Oğuz Atay'a hayran bir okur olarak onun neden bu denli Yusuf Atılgan'dan etkilenmiş olduğunu az çok anlayabildim. Karakterin bir isminin bile olmayışı belki de yalnızlığının en büyük göstergesiydi. Büyük büyük fikirleri, eleştirileri okurken tek amacının saf sevgiyi bulmak oluşu dayanılmaz. Beni en çok etkileyen kısmı (sf. 153) "Hiç kimse erkek yaratılmanın azabını benim kadar çekmemiştir." cümlesi oldu. Ve Ayşe'nin günlüğünde okuduğu babasıyla ilgili cümle. Ne kadar ağır.
Toplumdaki herkesin başkalarını da hayatlarına katarak yaşadığından yakınıyor hiç bir zaman onlar olmadan tek başımıza olamayacak mıyız diye soruyor. Ne kadar haklı kafamızın içinde her gün başkaları da yaşıyor.
Yazar kitabın bir çok yerinde insanları eleştiriyor hepsinde en az bir kez durup kendime bakmak zorunda hissettim. Benim tutunduğm köprüm neydi mesela?
"Kuyara" alışılmış tatların sürüp gitmesi.
"Adako" Gövdenin toprağa kök salmış rahatlığından bir kaçış.
Bu kelimeleri açıklarken karakter kendini aylak adam olarak tarif ediyor hep kaçış halinde. Ama içten içe kök salmak istediği biri var.
Kitabın içinde 3-5 sayfa söz edilen karakterler için bile ayrı bir köşede üzüldüm.
Yusuf Atılgan'ın sadece fikirleri kazınmadı kafama. Freud'un incelediği ne çok tramva anlatılmış ki kalbime de işledi yazılanlar. Olric yoktu fakat C. hiç susmadı kendisiyle konuşurken.
Rahatınız kaçsın isterseniz hemen okuyun derim.