Selamlarr...
Bazı hikayeler vardır, sizi daha ilk sayfadan içine çeker, merakla soluksuz okursunuz. Ama bazılarında, o yan hikayelerdeki çiftler vardır ki… İşte asıl merak ettiğiniz onlar olur. Lucian ve Sloane tam da öyle bir çift di. İlk kitaptan itibaren aralarındaki gerilimi hissettik, birbirlerine laf sokmalarını, inatlaşmalarını izledik ama o nefretin ardında ne saklı olduğunu bir türlü çözemedik.
Peki bu kitapta ne oluyor?
Ah… Öyle sırlar açığa çıkıyor ki, kalbiniz yerinden oynayacak.
Lucian ve Sloane’un hikayesi intikamla, pişmanlıkla ve en önemlisi derin bir aşkla örülü. Yüzeyde gördüğünüz o nefret, aslında yıllarca bastırılmış duyguların dışa vurumu. Meğer ortada nefret falan yokmuş. Sadece derin bir kırılma, acı ve kocaman bir özlem varmış.Ve sonunda o duvarlar yıkılmaya başlayınca… Aman Tanrım. Aralarındaki çekim öyle güçlü, o kadar yakıcı ki.
Bu sadece bir aşk hikayesi değil.
Bu, yılların kırgınlığıyla, acısıyla ve hatalarıyla yüzleşme hikayesi.
Lucian’ın geçmişinde yaşadıkları sizi derinden sarsacak. O katı, soğuk adamın içindeki o acıyı gördüğünüzde onun için ağlayacaksınız. Hatta bana On Üç’ü Saklamak kitabındaki Shannon’ın yaşadıklarını hatırlattı. Aynı duygusal yumru, aynı iç burkan his...Sloane’un kırılgan ama güçlü duruşu ise, o deli dolu kütüphaneciye sizi hayran bırakacak.
Ama aralarındaki kimya? Aman aman!
Laf sokmalar, çekişmeler, geçmişe dair yüzleşmeler ve en sonunda o Yılların getirdiği pişmanlıkların patladığı an. İnanın bana, böyle bir tutku her kitapta bulunmaz
Bu kitapta her şey var: acı, kahkaha, tutku ve saf sevgi.
Ve bir kez daha anladım ki:
Nefret dedikleri şey bazen sadece ÖZLEMDİR .
Lucian ve Sloane’un yolculuğunu okuyup da etkilenmemek imkânsız.
Bu seriyi okuyan herkes, bu kitabın neden favori olduğunu anlayacak.
Şimdiden söyleyeyim: Bu hikayeye kapılmaya hazır olun. Çünkü bu Aşk hikayesini öyle kolay kolay unutamıyacaksınız. İyi ki okuduk Di mi Nurgül .