·207 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Aralık 2024 13:00 "Her saniye bir şeyler büyüyor ve değişiyor. Kocaman, müthiş bir düzenin içinde küçücük küstah flaş patlamalarıyız."
Shirley Jackson, "Öldüğümüzde hikayelere dönüşürüz," der. Aslında haklıdır da. Biz hikayelerden başka neyizdir ki? Bundan çok uzun zaman sonra belki tekrar anılacak, tekrar hatırlanacak, göz açıp kapayıncaya dek geçip giden, birkaç sayfada var olmaya devam edecek, belki de birilerinin bizi anlatacağı birkaç anıdan ibaretiz sadece. Gittik ve döndük. Buradaydık ve şimdi oradayız. Hatıralarda var olacağız artık. İsmini Amerikali şair Emily Dickinson'ın "Umut, şu tüylü şey," mısralarından alan ilk kitabı "Tüylü Bir Şeydir Şu Yas," ile farklı, modern edebiyatın yeni ve özgün üslubuna göz kırpan Max Porter, bize giden bir annenin arkasında bıraktığı yasın, aileden bir ölümün bir portresini çizmişti. Bu biraz farklı, alışılmadık bir hikayeydi aslında, çünkü hep babalar giderdi. Ama bu sefer farklıydı, bu sefer giden anneydi ve yasla başa çıkamayan, yasın ne olduğunu bilmeyen, üzücü şeyleri görmezden gelip yükü hep dişi kişisine yükleyen erkek, bu sefer yalnız kalmıştı ve ne yapacağını bilmiyordu. Ve bu bocalama, biz okurlara yasa nasıl baktığımız hakkında farklı bir pencere sunmuştu. Bocalayış, boşluğa düşmüş haldeyken bile aile olmanın önemini vurgulamaya devam eden ve tipik aile kavramına çok farklı bir pencereden bakan Porter, dilimize çevrilen ikinci kitabı Lanny'de bu sefer bizi, İngiltere'nin kırsallarına götürüyor. Alışılmadık bir okuma deneyimi sunan Lanny, kelt mitolojisini merkeze alıyor ve neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir mitolojik kahramanı, bir tehlikeyi geri getiriyor: Ölü Baba Dişotu'nu. Ama odaklanmamız gereken nokta bu değil, hayır. Porter, mitolojik bir kahramanın çevresinde ördüğü hüzünlü ama aynı zamanda dokunaklı bir hikaye olan Lanny'de kendi küçük dünyalarında sıkışıp kalmış, kendi hayat koşturmacalarından başka bir şeyi düşünmeyen birçok insanın hayatlarına ortak olmamızı sağlarken bir yandan da kayıp ve yasın insan üzerindeki etkisini de vurucu bir gerçeklikle sunuyor. Yer yer karakterlerin rahatsız edici düşünceleri ve asla kendilerinden başka kimseye söylemeye cesaret edemedikleri düşüncelerini okurken Porter, bir kayıbın ortasında vuku bulan olaylarla, aslında her birimizin taşıdığımız maskelerden ibaret olduğumuzu ve kendimizle yüzleşememizin ne demek olduğunu da sorgulamaya itiyor. İnsan psikolojisinin binbir rengine yolculuk ettiğimiz kısa ama etkileyici bir şekilde ele alan bu öyküde, farklı bir çocuk olan Lanny'nin ve birçok başka karakterin gözünden tıpkı boğaza oturan ağlamaklı bir soluk, göz açıp kaparcasına geçip giden bir an gibi bir kayıbın ne demek olduğuna dair unutulmaz bir an yakalıyor. Bol bol ingiltere kırsalı, mitolojik ögeler, bilinç akışı, rahatsız edici ama vurucu gerçeklikte alışılmadık diyaloglarla yazılan Lanny, günümüz modern edebiyatının farklı ve en özgün eserlerinden biri olarak öne çıkıyor ve orada bir yerlerde var olmaya devam edecek, her an her yerde her birimizin başına gelebilecek bir olaya çok farklı bir bakış sunuyor. Çünkü tıpkı Porter'ında dediği gibi, şunun şurasında hikayeler anlatan acınası varlıklarız sadece.