yumruk sonrası Şakir'in bende o kızı alıp götürmezsem dediğini hatırladı. Gel zaman babası artık bu isteme işini uzatmaktan bıktı, Şakir de belki akıllanmıştır, efendi olmuştur diye düşündü. Yusuf'a da gidip aynen bunları söyledi. Yusuf sessizliğini bozmamaya çalışsa da Kübra'ya yapılanları biliyordu. Öyle değil baba, gel de şu kadınlara sor birde. Salahattin Bey evlerine sığınan bu kadını ve kızını dinledi. Yusuf, Şakir ve arkadaşlarının olduğu mekana gitti. Babasının borç senedini eline aldı herkes kaçıp gideceğini zannederken Yusuf cebinden keseyi çıkarıp altınları saydı. Tam 320 altın vardı. Yusuf mekandan çıktıktan sonra Şakir'e, Hacı Etem ve diğer arkadaşları şaşkınlıkla kalakalmıştı. Yusuf'un bu kadar parayı nereden bulduklarını gerçekten merak etmişlerdi. İntikamlarını almak için son çare kaçırmayı dahi düşünmüşlerdi Muazzezi. Yusuf bu kadar parayı ise babasıyla konuştuktan sonra Ali'nin yanına gitmişti. Bir yolunu bulmak için gelmişti ki Ali Muazzezle evlenme karşılığında bu parayı getireceğini söyledi. Ali babaannesinin onu kırmayacağını biliyordu. Babaannesi de onu şaşırtmadı ve altın kesesini verdi. Ertesi gün Ali Yusuf'a Yusuf da Şakir'e vermişti. Ali muazzezin hayalini kuruyordu. İçi kıpır kıpırdı. Yusuf'tan haber bekledi durdu. Yusuf kah geliyor, kah alışması gerektiğini söylüyordu. Muazzez de annesi de bakkalın oğlu parasız Aliye vermek istemiyorlardı. Ancak hiçbir şey hissetmeden alışmaya başlamışlardı. Hacı Rıfat2ın İlyas'ın düğünü sırasında Şakir'in sarhoş bir şekilde direkt izleyenler arasında duran Aliyi hedef alıp vurmasıyla bu evlilik işi de istemsiz bir şekilde bitmişti. Bundan sonraki zamanlarda Salahattin beyde kalp hastalığı, şahinde yine aynı şekilde gezmeler, Yusuf'ta ağırbaşlı hallerine geri dönerek evden işe işten eve gidip gelmeye başlamıştı. Muazzez bu zamanlarda ya evde tek kalıyor ya da annesiyle birlikte komşulara gidiyordu. Salahattin beyin kafası muazzezdeydi. Kendisi öldüğü zaman Muazzezin hali ne olacaktı Yusuf'un Muazzezin annesi ile Hilmi beylere gidip sıkı fıkı olduklarını duyunca birden çekip gitti ne yapacağını bilmiyordu ancak Muazzezi orada bırakmak istemediğinden emindi. Arabacının arabasını alarak Şakirlerin Cennetyatağındaki bağlarına doğru sürdü. Yolda birçok kez vazgeçecek olmasına rağmen varmıştı. Muazzezi de alıp bilinmeyen bir yere doğru sürdü. Şahinde kızının olmadığını öğrenince bunu kocasına söyledi. İki genci arama çalışmaları başladı. Bir akşam vakti bir arabacı geldi ve Yusuf'un arabacıya arabasını geri verdiğini, ikisinin orada nikah kıydıklarını ve gelmeyeceklerini söyledi. Salahattin Bey'in ricası ile geri arabacıyla bulundukları yere gittiler. Geri dönmeye isteği olmayan Yusuf'a Salahattin Beyin beni nasıl yalnız bırakacaksınız, bu son günlerimde sizden başka kimim var diyerek Yusuf'u ikna etti ve sabahleyin yola düzüldüler. Salahattin bey olmasa Edremit'te bir saniye kalmaya tahammülü olmayan Yusuf'un babasının kaymakamlıkta bulduğu katiplik işiyle düz memur hayatı yaşamaya başlamıştı. Nikahlı karısı olan Muazzezi ise çok seviyordu. Hayatları bu defa da kalp rahatsızlığı bulunan Salahattin beyin ölümüyle sarsılmıştı. Edremit'e yeni kaymakam İzzet bey gelmişti, Yusufların en önemli gelir kaynağı kesilmişti. Yusuf aldığı parayla geçinemeyeceklerini biliyordu. Zaten yeni kaymakamla tanıştırılmış ve gözü pek olan bu kaymakam onu işinden çıkarmamış ancak vergi toplayıcı olarak köylere süvari yapmıştı. Artık Yusuf bir hafta yoktu arada bir iki gün gelir dinlenir tekrar giderdi. Boş teldolap boş torbaları görünce ah nasıl olur nasıl olur diye mırıldanırdı. Şahinde Yusuf'un verdiği bir altınla geçinmemin imkansız olduğunu bildiği için söyleniyor Muazzez ise bunu yapmamasını annesinden rica ediyor, annesi de sabahtan çıkıp komşularında gününü geçirdikten sonra eve geliyordu. Muazzez ise evde tek kalıyor, düşüncelere boğuluyor, Yusuf'u beklemekten başka bir şey yapmıyordu. Annesi kızının bu halini de görünce söylemekten geri kalmadı ve gençliğine yazık edersin, insan içine çıkmaktan kaçarsan yazık edersin diyerek onu da tanıdıklarına beraber gidip gelmeye başlattı. İş artık komşulardan da çıkıp erkeklerle, kaymakamla, ceza reisi ile de dedikoduları çıkmaya başlamıştı. Muazzezin kolunda altın bilezik, evlerindeki birkaç değişikliği Yusuf fark etmemişti bile. Muazzez ise hiçbir şey söyleyemiyor onu bu durumdan kurtarması için gözleriyle yalvarıyordu. bu günler aynı şekilde gelip geçti. Gece yarılarına kadar duran misafirleri yüzünden geç uyumuşlardı. Gelen Yusuf kapıyı uzun müddet çaldıktan sonra Şahinde açmaya geldi. Yusuf Muazzez'in bu saate kadar uyanmamasına şaşırdı ve odasına doğru sessiz adımlarla çıktı. Gördüğü manzara karşısında şaşırdı. Karısına nerdeyse 2 aydır tam anlamıyla bakmamıştı. Bu kadar değişiklik karşısında aşağıya inip Şahinde 'ye "Ana, neler oldu bu evde, bana söylemeyecek kadar ileri gittiniz mi, şunu kafana koy Muazzez'in hiçbir kabahati yok ona hiçbir şey yapmayacaksın" sert bir bağırdı ve "Söyle akşam evdeki misafirler kimdi?" diye sordu şahinde " Pek mi öğrenmek istiyorsun söyleyeyim öyleyse amirin, İzzet bey, bizim aç mıyız tok muyuz bakmaya gelmiş senin verdiğin bir mecidiye ile mi geçinilir zannediyorsun" Yusuf duydukları karşısında sinirden ne yapacağını şaşırdı "Bak Anacığım bize kötülük etme, bizi birbirimizin yüzüne bakamayacak hale getirme, ben her şeye dayanırım ama böyle bir şey yapanların ettiklerini yanlarına komam. Ana bak sana açıkça söylüyorum şu iş şöyledir böyledir demiyorum ama dikkat et bir kepazelik olursa hepinizi yakarım. Demin de dediğim gibi muazzeze kabahat bulmam her şeyi senden bilirim. Onun gönlünü benden ayırmaya uğraşma dedi yerinden fırladı taşlıkta çizmelerini giydi ve hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikate sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. bu da karısı idi. Muazzezin yokluğu onun için müthişti. Geldiği köyde hastalanmıştı Yusuf. Yüreğinde sürekli Muazzez'i öylece bırakmanın sıkıntısı vardı. Ayağa kalkar kalkmaz işini bitirmeden eve doğru atını sürdü. Hava bir kış gününden daha soğuktu. Eve vardığında kapı parmak kadar aralıktı içeriden ılık bir hava ve ud sesi geliyordu. Bir saniye durakladıktan sonra kapıyı itti. Ortada eve peyda olan masa vardı ve onun etrafında kaymakam İzzet Bey ve Şahinde oturuyordu. Sedirin üzerinde ise Hacı Etem ve Şakir bir şeyler konuşuyor yanlarında ise kendinde olmayacak kadar sarhoş Muazzez ve onun üzerine eğilen candarma bölük kumandanı Kadri Bey vardı. Yusuf eşikte belirince ortalık müthiş bir sükuta varmıştı. Yusuf odaya şöyle bir göz gezdirdikten sonra içeriye doğru bir adım attı elindeki meşin kamçıyla öncelikle izzet Bey'in suratına yapıştırarak rastgele vurmaya başladı ardından lamba şişesi yere düşünce ceketindeki silahını çıkararak her tarafa ateş etmeye başladı. Uzun senelerden beri nefsinde karşı yaptığı tahakkümlerin acısını çıkıyor, içinde boşandığını hissettiği bir çarkın artık durulamayacağını anlıyordu. En ufak bir kıpırdama olduğu köşeye ateş ediyordu. Silahında kurşun kalmadığını anlayınca bir an durdu hafif bir sesle Muazzez dedi yanı başında yerde Yusuf diye bir ses duydu Yusuf Muazzez'i alıp atın üstüne bindirdi ve dörtnal uzaklaştılar. Yolda Muazzez'in ben yaralıyım galiba Yusuf demesiyle durakladılar. Muazzez gitmesi için ısrar etti ve bir müddet daha gittiler. Hayvanın artık gidemeyeceğini anlayınca Yusuf durdu, Muazzezi kucağında tutarak yere indirdi. Bir çocuk kadar hafif ve ince olan bu beden artık hayatta değildi. Muazzeze son görevini yapan Yusuf içindeki büyük yıkıntılara, büyük kederine rağmen başını eğmek istemiyordu...
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,8bin okunma