spoilersız inceleme: II
geçen sene, "Toprak Ana"sını okumamın ardından, Ötüken Neşriyat Yayınları'nın on kitaptan oluşan Aytmatov setini derhâl almış, üzerine bir de Aytmatov'un hayatı üzerine ayrıntılı bir araştırma yapmıştım. özellikle de hayatını, yaşadıklarını kabataslak bildiğiniz bir insanın yazdığı kitabını okursanız, emin olun ki o satırlar sizin için bambaşka bir hâl alacaktır. işte "Gün Olur Asra Bedel" de, ilk sayfalarından itibaren böyle tanıdık bir tatla başladı benim için.
bana sorarsanız, bozkır hayranı birisi olarak, kitabın ana mekanı "Sarı-Özek bozkırı" oldukça ilgi çekiciydi. tarihi açıdan oldukça değerli olan bu çorak topraklar, Juan-Juanlardan, Boranlı Yedigey'e kadar herkese ev sahipliği yapan; tarihin tekerrür ettiğinin en güzel kanıtı olan bir unsurdu. insanın ne kadar ıssız ve uçsuz bucaksız olduğunu belirtmekle beraber, bu uçsuz bucaksızlığın yanında aslında hiç de yalnız olmadığımız ayrıca vurgulanmış. tıpkı Sabitcan'ın da anlattığı gibi, her yerde birilerinin olduğu ve insanları kontrol ettiği -ya da insanların amacı bilinmez bir aşkla onlara itaat ettiği açıkça görülebiliyor. bu birilerinin kim olduğu tartışılır. dönemin Aytmatov'una sormak gerekir bunu...
Aytmatov demişken, Kazangap ile kendisini öylesine bağdaştırdım ki! İkisinin de babalarının Gulag mağduru olmasından olsa gerek. Kitapta açıkça anti-Stalinist cümleler mi seziliyordu yoksa ben mi yazarın hayatıyla fazla bağdaştırdım bilemiyorum. ama bir sistemin, insanları, onların yuvalarını, hatta bozkırda dolaşan aç bir tilkiyi dâhi nasıl yıktığını pekâlâ biliyorum! kitap yalnızca olay örgüsü olarak kesinlikle ele alınmamalı, derine inilmeli diye düşünüyorum. böylece sizlere bir şeyleri çağrıştıracak olan her cümleyi paragrafların içerisinden tutup çıkarmak için çırpınıyor ve kendinizi bütün bunların içerisinde biraz daha fazla hissediyorsunuz. Sarı-Özek'in insanı yakıp kavuran soğuğundan, mankurtların beyinlerine işleyen o kalın deve derisine kadar hissetmediğiniz duygu kalmıyor.
başlarda kitabı anlamadığınız için sıkılabilirsiniz, bende öyle olmuştu, hele o kosmodromdur, Parite'dir işlerine girilince allak bullak hissettim fakat "Sabreden derviş muradına ermiş." diye boşuna söylememişler herhâlde. ya da altın mekreye ulaşmak için sabreden Yedigey mi demeliyim? tavsiyemdir, bu kitap da sizin Hazar'ınız olsun; yalnız bunun için Abutalip gibi bir "Atika"ya değil, Sarı-Özek bozkırından bütün dünyaya açılmış olan "Gün Olur Asra Bedel"e ihtiyacınız olacak.