“Bir yerlerde kan akıyor, itfaiye geçiyor, bense alkışlarken yakalanıyorum. Alkışladığımı açığa vuruyorum. Davranışımın anlamını kendi kendinize soruyorsunuz, şaşkınlığınızı anlıyorum. Felâketi değil itfaiyecileri alkışladığımı biliniz beyefendi. Kan içerisinde bata çıka yürürler, öldürücü asfalt üzerindeki beyin parçacıklarını birer birer toplarlar, hiç kimse kendilerine inanmadığı için hiçbir şeye inanmayan umutsuzlara yardım ederler, asılanları indirirler, beşiğinde ağlayan bebeği kurtarmak için alevlerin içine atılırlar, gücüne gereğinden çok güvenen sakınımsız kediyi kurtarmak için yaşamları pahasına kaygan çatılara tırmanırlar… Bununla birlikte, onları gözlemleyiniz; yüzlerini sağlık, denge ve canlılık aydınlatır… Bana neden diye soracaksınız. Başkalarına yararlı olduklarını duyumsadıkları için! Yurttaşlara saygılı oldukları için! Halkın onlara gereksinmesi olduğu için! Kendilerini yarar düşüncesi olmaksızın başkalarına sundukları için!”
“Kendilerini alabildiğine adamaları ve sessiz özverileri, pek çoğumuzda sürekli bencilliğe ve alçaklığa yol açan ahlâki yıkıntılardan onları esirger. Sağlıklı tenleri, aydınlık gülüşleri ve içkiye olan tutkuları, korkuyu yalnızca görev duygusunun uzaklaştırdığının ve yaşama sevincinin kanıtıdır. Aslında, yalnızca itfaiyeciler kurtulacaklar! Kendilerini ateşe atanlar oradan aydınlanmış çıkacaklar! Yolunu felaketten başka tarafa çeviren ya da onu görmemiş gibi yapanlara gelince; onların vay haline, çünkü onlar içten içe tükenecekler!”