Hani bazen olur ya; birisi bize bir olay anlatır, kendince yorumunu yapar. Sessizce dinleriz ve hak veririz. Ama içimizden de şunu söylemeden edemeyiz "Bu hikayeyi bir de başkasından dinlesek ne düşünürüz acaba?". İşte kitabımız tam da bu talebin karşılanması durumunda kendimizi nasıl hissedeceğimize dâir bir cevap niteliğinde.
Romanda bahse konu olan bir ailemiz var. Baba Kâzım, anne Mürüvvet; oğulları Emin, Ethem ve Ekrem; gelinleri Hülya, Nurten ve Sevgi. Olaylar bu aile etrafında yaşanıyor ve bu yaşanan olayları aile üyelerinin hepsinin ağzından tek tek dinliyoruz. Aileden birini dinleyip başkası hakkında iyi ya da kötü bir fikir edinirken bir de bakıyoruz ki o başkasını dinlediğimizde işin aslı hiç de öyle değilmiş. Benim kitabı okurken en çok yaşadığım duygu bu oldu. Karakterlerin özeline inecek olursak hepsinin bir sır altında hayatlarını köreltip yaşamlarını bu sırların gölgesinde geçirdiklerini söyleyebiliriz. Örneğin: Çocuklardan en büyük olanı Emin; ailenin, özellikle de annenin en çok ilgi gösterdiği, üzerine titrediği çocuk olmuş. Ortanca olan Ethem ve en küçükleri Ekrem ise bu ilginin gölgesinde kalmışlar. Özellikle de Ethem ilgiden ziyâde hep ötelenen ve dışlanan olmuş. Bu basit aile ilişkisinde bile bir sırrın etkisi var. Kâzım Baba'nın Mürüvvet ile evliyken başka bir kadından olan ve daha sonra sahiplenmek zorunda kaldığı çocuk: Ethem. Bunu sadece anne ve baba biliyor ama bugün hayatları bu bilginin çocuklarına yansıması ile geçmiş. Baba bu olayın mahcubiyetinde hayatı boyunca annenin aldığı hiçbir kararı sorgulayamamış. Ne derse o olmuş. Çocuklarının da hep üzerinde olmuş annenin eli. Evlenecekleri kadınları bile o bulup getirmiş: "Bunlarla evleneceksiniz." demiş. Ki kitabı okurken kadınların da bu evliliklerde pek gözü olmadığını görüyoruz. Sadece Ekrem farklı bir kadın ile evlenmiş. O da annesinin korkusunda önüne çıkan ilk kızı kaçırmış ve ailesi de evlendirmek zorunda kalmış. Ekrem'in eşinin yani Sevgi'nin hayatını dinlediğimizde onun üzerinde de farklı farklı sırların hakim olduğunu görüyoruz. Emin'in eşi Hülya ve Ethem'in eşi Nurten de bildikleri ama söyleyemediklerinin gölgesinde kalmışlar.
Netice olarak romandaki bu kişilerin hepsinin ağzından yaşananları okuduğumuzda olaylar hakkında aydınlanmakla beraber kendi hayatlarımıza tutulan bir ayna da görüyoruz. Kişiler o kadar bizden ki eminim siz de okurken "Benim ailemde de böyle bir kişi var, arkadaşlarım arasında da böyle birisi var, etrafımız böyle insanlarla dolu..." diyeceksiniz. En sonunda da Hülya'nın romanın sonunda dediği: "Yeter bildiklerimiz be Ethem, çok bilmek de iyi değil. Söyleme bilmeyeyim..." cümlesi bizim de roman hakkında çıkardığımız sonuç olacak diye düşünüyorum.
İnceleme sonunda Samime Sanay'ın sesinden Söyleme Bilmesinler parçasını da buraya bırakayım. Keyifli okumalar ve dinlemeler... :
youtu.be/TXvKH7cCnhw?si=...