2000 yılında Altın Kitaplar tarafından basılan ve Zeliha Babayiğit tarafından gayet akıcı bir biçimde tercüme edilen 480 sayfalık “Yılan” başlıklı eser, Clive Cussler’a ün kazandıran “Dirk Pitt” serisinden sonra yazarın Paul Kemprecos ile birlikte yazdığı “Numa” serisinin ilk kitabı oluyor.
Clive Cussler 1965 yılında roman yazmaya başladı. Dirk Pitt'in maceralarını konu alan ilk romanı 1973 yılında yayınlandı. Kitapları yüz ülkede kırk dile çevrilmiştir. Yüz yirmi milyondan fazla okuyucusu vardır. Yazar aynı zamanda batık gemileri bulup çıkarmakla ünlüdür. Oşinografi ve Deniz maceralarını konu alan romanlar yazan akıcı dilli romanı iyi kurgulayan bir yazardır. Romanlarının en eski ve ünlü karakteri deniz mühendisi, devlet ajanı ve maceracı Dirk Pitt belirli bir noktaya kadar kendisinin bir yansımadır.
Özellikle deniz üstü ve denizaltında geçen maceralarında adeta oşinografinin Indiana John’sudur, diyebiliriz. Geçmiş ile günümüz arasında çok ilginç bağlantılar kurar, hatta bazı kitaplarında buna geleceğe bilimkurgu benzeri(!) planları da dâhil eder. Merak uyandıran ve okuru hep bir takım soru işaretleri ile zinde tutmayı başaran bir eser. Birçok farklı mekânda ve hatta bazen farklı zamanda başlayan senaryonun kurgusu tüm bu karmaşıklığa rağmen neredeyse kusursuz ilerler.
Genelde kitapların girişinde yaşanan bir olay, ana senaryonun geçtiği yıllardan bazen 100 yıl bazen ise asırlar önce geçer. İkinci bölümden itibaren gelişen olaylar zinciri ile alakasını da kitabın ilerleyen bölümlerinin farklı kısımlarında kavrarsınız. Bu eserde 20. Yüzyılın başında ünlü Andrea Doria gemisinin Stockholm isimli başka bir gemi ile çarpışarak batması ile başlar. Gemiden kurtulan az sayıda kişinin birisi olan Angelo, gemi batarken yaşadığı ilginç bir olayı yaşadığı şok sonrasında zihnine gömer.
Bu girişten sonra Fas sahillerinde arkeolojik araştırma yaparken Latin Amerika kültürüne ait bazı eşyalar bulan bir ekip saldırıya uğrar ve ekip başkanı son anda Numa bünyesindeki Kurt Austin ve Joe Zavala tarafından kurtarılır. Konuya ilgi duyan bu ikili, Dünyanın farklı yerlerinde benzeri keşifler yapan çok sayıda arkeolojik grubun da saldırıya uğradığı tespit eder. Hepsinin ortak noktası ise Kristof Kolomb’dur.
Senaryo hakkında daha fazla bilgi vermeden burada keserken, bu yeni ikilinin, yıllardan beri alışık olduğumuz Dirk Pitt ve ekibinin yerini doldurmak gibi çok zor bir görev üstlendiğini vurgulamam gerekir.
Sanırım Clive Cussler hem yaş hem de yaratıcılık konusunda bazı sınırlara yaklaştığından bu tarz bir “yenilenme” ihtiyacı duymuş. “Eski” kahramana ve ekibine neredeyse 20 yıldır bağlı bir okuyucu olarak tabii ki ilk başta bir tepki göstersem de, yeni ekibe de bir şans verilmesi gerektiğini, bu ilk maceralarını okuduktan sonra söyleyebilirim. Ayrıca Cussler, roman içinde eski ekibine birden fazla atıfta bulunarak vefa örneği de göstermiş.
İki farklı yazarın bir arada çalışması senaryonun kurgusu ve akışı açısından herhangi bir aksamaya veya çakışmaya yol açmamış. Her zamanki Cussler sürükleyiciliğini, birden fazla yerde ve hatta zamanda başlayan bir sürü olayın birbiriyle buluşup okuyucuyu heyecanın doruklarında bir sona götürdüğü başka bir “Çok Satan” romanda buluyorsunuz.
Tabii beraberinde, silik karakterler, James Bond/İndiana Jones karışımı mucizeler, beceriksiz kötü adamlar, aşk ve seks sosu da eksik kalmıyor. Gülü seven dikenine katlanır!” diyerek, bu yeni ekibin başka maceralarına el atıyor, Cussler tutkunu okuyucular.
Tercüme her zamanki gibi bir Altın Kitaplar ve “Çok Satan” seviyesinde ve sahaflara iyi kondisyonda giderek artan fiyatlarda rahatlıkla bulabilirsiniz. Clive CusslerPaul Kemprecos