Volga'da ana karakterimiz 16 yaşındaki Lyubov. Lyubov gerçekten çok masum, çok duru, çok güzel, çok saf, çok heyecanlı, çok meraklı bir genç kız.
Hikâyemiz Lyubov'un Volga Nehri üzerindeki bir gemide yapmakta olduğu yolculuğu anlatıyor. Babasının yanına gitmek üzere yola çıkan genç kızımız, bu gemide Valdevenen ismindeki bir doktor ile tanışıyor. Valdevenen her konuda çok donanımlı ve tecrübeli bir adam. Lyubov, masumluğu ve gençliği ile onun ilgisini çekmeyi başarıyor ve onunla sohbet etmeye başlıyor. Ancak sohbetleri o kadar masum ve güzel ki, Lyubov'a öyle güzel nasihatler veriyor ki...
Mesela diyor ki:
"Benden sizinle bir yetişkinle, olgun biriyle konuşur gibi konuşmamı istememelisiniz; aksine bana şöyle demelisiniz: Kendi yoluna git ve beni çocuk uykularımdan uyandırma. Beni sarsma, bırak rüya görmeye ve uyuklamaya devam edeyim."
Valdevenen, Lyubov'a aslında hayal ettiği güzelliklerin arasında hayatın sunmuş olduğu acı gerçekleri anlatmaya çalışıyor. Kızımız yeşillikler içinde, nehrin yanında bir ev gördüğünde orada yaşayan insanların ne kadar mutlu olduklarını hayalleyebiliyor ancak Valdevenen edindiği tecrübeyle, aslında o kulübelerdeki yoksulluğu ve insanların gerçek, acılı yaşamlarını görebiliyor. Genç kıza bulduğu her fırsatta nasihatler vermeye, her fırsatta yeni bilgiler öğretmeye devam ediyor ancak genç ve hayallerle dolu olması, onun gerçekten iyilik ve masumiyet dolu düşünceleri çok hoşuna gidiyor.
Onu Kazan şehrinde indirip Tatarlar arasında gezdiriyor, bir camiye bile götürüyor. Pek çok dil bildiği ve pek çok konuda donanımlı olduğu için Lyubov da ona ister istemez hayranlık beslemeye başlıyor. Ondan yeni bilgiler edinmek, yeni gerçekler dinlemek, onun bilgi ve öğütle dolu sohbetlerinde bulunmak genç kızın gemide gezerken en sevdiği aktivitelerinden biri hâline geliyor. Ta ki Valdevenen'in Samara kentinde ineceğini işitene dek!
Heyecanlı ve meraklı genç kızımız Lyubov, aşk gibi bir hissi de merak ediyor ve Valdevenen'e karşı hissettiği şeyleri aşk zannediyor. Anlamaya çalışıyor. Onun Samara'da ineceği günün gecesi sabaha kadar uyumadan bekliyor. Valdevenen ile gideceği gün erkenden buluşup onu uğurluyor. Valdevenen de dönerken Samara'dan yine geçeceklerini bildiğini ve dönüşte babasıyla genç kızın yanına gelip bir daha hiç ayrılmayacaklarını söyleyerek veda ediyor.
O gittikten sonra artık hiçbir şey Lyubov'un eski neşesini geri getiremiyor. Çevresinde gördükleri onu eskisi kadar heyecanlandırmıyor. Hayatında da, içinde de pek çok şey değişiyor ve bekliyor. Bekliyor, bekliyor, bekliyor...
İlk defa Lou Andreas-Salomé'den bir eser okudum ve çok beğendim. Özellikle manzara tasvirleri aşırı başarılıydı. Gözümüzde tüm manzara onun kelimeleriyle hayat buluyordu. Kalemi gerçekten çok güçlü bir yazar.
Benim gibi bazılarınız aşırı tasvirlerden dolayı sıkılabilirler ve hikâyeden daha büyük bir beklenti içerisine girip beklediklerini alamadan çıkabilirler. Ben kalemi bu kadar güçlü bir yazardan, daha yaratıcı olaylarla süslenen bir devam beklerdim ancak beklentimin altında, aşırı durgun bir olay örgüsü vardı. Yine de çok çok güzeldi.
Üstelik Tatarlara kurguda denk gelinmesi, Kazan kentinde bir camide gezilmesi; Çuvaşlar, Başkırtlar, Kırgızlar ve Çirmişler gibi Türk boylarından bahsedilmesi de beni oldukça mutlu etti. :)