·432 syf.····Okunma: 10 Ocak 2025 00:00 Birçok şeyi düşünerek başladığım bir yolculuk oldu. Kafamda tonla soru işareti vardı ama Saygın Ersin'in adını duyduğum andan itibaren tüm okuma listemdeki kitapları bir kenara bırakıp Yedi Kartal Efsanesi'ni sipariş ettim ve iki gün önce ilk kitabı, Zülfikar'ın Hükmü'nü bitirdim.
YouTube üzerinden izlediğim videolarda yazarımız Saygın Ersin, Yedi Kartal Efsanesi yolculuğunun "bizde neden yok?" sorusuyla başladığını zaten söylüyor. Benim de diğer tüm kitapları erteleyip Türk bir fantastik esere başlama sebebim tam olarak buydu. Bizde neden yok? Aa, aslında varmış... Yani aslında beklentim bu yönde şekillendi ve tam da bu heyecanla okumaya başladım.
Beklentinin, okuduğunuz kitaplarla ilgili yorumunuzu ne denli değiştirdiğini bilen bir okur olarak bunu belirtme ihtiyacı duydum. Ve şimdi, o zaman başlayalım diyorum:
Yedi Kartal Efsanesi, 'Rivayetler' başlıklı bir ön hazırlık kısmıyla başlıyor. Ki buranın gerçekten kitabın içerisinde geçecek her şeyin zeminini hazırladığını düşünüyorum. Yani Türk edebiyatından bir fantastik roman okumanın heyecanı henüz üzerinizeyken bir kat da güzel bir hikaye okuyacak olmanın heyecanını ekliyor bu kısım.
Peki Rivayetler bölümü bize ne anlatıyor?
Hikaye; Lokman Hekim'den önce, Cennet ve Cehennem arasındaki savaşla, yani dünyada çırpınan Kartallarımızın sıkıntısından daha ulvi bir olayla başlıyor. Cehennem, kötü güçlerini dünya üzerine salıyor. Ve Cennet, bu durumu dengelemek için çok büyük bir gücü serbest bırakıyor. Kitapta da geçtiği üzere: "Cehennemin alevleri yeryüzüne inmiş. Akıl, emek, erdem, mertlik... Güç denen dipsiz kuyuda yitip gitmiş hepsi."
Lokman Hekim, dünyanın şer yuvasına döndüğünün farkına varana kadar büyük bir kudrete vakıf olmuş bir bilim insanı ancak bu kudreti iyiye kullanmak da ona nasip oluyor. Aslında başına gelen bir olayla, bulduğu iksiri kullanmanın beşerin harcı olmadığını düşünüp bu fikri rafa kaldıran Hekim; cehennem kapılarından gelen büyülerin insanları harama, şerre sürüklediğini fark edince kalbinde peyda olan öfkesini, bu iksirin reçetesini kullanarak defetmeyi kafasına koyuyor.
Hikayemiz burda başlıyor aslında. Hekim, bir ocak kuruyor ve iblisin yeryüzüne gönderdiği büyünün karşılığı olarak yeryüzüne büyüsünü göndermiş olan meleklerin büyüsünü, kitabımızın diliyle 'sanatını' taşıyan gençleri bu ocakta topluyor. Amaç: yeryüzündeki kötülüğü dengelemek ve şerden korunmak. Kitabımızın adı ise Lokman Hekim'in (zamanla hayatlarını kaybettiklerinde sayı yeni ustalar yetiştirilerek dengeleniyor) ocağının ustalarından geliyor: Yedi Kartallar.
Sayı hiç değişmiyor ancak dengeleniyor. Aralarından birini kaybettiklerinde yeni bir çırak yetiştiriliyor ve usta oluyor. Asıl heyecan verici kısım ise Lokman'ın reçetesinin Ustalar için kullanılması. 50 yılda bir yapılan toplantılarla Ustalar iksirlerini içiyor ve 50 yıl boyunca ölümsüz oluyorlar. Ve Hekim'in reçetesinin her bir parçası 7 kişiye bölündüğü için 7 Kartal da toplantıda olmazsa bu seremoni gerçekleştirilemiyor.
Tabii ki zamanla savaş zamanlarında Ocak'ta kayıplar yaşanıyor ve kitabın önümüze gelen son kadrosunda Yediler'i şu şekilde görüyoruz: İklim Efendisi Behruz Usta, Ateş Efendisi Niran Hatun, Bitkilerin Efendisi İdris Usta, Toprağın Efendisi Salih Usta, Suların Efendisi İlyas Usta, Beden Efendisi Bengi Hatun, Zihin Efendisi Elif Hatun.
Kitabımız, Elif karakterinin bir süre önce kaybolduğu bilgisini baştan bize veriyor. Aslında Salih Usta'nın çırağı olan Elif Hatun, ocağımızın en genç ve en dik kafalı üyesi. Bir anlaşmazlık sonucu Kartal madalyonunu çıkarıp ocağı terk ediyor ki kendisinden inanılmaz bir efsanevi Ahsoka Tano (Star Wars) enerjisi aldım...
Hikayemizin ana iskeleti böyle. Günümüzde geçen eserde ocağın girdiği bir hatta birkaç krizi, dünyada bir başka şer yuvasının ortaya çıkışını ve en önemlisi varlığı bile şaibeli olan büyük güçlerle donanmış Hz. Ali'nin yadigarı Zülfikar kılıcının çalınmasının etrafında dolanan bir hikaye okuyoruz.
Ve en büyük sorumuz: ustalar 50 yıllık dönümün sonundayken ve iksir içip ölümsüzlüğü yenileme zamanlarına az kalmışken 7 Kartal'dan biri, Elif nerde ve ustalar Elif'in yokluğunda iksiri nasıl yapacaklar?
Kitap, günümüz dünyası içinde bir fantastik evren kuruyor. Bu yüzden zamanında açılmış ve sırrına yavaş yavaş, kurmaylarıyla beraber vakıf olduğumuz 12. Daire askerleri de hikayemizin içinde. Üsteğmen Doğan'ın ve Yüzbaşı Sarp'ın, Yedilerle kesişen yolları hayatlarında nasıl bir kırılmaya yol açacak?
Ve Geceliler... Rivayetler kısmında hikayeleri anlatılan Geceliler, aslında bildiğimiz vampirler ancak Osmanlı dönemine dayanan hikayeleri ve yazarın, tarihi bir olay okuyormuşçasına okuduğunuz dili ile hikayeye entegre oluyorlar.
Peki nasıl buldum?
Öncelikle, bu kitabı okumadan önce kitabın yorumlarına tabii ki baktım! Ve bu yorumlarda katıldığım bazı eleştiriler var. Bunlarla başlamak isterim. Karakter derinliği. Evet, aslında kitabın yapmaya çalıştığı şeyi anlıyorum. Yediler gibi karakterlerin ciddiyeti ve kudretini sergilemek için biraz karakterlere yabancı kalmamız gayet iyi olabilir. Ki aslında geçmişleriyle ilgili, aralarındaki ilişkilerle ilgili bazı hikayeler okuyoruz bazı paragraflarda ama yeterince temellendirilmemiş olduklarını düşünüyorum. Doğan ve Sarp'la kitap boyunca daha fazla vakit geçirdiğimiz halde kendileriyle bile acayip bir bağ kuramadım. Ama tamamen hakkını yemeyeyim hayran olduğum karakterler vardı. Bunun kolay çözülebilecek bir problem olduğunu düşünüyorum ki elimde daha serinin iki devam kitabı var. Umarım Yedileri hatta ve hatta Geceli beyimiz Mehmet Sinan'ı daha derinden tanıyabiliriz.
Övgüye gelelim. Kesinlikle beklentilerimin karşılandığını hissediyorum. Saygın Ersin'i bu kadar geç tanıdığıma çok ama çok pişman oldum. Sahiden, kendi topraklarımdan veya kendi kültürüm içerisinde sık sık duyduğum konular ve kavramlarla alakalı bir fantastik eser okumak bana dehşet iyi geldi.
Tarihi belgelere sık sık temas etmesi ve bazı yerlerde adeta Osmanlı gizemleri veya tarihi gizemler okuyormuş gibi hissetmem beni kitaba çok bağladı. Daha uzun bir betimleme isterdim ama Yedilerin, İstanbul'daki mahallelerinin girişini; Niran Hatun'un sinir krizi geçirdiği sahneleri; Salih Usta'nın adamları kovalarken sergilediği hünerlerini ve Behruz Usta'nın büyülü bir mutasavvıf enerjisiyle hissettirdiği kudretini okumaya bayıldım.
Bu konudaki tek eleştirim; Doğan ve Sarp'ın sıradan dünyasından ve Behzat Taner'den dolayı ayaklarımın tam olarak yerden kesilememesi olabilir. Fantastik roman okurken biraz ayaklarımın yerden kesilmesini ve o büyülü dünyaya kapılıp kitabı kapattığımda neden bu güçlere sahip değilim diye sızlanmayı seviyorum...
Her şey bir yana Saygın Ersin'in tek soruyla çıktığı yolun sonunda ben artık o soruyu sormayacağıma eminim. Bizde neden yok değil, baya varmış aslında.
Zülfikar'ın Hükmü de tam bir giriş romanıydı. Tabii ki ilk romanı övmem diğer iki romanı da öveceğim anlamına gelmiyor ama şimdilik durumdan çok memnunum. Heyecanla ikinci romanımıza Yedi Kartal Efsanesi: Erbain Fırtınası'na başlıyorum.
Eğer bunu deneyimlemediyseniz, deneyimlemenizi tavsiye ediyorum ve sahiden yazarlarımızın Saygın Ersin'den feyz alması gerektiğine inanıyorum. Efsanevi bir fantastik eser yazmak için Tolkien'in elinde olandan daha fazla malzeme var elimizde kültürel olarak. Ancak bunu kullanacak Tolkien gibi, Ursula gibi, Martin gibi yazarlarımız yok mu? Yaklaşacak olanların olduğunu biliyorum. Saygın Ersin'in de daha fazlasını, çok çok daha iyisini yapabileceğine eminim.
Kalemine sağlık Saygın hocam. Ve sizler, Yedi Kartal Efsanesi'ni almaktan hiç korkmayın. Sonuna kadar değecek.