Gönderi

Dünyanın Sonuna Dünyadan Önce Giden Adamlar
10/10
·533 syf.··
Beğendi
·
2024 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Aralık 2024 00:00
Yeraltı Edebiyat'ına dair okuduğum ilk kitap. Bayıldığım ve bitmesini istemediğim. Hakan Günday'ın da edebiyat dünyasına adım attığı ve adından övgülerle söz edilen ilk kitabı. Bu kitap kesinlikle Fight Club'tan çok daha büyük ve büyüleyici bir dile sahip. İkisi de yeraltı ama Hakan Günday bu işin piri bence. Yaza yaza bitiremem duygularımı. Ama ben yine de nispeten kendime göre küçük bir inceleme yapmaya çalışacağım. Tabi düşüncelerim izin verirse az yazmama. Her şeyi geride bırakıp kendilerine göre hayat inşa etmeye çalışan iki karakter Kinyas ve Kayra. Modern dünyanın verdiği olanaklardan nefret ederek dünyanın karadeliği olan ve her seferinde Günday'ında tekrarladığı o üçüncü dünya ülkesi olan Afrika'ya giderler. Yeni bir hayat, üstelik kural tanımaz, tamamen kendi zevklerine göre inşa edilmiş, her seferinde geçmişlerinden kaçmak için bulunan değişik isimler ''jack, jock, Louis Perrot, Kinyas ve Kayra'' ve asla pişmanlık duyulmayacak hayatlar. Dan diye vuruyor sözcükleri Hakan Günday'ın. Kitaba başlar başlamaz sert cümleleri ile karşılaşıyor insan. Üstelik hiçbir sözünü esirgemeden yapıyor. Böyle yapması daha iyi çünkü samimi bir metin okuduğumu anlıyorum. Daha önce defalarca elime alıp bazı sebeplerden bıraktıysam da bu sefer sonuna kadar gitmeye kararlıydım. Bir yeraltı edebiyatı okuduğumun farkında olarak aldım kitabı elime. Kinyas ve Kayra. Birbirlerine ebediyen dost ya da düşman. Birbirlerine söyleyecek bir sürü sözleri olan ya da hiç olmayan. Birbiri uğruna ölen ya da birbirini öldürmek isteyen iki ayrı şahsiyet... Kinyas, Kayra'ya göre nispeten daha iyimser hayat süren ama bir yanı da Kayra gibi olan. Kayra ise her türlü kötülüğü ve pisliği yapan daha acımasız olan ve ikisinin arasında dünyanın tutukluluk yapmayacak kusursuz silahı Smith Wesson. ''Eğer bir silah filmde gösterildi ise illaki patlamalı'' diye bir söz varya hani, işte o söz gerçekleşir ve silah daha ilk sayfalarda patlar. Sonra hiçbir şey olmamış gibi devam edilir. Sanki Günday hayatın olağan akışını daha çok önemsiyor ve eğer bir sorun varsa bile bu unutulduğunda bir önemi yokmuş havası vermeye çalışır. Yani herşey hayatın olağan akışı içinde bir tuhaflılık barındırmıyormuş gibi. Hayatı karşı iki karakterde de hem bir duruş hem de bir yıkılış var. Bazen nedenini kendilerinin de bilmediği ve bunun için çabalamadıkları... Hayata adapte olamamış, insanların gözünde kendi görünüş ve değerlerini önemsemeyen ve ''her nasılsa bizim için kötü düşünüyorlardır'' diye düşünüp hayatın akışına müdahale etmeyen karakterlere sahiptirler. Kendi deyimleri ile ''Dünyanın sonuna, dünyadan önce giden adamlar...'' Yer altına inebildiğimizi Günday çok açık bir biçimde bize gösterebiliyor. Yeri geliyor uyuşturucu ticareti ye geliyor fuhuş yeri geliyor bol kanlı sahnelere tanık oluyoruz. Aslında bunlar hayatın akışı içinde olan ve Günday'ın bize bunları göstermek için fazla da bir çaba sarf etmediği ama doğru yerlere temas ettiğini düşündüğüm yerler. Kinyas, hayatta var olduğunun ve bunun bilincinde olarak hayatın altında ezilirken, kafasının içinde hayatta karşılaştığı her sesi duyarken, insanların yalanlarını, kısa süren hayatları, taksinin, kadının, ayakkabının, geminin, denizin sesini duyarken ve bundan dolayı uyuyamayıp artık intihar edecek noktaya gelmişken, Kayra ise varolmadığını kendine kanıtlamış şekilde hiçbir düşünceyi kafasında fazla büyütmeyerek devam ederler hayatlarına. Kinyas ve Kayra, Afrika'da uyuşturucu ticareti yaparak ya da birilerini öldürerek büyük para kazanırlar. Yeri geldiğinde silah zoru ile yeri geldiğinde ise konuşarak ticaret yapmaya çalışırlar. Yeni tanıştıkları insanlara karşı özbenliklerinden ayrılarak farklı bir kişiliğe bürünürler. En önemlisi ise yeni tanıştıkları insanlara karşı bazen çok şefkatli bazen ise kafede kısa sürede tanıdıkları kadınları yatağa bağlayıp fantezi ve işkence ile karışık muameleler yapacak kadar tezattırlar. Yaptıları ticaret sayesinde artık Afrika'dan kaçmaya karar vererek ve yakalanmak istemeyerek, tabii kimliklerinin olmadığını da hatırlayarak bunu illegal yollardan, bir gemi ile kaçarak yapmayı düşünürler. Ancak bindiklerinden itibaren gemide olan herkes ile bağ kurup sorun çıkmamasını önlemeye çalışırlar. Burada önemli olan detay Kinyas ve Kayra'nın bulundukları her ortamda kendilerini güvende hissetme duygularıdır. Gemide de bunu tayfaya karşı yaparlar ve sıcak ilişki kurup yolculuklarını sorunsuz bir şekilde atlatmak isterler. Günday bunu Hotelde, kafede, gemide hissettirir. Güven, yaşamın sürmesi için zorunluluktur ve yerinin doldurulması gerekir. Güven duygusu olmadan insanların hayatlarını sürdüremeyeceğine bende katılıyorum. Güvensiz bir toplum, aile veya arkadaşlıkların ileri aşamada çok yol kat edemeyeceğine inanıyorum. Abartı diyorum bazı yerlerde. Bu kadar olmaz diyorum, iki insan dünyaya bu kadar kötülük yapıp hem de kimseye yakalanmadan hayatlarına devam edemezler diyorum ama sonra bunun yeraltı edebiyatı ve kurgu olduğu geliyor aklıma. Sanki şuan Kinyas ve Kayra yaptıları bu kadar şeyin üzerine bir de devlet nişanı ile ödüllendirilseler bile artık tuhaf gelmeyecek gibi. Sanki Hakan Günday kulağıma eğilip ''kardeşim, kurgu bu kurgu ne yapayım benim de içimden geçenler bunlar'' diyormuş gibi hissediyorum artık her sayfada ve bunun bilincine vararak ilerleyen yerlerde olan olaylar tuhafıma gitmiyor. İlerleyen bölümlerde İstanbulda tekstil işinde çalışan ama sıkıldığı için istifa edip Meksikaya tatile giden ve ilk kitabına bir veranda da başlamak isteyen kendi deyimi ile ''amatör yazar'' Hakan günday bize göz kırpar. Bunu İhsan Oktay Anar'ın kitaplarında da görmek mümkün ''Uzun Hasan'' karakteri ile. Yazarların kendilerini hikayenin küçük kısımlarında bir yerde ve çok da dallanıp budaklandırmadan anlatmaları güzel bir his bence. Nihilistlik, sadistlik, mazoşistlik her iki karakterin de ruhunda vardır. Bunu öldürdükleri, tecavüz ettikleri, işkence ettikleri, yatağa bağlayıp önce işkence sonra tecavüz ettikleri ve zevk aldıkları kadınlara karşı kullanırlar. Dostoyevski ''en büyük cezanın insanın kendi vicdanının verdiği cezadır'' der. Ceza kim tarafından verilmiş olursa olsun eğer vicdan rahat değilse aldığı nefesten bile göğüs daralabilir. İşlenen ama cezalandırılmayan suçlardan dolayı bir ömür suçluluk çeker. Bu yüzden önce vicdan meselesini çözmeli günahkar. İşte Kayra da bunu yapmaya çalışır. İlerleyen bölümlerde Kayra kendisi için arınma sayılabilecek bir hayata adım atmak ister. Bu fikri daha önce Kinyas ile beraber kararlaştırmışlardır. Vicdanının içinde yanan cehennem alevlerine son vermek ister artık Kayra. Bunun için de bedeninin sağ ama zihninin ölümünü gerçekleştirip gerçek ölümün geleceği günü beklemek ister. Acı çekse bile bunu kendine itiraf edemeyecek bir karaktere sahiptir Kayra. Yaptığı hiçbir şeyden pişman olmayan ve bunları düşünmek istemeyen bir karakter. Hayatını gözünde çok büyütmeyen, içinde az da olsa bir şeye özlem duymayan ve yaşamasının kendine göre bir anlamı kalmadığını düşünen Kayra. ''Can almak ruha zarar verir'' diye bir söz vardır. Belki de Kayra bunca can aldıktan sonra kendi ruhunun artık yaşamadığına ikna olup böylesi bir ötenaziyi kendine en uygun yöntem olarak görür. Hayatı boyunca yaptığı her şey zihnindedir. Eğer zihnini öldürürse yaptığı onca şeyden kurtulabileceğini sanır. Bundan dolayı ilk defa kendisi için birşey yapar. Bir ev, bir yatak, kilitli bir oda ve ona ölümüne kadar eşlik edecek, ona aşık bir bakıcı olan Anita. Son bir ışık, gözlerinde son bir ışık aradım bende Kayra'nın. Yapma, ne olur yapma demek istedim. Gitme, başlayabilirsin belki de hayata yeniden. Tutmak istedim ellerinden. Ama sadece istedim. Geriye, geçmişine dönen Kinyas. Acı ile yüzleşmeye çalışan ve belki de yüzleştikten sonra yine pişman olan. Hayatının sekiz yılını ailesinden kaçarak ve bambaşka bir hayat yaşayarak ailesine geri dönen Kinyas. Daha önce insani duygularını kaybettiği için ailesine kendinden vermek istediği duyguları ve özveriyi veremeyen Kinyas. Ama ne olursa olsun hayata tutunmaya çalışan... Tek beğenemediğim yer Kinyas'ın, ailesine geri döndükten sonraki yaşamı. Burada ben Hakan Günday'ın, Kinyas'a haksızlık ettiğini düşünüyorum. Kinyas'ın sonu böyle olmamalıydı. Dünyanın karadeliğinde, hayatı öylesine hızlı geçen bir insanın geri dönüşe bu kadar hızlı adapte olup sanki bugünü bekliyormuş gibi yaşaması Kinyas'a haksızlık edilmiş hissini verdi. Kayra tam da hakettiği bir son ile gitti ama Kinyas'ın böylesine aciz, yardıma muhtaç görünmesini sindiremedim. Önceki hayatında başarının ne anlama geldiğini bile bilmeyen, sadece ölüm ve kalımın ne olduğunu bilen Kinyas şimdi başardığını göstermek istiyordu ailesine. Kendine değil ailesine yapmak istiyordu bunu çünkü giden sekiz yıl kendi hayatından değil ailesinin hayatından çalınıp gitmişti. Bunu artık bir borç olarak yerine getirmeye çalışıyordu. Afrika insanın içinde olduğu zor durumları öylesine güzel ve gerçekçi bir biçimde anlatmış ki Günday, sanki orada doğmuş, büyümüş diyeceğim onun için. Aforizmaları o kadar büyük ki, hikayeden kopup vermek istediği şeyleri öylesine güzel, yerinde ifadeler ve sıkmadan veriyor ki artık hikayeden çıkıp tamamen verdiği cümlelere odaklanıyorum çoğu yerde. Böylesi klasik sayılabilecek bir kitap benim için o kadar farklı ve muazzam oldu ki artık Hakan Günday'ın tüm eserlerini okumak istiyorum.
Edebiyat
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
·
140 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.