Daha önce hem Palto’sundaki kalem memuru Akaki Akakiyeviç hem de Portre’sindeki ressam Çartkov ile aklıma kazınan Gogol’ün Mayıs Gecesi adlı bu öykümeni de oldukça başarılı bir eser. Hatta Mayıs Gecesi, yer yer bahsi geçen iki meşhur eserinin bir kesişim kümesi bile sayılabilir. İzah edeyim: Palto’daki sosyal statünün yarattığı olumsuz durumların ve çarlık Rusya’sındaki sosyal çürümenin gerçekçiliği ile Portre’deki tabiatüstü anlaşmayı aynı potada harmanlayınca Mayıs Gecesi’nin genel çerçevesine ulaşmış oluyoruz. Bu zâviyeden bakınca önceki okumalarım bu metni daha benimseyerek okumamı sağladı ve süreci benim için daha anlamlı hâle getirdi diyebilirim.
!! Dikkat, heveskaçıran içerir.
Açıkçasını söylemek gerekirse kitap beklentimin çok üstünde bir romantik anlatıma sahip. Hem yazarın doğa betimlemelerinin mükemmelliği hem de köy muhtarının oğlu genç Kazak Levko’nun sevgilisi Galya ile olan muhabbeti her yanından güller, papatyalar fışkıran ve ay ışığıyla aydınlanmış bir tabloyu seyretmeye benziyor. Benziyordu. Çünkü Galya adlı ilk bölüm Levko’nun gece yarısı anlattığı “dallarını suya daldırmış olan salkımsöğütlerle, akça ağaçlarıyla çevrili gölü”n kenarındaki evle ilgili efsanesi bir noktaya kadar tüylerimi diken diken etti. Bu efsanenin yarattığı atmosferin süreceğini zannederken ikinci bölümde muhtarın ne menem bir insan olduğunu resmeden tatsız bölümü okumak beni hayal kırıklığına uğrattı. Korku ve gerilim insanı olmamama rağmen üvey ana ve üvey kız söylentisinin devamını merak etmiştim. Ama yazarın çok daha akıllıca planı varmış. Üçüncü bölümde yine karanlıkta Levko’nun rakibinin kim olduğunu öğreniyoruz. Sevgilisi Galya’yı sıkıştıranın, onunla evlenmesine müsaade etmeyen öz babası olduğunu gördüğünde hayretler içinde kalır ki okur olarak ben de “Yok artık!” dedim. Bu bana aynı kadına âşık olan Gorki’nin Karşılıksız Bir Aşk’ındaki iki erkek kardeşi anımsattı ve kitabın benzer bir örgüye sahip olacağını düşündürtü. İlerleyen bölümlerde özgür Kazak ruhunu barındıran Levko, hükûmetten aldığı kuvvetle köylülere çeşit çeşit işkenceler de yapan babasına ve ihtiyar heyetine karşı öfke duyan delikanlı arkadaşlarıyla bir plan yapar. Bu bölümler doğaüstü unsurlarmış gibi görünen, gerçek ve hayal arasındaki çizginin zaman zaman muğlaklaştığı kısımlarla doluydu. Beşinci bölümde göl kıyısındaki ev efsanesi tekrardan sahneye çıkar. Buradan itibaren yazarın iyice bir masal tutturduğuna kanaat getirmiştim diyebilirim. Ancak hakikaten de böyle olup olmadığını irdelerken yazarın akıllıca yerleştirdiği kimi bilgi parçacıkları sayesinde bir rüyayı okuduğumu idrak ettiğimde içten bir biçimde gülümsedim. Dâhiyaneydi. Sanırıyorum bu ipuçlarına dikkat etmeyen okurların Mayıs Gecesi’ni pekâlâ bir masal, fantastik bir anlatı sayması işten bile değil. Anlatı boyunca olaylara eşlik eden dolunay ile aydınlanan gecenin de bu fikri destekleyeceği muhakkak. Nasılını pek anlamasa da bıçkın Levko açısından işler yoluna girse de köylüye ettiği zulmü “kısmen” ifşa olan muhtarın sadece azarlanması okur olarak bende bir tatminsizlik yarattı. Yine de bunu anlıyorum. Hatırlanırsa Palto’da düşük sosyal statüye sahip bir kahraman seçilmesi yine aynı anlatıda açıklığa kavuşturuluyordu. Dolayısıyla yazarların, sırf kurguladıkları kahramanların asker, bürokrat gibi mesleklerinden ötürü “devlet yetkilisini aşağılama” suçlamasıyla dâvâ edildiği bir dönemde Gogol’ün yozlaşmakta olan Rusya’nın vesikalık resmini fonda da olsa çizmesi büyük bir cesaret işi. Nitekim eser boyunca Levko’nun Galya’ya duyduğu aşk sebebiyle taarruza geçtiği bilinse de sözü geçen resim hep göz önünde bulunduruluyor. Yani Gogol’ün Rus gerçekçiliğinin kurucularından sayılması beyhude yere değil.
Kurgunun karmaşık kimi noktalarına rağmen yazarın sâde üslubu merak ögeleriyle birleşerek hikâyeyi okutuyor ve sevdiriyor. Ayrıca başkaca işlerini de okuma fırsatı bulduğum Hasan Âli Ediz‘in 1938 tarihli bu su gibi akan çevirisine de hayranlık duymamak mümkün değil. Toprağı bol olsun.
Daha fazla içerik için yazı defterimi ziyâret edebilirsiniz:
evcimenkalem.wordpress.com