·392 syf.····Okunma: 05 Ocak 2025 10:40 Yazarla ilk tanışma kitabım… Yazarı sevdim, kitabı ise ortalama buldum. Sekseninci sayfalara geldiğinizde katilin kim olduğunu tahmin edebiliyorsunuz ama kurguda oturtamıyorsunuz. Düğümler çözülünce de kendinizi başladığınız yerde buluyorsunuz. Karakterden dolayı kitabın genelinde bir depresyon havası hâkim. Kapalı havalardan mütevellit bu durumu da sevdim. Ancak ters köşe yapmak için yazar biraz fazla kıvranmış gibi hissediyorum. Tek mekânda geçmesi mevcut kasveti biraz daha artırmış. Eğer doğru zamanda okumasaydım, çok sıkılırdım. Çünkü kadın karakterin duygusal iniş çıkışları beni yormaya başlamıştı. Yine de yazarın diğer kitaplarını mutlaka okuyacağımı söyleyerek kitabın konusuna geçiyorum.
Emma Carpenter, hayatının acı gerçeklerinden kaçmak için köpeğiyle beraber sezonunda olmayan sahil evine hem bekçilik yapıyor hem de günlerini ucuz romanlar okuyarak geçiriyordur. Eh, bir de teleskopla görebildiği ve tahta üzerinden yazışarak adam asmaca oynadığı kendi hâlinde bir komşusu vardır. Uçsuz bucaksız okyanusun kenarında, müzmin bir hayat… (Kadının hayatını kıskandığım yerlerden birisi.)
Ancak günün birinde komşusu ona kitap önerir ve bu kitap, Emma’nın hayatında okuduğu en kötü kitaptır. Hayatında yaşadığı yeteri kadar kötü şey yokmuş gibi bir de kötü kitap okuması Emma’yı sinirlendirir ve kitaba Amazon’dan oldukça kötü bir yorum yazar. Evimizin güvenli ortamında beğenmediğimiz bir şeyi acımasızca eleştirmek oldukça kolaydır. Ancak ya evimizin güvenli ortamında değilsek? Ya eleştirdiğimiz kişi bize musallat olursa? Emma için zor günler kapıda.