Gönderi

Sevgisizlik sarmalındaki âtıl kalpler
7/10
·144 syf.··
2025 4. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2025 21:54
Yazarların; sayfalar boyunca hudutları birbirinden ayırt edilmesi zor olan hayal ve hakikati tasvir ederek hayranlık uyandırıcı manzaralar, kristallerin parlaklığını andıran düşler ve baş döndürücü şiirsel sözler sıralamasını, ansızın, son birkaç satırda bütün bir olay örgüsünü devrimci sayılabilecek bir kesinlik ve keskinlikle baştan aşağıya değiştirecek gelişmeleri aktarmasını seviyorum. Bu, uyuklarken bir andan uykudan sıçarayarak uyanmaya benziyor. Cereyan eden şeyleri, o ayrıksı zincir halkalarını hakkıyla kavramak için bu birkaç satırı tekrar tekrar gözden geçirmek gerekir. Bu özel tadı, hadi buna çehovlanmak diyelim, bu eserle iyice sınıflandırdım. Anton Çehov, bu kitabıyla bu işin kitabını yazmış adeta. Çehov'un Bozkır'ında gelecek vadeden bir ufaklığın adam olmak için atla yaptığı tıngır mıngır seyahati okurken ekseriyetle ümitvar ve dinç bir zihinle sayfaları çevirmiştim. Olumlu seyreden bu beklenti müddetince sadece hem büyüklerin dünyasını hem de uçsuz bucaksız stepleri keşfededuran minicik kahraman değil, her biri şahsına münhasır yan karakterler de bana huzur veriyor, içimi tatlı bir sükunetle dolduruyordu. Bunun aksine Üç Yıl, bu söylediğim her şeyin zıt kutbuna çöreklenmiş, muhtevasıyla müthiş lezzetsiz, karakterleriyle son derece melankolik, sayfalar dolusu kasvetli ruh hâlleriyle üzerime karabasan gibi oturdu desem abartmış olmam. Bana öyle görünüyor ki yazar Bozkır'da oluşturduğu sanatsal yaratıcılığını taklit ile tekrara düşmemek için deneysel olarak karşıt bir plan oluşturmuş. Ayrıca toplumsal krizlere kör ve dilsiz olan Rus aydınlarının eleştirisi mahiyetindeki Altıncı Koğuş'uyla birlikte düşünülünce Üç Yıl'ın, maddi zenginlikle acımasızlaşmış tüccar sınıfın yetiştirdiği kişiliksiz, korkak ve zavallı burjuva sürdürücülerine okkalı bir tokat saymak mümkün. Bu anlamda eserlerin, eleştiri konuları bakımından birbirini tamamladığını düşünüyorum. Heveskaçıran içerir: Öykümen; taşralı bir genç kız olan Yuliya'nın, o sıralarda kendi ablasını ziyarete gelen, fiziksel olarak beğenmediği ve hatta çirkin bulduğu, karakterce ise tanımadığı Laptev'den bir evlilik teklifi almasıyla başlıyor. Yuliva bu beklenmedik teklifi sıcağı sıcağına reddeder, ancak bencil babasının varlığından kaçmak için iyi bir fırsatı reddettiği korkusuna kapılır. Bu arada 21 yaşındadır ve kendisine iyiden iyiye kız kurusu muamelesi yapmaktadır. Bu, aynı devrin diğer eserlerinde de müşahede edilen bir sey. Yuliya'nın kısa süren iç muhasebesini okurken bile mahalle baskısının kadın üzerindeki kuvvetini görmek yetti. Velhasıl Laptev'e tünelden önceki son çıkış muamelesi yapar. Üstelik o taşradan kurtulup Moskova'ya yerleşeceklerdir. Tanıdıkça sevebileceğini düşünür. Aniden denilebilecek kısa bir sürede âşık adamın teklifini kabul eder. İşler hesapladığı gibi ilerlemez. Türlü vesilelerle evlilik, aşk hakkında konuşan çift Moskova'ya taşındaktan sonra mutsuzluğa gark olur. Yuliya kocasına bir türlü ısınamaz, hatta ondan utanır, nefret eder, ona öfkelenir. Gaddar babasının dayakları ve daha minnacıkken götürüldüğü ticarethanelerinde yediği dayaklar yüzünden kişiliği ağır darbeler almış, bağımsız karar veremeyen, mücadelelere girmeye korkan Laptev, eşinin ona âşık olmadığını bilerek onunla evlense de Yuliya'nın tavırları onu iyiden iyiye bunaltır. Zamanla ona hissettiği aşk sönümler. Aşktan bahsedip duran bir çevrede geçen ilişkileri öylesine itici geldi ki bana, kitabı yarıda bırakmayı dahi düşündüm. Tabiri caizse ezilmiş ve çaresiz durumdaki Laptev kurtarılamaz bir durumdayken eşinin evlilikleri için hiçbir gayrete girişmemesi, sadece kendisi için pişmanlık duyması ve mutsuz olması, onun arkadaşlarıyla eğlenmesi, gezmesi, tozması tam delirme zamanlarıydı. Bu eyemsizlik Laptev'e de geçince evlilikleri için her şey çığrından çıktı, sanırken çocuklarının dünyaya gelmesini olumlu karşıladım. Ama aynı tas aynı hamam. Ancak buraya kadar açıkça kendini fark ettiren bir durum artık kitaptan dışarı doğru çığlık çığlığa bağırıyordu: Bu insanlar yanlış giden şeylerin farkında, doyasıca şikayet ediyor ama bunu değiştirmek, verim alabilecekleri bir temele geçmek konusunda korku verici düzeyde tembellik gösteriyorlar. Harekete geçmelerine mani olan ruhsal bir kronik üşengeçlik diyebiliriz. Bu durum, asıl Laptev'in ölesiye nefret ettiği babasının ticarethanesinin başına geçmek zorunda kalmasında kendini iğrendirici bir çıplaklıkla gösteriyor. Gayet farkında olduğu kendi naif, özgüvensiz ve zayıf kişiliğiyle, kardeşi Fyodor'u delirten koşullarla nasıl baş edeceğini bilmezken cesaret edip orayı satmaması akıl alır gibi değil. Kitabın sonuna doğru yok olmanın eşiğindeki bir aileye panzehir gibi eklenen Yuliya'nın ev hanımlığına soyunması bile onları kurtarmayacaktır. Çünkü içleri çürümüştür. Zaten acımasız bir sömürü düzeni ile biriktirilen zenginlikleri onların yönetemeyeceği orandadır, altında ezilmeleri an meselesi gibi görünmekte. Peki, tüm bunlar nasıl mı okunuyor? Yukarıda çehovlanmak dediğim yöntem sayesinde. Oldukça durağan, bunaltıcı geçen bölümlerin sonunda, birçok kere bir anda olay örgüsünü az ya da çok etkileyen gelişmelerle merak unsuru bir üst seviyeye taşınmakta, böylece okur-eser arasındaki ilişki tazelenmekte. Bu anlamda eseri kısa denilecek bir sürede bitirebildim. Tüm bu sıkıntı veren sözlere rağmen öykümende benim en çok sevdiğim nokta, Laptev'in ölmekte olan ablası Nina Fyodorovna ile iç ısıtan, samimi, insancıl ilişkisiydi. Abla sevgisi ile büyüyenlerin özellikle seveceğinden emin olduğum bu ilişkinin bütün kitapta açan tek çiçek olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca bana kalırsa Nina, Moskovalı ölgün gençlerin arasında da parıldayan gariban bir çiçekti. Şöyle ki babasının rıza göstermemesine rağmen sevdiği adamla evlenmiş ve babasının zehirli mirasını elinin tersiyle itmiştir. Gel gör ki bir hayvandan hiçbir farkı olmayan kocası Panaurov da kayınbabasının bir benzeridir, kokuşmuş toplumun bir üyesidir ve tüm varlığıyla lanetlenebilecek biridir. Rus toplumundaki bu baba-evlat, kadın-toplum, karı-koca, patron-işçi çürümesine katlanabileceğinizi düşünüyorsanız, Üç Yıl hakikaten usta işi güzel bir öykümen. Ayrıca 1895'te yayınlanan bu öykümenin yozlaşan toplumda aile kavramını, sevgisiz büyüyen evlatları ele almasıyla, ABD'de 1893'te yayınlanan Sokak Kızı Maggie'yle büyük oranda benzeştiğini belirtmekte fayda var. Şuraya da göz atabilirsiniz: evcimenkalem.wordpress.com
Edebiyat
Üç YılAnton Çehov · Yordam Kitap Yayınları · 20205,9bin okunma
··
1 +1'leme
·
878 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.