Sanatlı Bir Eser Sanatkârı İcab Eder.
Puan vermedi·602 syf.··
2024 184. kitabı
·
80 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2024 00:00
Her ne kadar Türk İslam sanatları tarihi dese de kitabın adına, genel olarak dünya sanatını incelemiş. Bu önemli çünkü her şey zıttı ile ya da kendisinden farklı olanla daha iyi anlaşılır... Ankara'da bir müze var, Anadolu Medeniyetler Müzesi. Paleolitik Çağ'dan itibaren Anadolu topraklarının tarihini sergiliyor. Orada şunu anlamıştım sanatın kesinlikle insanın ruh dünyası ile haliyle inandığı din ile birebir ilişkisi var. Bu zaten bilinen bir şey olabilir ama buna ikna olmuştum. Türkiye'de Anadolu Medeniyetleri, dünyada Louvre Müzesi. Bu ikisini gezen birisi ne demek istediğimi çok daha iyi kavrayacaktır. Kitap genel olarak bütün sanatlardan bahsetse de tabii ki Türk İslam sanatlarında özelleşmiş. Her şey kötüye gitmiş savı burada da bir daha karşımıza çıkıyor. İnsanlar mı tembelleşti yoksa o içerideki ruh güzelliği mi söndü bilinmez ama kesinlikle sanat kötüye gidiyor. Zaten bunu çok afili sözlerle anlatmaya gerek yok güya restore edilen eserlere bakmak yeterli olur. Sanat hakkında çok fazla kendimle ilgili bir şey söyleyemem diye düşünür insan ama öyle değil. Ben herhalde el işi el işçiliği iyi olan biri değilimdir diye düşünüyorum. Ömrümde örneğin örgü diye yaptığım tek şey iş eğitimi dersindeki belki 10 x 10 bir işti. Ondan da herhalde hoca çabamı gördüğü için not almışımdır. Bence berbat ötesi bile olabilirim. Yalnız şöyle bir şey var kesme biçme ölçü gerektiren işlerde bu durum öyle değil mesela çok güzel mutfak önlüğü ya da bebek maması önlüğü yaptığımı biliyorum. Ya da ahşap koymamız gerektiği zaman o kadar berbat değildim. O zamanlarda çizdiğim bir tane at var hala insanlar benim çizdiğime inanmıyor. Yani. Sanat sadece el işçiliği değildir onu işçi yapar, biraz da mekaniğini zanaatkar yapar, gel gelelim ruh güzelliğini katan sanatkardır. Bence bu ayrım çok önemli. Tam bu noktada belki el işçiliğim iyi olmasa da mekanik ya da ruhtan sıralamaya girebilirim. Çünkü ben insanların takıntı dediği dereceye varan estetik kaygıları olan bir insanım. Allah'a şükür bu kendi fiziki durumumla alakalı değil. Ama bir kitaplık düzeni benim için çok önemlidir. İnsanlar hep şöyle söyler okunan kitaplık dağınık olur hiç de öyle değil. Ben çok okurum hatta birkaç kitabı birden okurum okumuyorsan bile yanıma alır incelerim ama kesinlikle kitaplığı dağınık bırakmam. O insanın kesinlikle içinde olan bir dağınıklık. Renklerine göre düzenlemiyorum elbette, ya da ne bileyim boyutlarına göre ya da yayınevlerine göre, ama kendi bir tezyinatım var. Ve bunu bence benden başkası yapamaz. Bu, bu işte beni sanatkar yapar. Öylesine şeyleri sevmem. Her ne kadar homini gırtlak yemek yemesem de yaptığım yemeğin görünüşünü de önemserim. Mesela burada lezzetli yemek yapıp görünüşünü önemsemeyene zanaatkar ikisini bir arada kıymetlendirene sanatkar diyebiliriz. Bu ayrım kitapta çok fazla yapıldığı için ben de kendimce örneklendiriyorum. Mesela benim babam inşaat ustası ve zanaatkar ama bence sanatkar değil. Çünkü çok güzel işler yapar bir fayanstan neler çıkarabileceğini tahmin bile edemezsiniz ama gel gör ki fayanslar 10 farklı renkte olması onu çok fazla rahatsız etmez. Ama bir de bakmışsın hiç gerek olmayan bir yerde en lüks araç gereci kullanmıştır. Bana göre bunlar Sanat değil. Restore edilen eserlerde o göze batan bembeyaz mermerler gibi. Eleştirirken babam olsa acımıyorum yani. Burada aklıma risale-i nur'dan bir özdeyiş geldi. Sanatlı bir eser, sanatkârı icab eder... Sanatla ilgili çok fazla konuşacak kabiliyetim yok ama sanattan anlayacak kabiliyetim var. Örgü öremem yalnız hangi kazağın daha fazla emekle yapıldığını anlayabilirim. Ya da bir kitabın ciltlenmesindeki emeği görebilirim. Baştan savma her şeyden nefret ederim. Hayatımda herhalde bir Ebru kursuna gitmişliğim var orada da sadece mekanik olarak öğrendim. Yani malzemelerim olduğu zaman bir ebru çalışması yapabilirim ama kendimden bir şey katabilir miyim ondan emin değilim çünkü o kadar uzun boylu çalışmadım. Bir de gitar kursuna gitmişliğim var onu da sanattan sayabilirim. Orada da notalarla öğrendim yani notaları bildiğimde sesleri çıkarabiliyorum o şarkı olduğu anlaşılıyor ama kendimden bir ruh katamıyorum. Ne insanlar var bu konuda eminim kulaktan bile müthiş şeyler çalıyorlardır. Ya da Ebru kursuna gitmesine gerek kalmadan önüne malzemeleri koysan müthiş şeyler çıkarabilecek insanlar olduğuna eminim. Sanat gerçekten insanın içinden fışkıran bir şey. Ama üretemiyor olmak hiçbirimizi sanattan anlamıyor sınıfına sokmaz. Hepimiz Allah'ın sanatıyız bir yerde. En azından kendini bilen sanatı bilir. Yine babamın gezme merakından dolayı ben Kümbet Kümbet gezmiş bir insanım. Türkiye'de gitmediğim cami yok diyemem. Çünkü ben özellikle Ankara'ya geldikten sonra şunu fark ettim ne kadar ücra mahallelerde neler neler var. Kündekari diye ölüyor insanlar. Ama eminim Ankara'da olan o küçük camilerdeki işçiliği bilmiyorlar varsa yoksa o meşhur bilinen camiler. Genel olarak bilinen çoğu meşhur yeri görmüşümdür. Sonuçta kaç kişi elini kolunu sallaya sallaya kalkıp Bitlis'e gider. Bilecik'e kimliğe gider kolay kolay gitmez. Kaç kişi kalkıp hop diye Barcelona'ya uçar. Ya da kaç kişi Boyabat'ta doğmuştur? Bu saydığım 4B uniq. Yani ha deyince herkeste bulunacak bir şey değil. Ama ben Bitlis'te öyle yerler gördüm ki hem de basit bir iş ziyaretinde. Ya da Bilecik'te herkes şeyh Edebali türbesini bilir ama mahalle arasındaki o minaresi yarım kalan camileri çoğu kişi bilmez hatta çoğu Bilecikli bile bilmez. Barcelona'da herkes yine gezilecek meşhur yerleri bilir çoğunlukla tabii. Ben sabah 6'da kalkıp mahalle aralarında gezdiğimi tıpkı bizdeki olduğu gibi ne bileyim bir sadaka taşı, ya da hamalın dinlenmesi için yapılmış bir taş, ona benzer başka çok şeyler gördüm. Gelelim Boyabat'a. Ben kendi köyümde bile çoğu kişinin fark etmediğini düşündüğüm birçok şey gördüm. Benim büyük dedemin bir evi vardı çocukken çok oynardık orada yıkılmadan önce tabii, şimdi anlıyorum o evdeki birçok şey çok ince sanat işçiliği gerektiriyormuş. Bu 4B'de yaşadım. Onun dışında da gerek kalabalık bir ailede olmak gerek babamın gezme sevdası, gerçekten aklıma hayalime gelmeyecek yerler gösterdi bana. Bilecik yanında Bursa'yı da getirdi mesela. Bursa'nın sanatı Türkiye'nin sanat ihtiyacını tek başına karşılar. O kadar. Ya da on yıllardır İstanbul'da yaşayan yine birçok kişinin aksine ben İstanbul'un sokak taşlarında bile sanat olabileceğine inanıyorum. Hiçbir zaman Ayasofya'ya gideyim diye bir merakım olmadı. Çünkü İstanbul'da gerçekten eğer baktığın yerde görmesini bilirsen taksimin orta yerinde bile hala yüzyıllardan kalma sanatı görebilirsin. İstanbul'u sevmiyorum bu ayrı bir konu ama İstanbul'un sanatını asla inkar etmem. Bitlis beraberinde Siirt'i de getirdi. Urfa'ya gidişlerimizde Adıyaman ve Mardin'i çok defa ziyaret ettik. Kasımiye medresesi müthiş gelmişti bana mesela. Hepsini tek tek saymam mümkün değil. Zaten ben sanatın böyle büyük camilerle türbelerle anılmasını da hoş karşılamıyorum. Sanat her yerde. Görmesini bakmasını bilene her yerde. Haliyle ben bu dersen vizede çok yüksek not aldım elhamdülillah. Hem bu kitabın müelliflerinden birisi olan Ayşe hocanın çok hoş ders anlatımı sayesinde hem de yukarıda bahsettiğim gibi babacığım bana birçok sanatı canlı kanlı yerinde gösterdiği için.
Sanat
Türk İslam Sanatları Tarihi El KitabıKolektif · Grafiker Yayınları · 201926 okunma
·
257 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.