İnsan bağlandıkça görüş mesafesi kısalır, insan kendini rüzgarın esmesine, suyun akışına en kötüsü de görselliğin güzelliğine bağlanırsa kurtuluş pek mümkün olmayabilir.
Hayat insanı çeşitli evlerden geçirmektedir, ama galiba gönül işleri, aşk, tutku ve gizem insanları ele geçirmekte ve diğer konulara nazaran daha da çok etkiler bırakmakta ve kaybetme görememe korkusu insanı derinden kılıç misali kesmektedir.
Ki imkansızlıklar neredeyse insanoğlu da hemen onun yanı başında belirir. Ki bu çoğu zaman şaşmaz.
Adolphe adında bir genç bir Kontun eşine aşık olur gitmeler gelmeler ziyaretler derken kahramanımız iyice bağlanmıştır.
Bu bağlılık kendisinin hayat penceresini en aza indirmiş olup görüş açısını sadece tek bir noktaya toplamıştır.
Gitmeli gelmeli kabaran duygular, adı tarifi konamayan hisler ve hepsinden geriye kalan bir olay örgüsü, zorluk sonrası insan elbet bir kolaylık yaşamak ister. Lakin ipliğe atılan düğüm ne kadar çoğalırsa çözmek de bir o kadar zorlaşır ve içinden çıkılmaz bir hale gelir.
Yasak bir aşk üzerinden kişisel psikoloji üzerine yazılmış gayet hoş akıcı bir roman tavsiye ederim.
Yer yer kişilik bölünmesine maruz kalına da kahramanımıza hak vermek gerek.
Nede olsa gönülden gelene beyin aynı tepkiyle aynı hisle yaklaşamaz.
Bir denge kurmak için tüm dengeleri yıkmadan kuramaya çalışan kahramanımız Adolphe bizleri macerasına ortak etmek istiyor.