"Nasıl Yapmalı?"da Neler Nasıl Yapıldı?
10/10
·580 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2025 02:22
Devrimci Nikolay Çernişevski'nin 1863 yılında zindanda geçirdiği dört aylık sürede yazdığı, İvan Turgenyev'in Babalar ve Oğullar kitabına bir yanıttı, Dostoyevski ve Tolstoy gibi dönemin önemli yazarlarını etkileyen "Nasıl Yapmalı?" kitabı benim için artık bir başeserdir. Haksız yere, bir şeyin ispatlanması söz konusu değilken 'halkta öfke ve infial yaratmak' suçuyla yedi yıl kürek ve ömür boyu sürgün cezasına çarptırılan yazarımız Sibirya sürgününden ancak yirmi yıl sonra dönebiliyor. Çarlığın hıncı gerçekten korkunçtu. Çernişevski'yi sürgün etmeden bir direğe bağlayarak halka teşhir ettiler. Bu noktada gururla şunu eklemek isterim, evet Çarlık hıncından ve toplumsal zayıflığından (Rusya mı toplumsal olarak zayıf oldu şimdi? Evet, bal gibi de Rusya. Buna şaşırmamak gerek.) onu belki on beş dakika veya yarım saatliğine teşhir ettiler ama günümüze kadar kendisi bu eseriyle Rusya'yı yerin dibine sokup orada bıraktı hatta onu günümüze kadar bağlamış durumda diyebilirim. Kadınların kimliğine kavuşması, bir madde veya bir köle olarak görülmemesi adına devrimci kadın tipini yaratan ilk yazardır. Kadınları bir fuhuş aleti olmaktan da kurtararak fuhuş edebiyatında önemli bir devrim yaratmıştır. Vera'nın annesi olsun, canım Jüli olsun ve daha bir sürü kadının hayatında göstererek bunu bize aşılamıştır. Zor bir ortamda bu kadar iyi kitap yazması, bu kitabını eşine armağan etmesi birbirinden etkileyici. Eserdeki olayların tümü bir silsile şeklinde ve inanılmaz bir derinlik taşıyor ya da belki yazarın biz kadınlar hakkında söylediği gibi çok derin ve yönlü düşündüğümüzdendir bu fikirlerim. Spoiler içerir, dikkat! Kitabın içeriğine geçebiliriz artık, başkahramanımız Vera Pavlovna ailesinin evinde eziyet yaşayan bir kızdı. Annesi şirret ve çok aşağılık bir kadın, haksızlık ettiğimi hiç düşünmüyorum. Kızına çok kötü davranan, döven, söven, ha bire çirkin bir surata sahip olduğunu söyleyen, kişiliğini yargılayıp değersiz hissettiren bir anne. Kızı biraz büyüdü mü artık o zaman ona iyi gibi davranmaya başlamıştı. Tabi ki içine doğan evlat sevgisinden değil, onun amacı kızının sosyete tabakasına girip zengin bir koca bulmasıydı. Ne yazık ki bu sosyete ortamı mide bulandırıcı! Erkeklerin tümü aynı cinsten, kadınlarsa sadece bir figür hatta şöyle söyleyeyim, cinselliğin bir malzemesi ve sadece fiziksel güzelliğe bakılıyordu. Vera bu ortama ait olmadığını çok iyi biliyordu. Aynı zamanda ailesinin evinde kalması söz konusu bile değildi, tabi bu düşünceyle kendini kandırmadı ancak ona âşık olduğunu iddia eden Storeşnikov'a ne kadar direnirse ve sevmediğini belirtirse işe yaramadı. Annesinin tam istediği gibi, zengin mi zengin bir ailenin çocuğu ve o batasıca sosyete tabakasından bir damat adayı, nişanlandılar. "Mösyö Storeşnik, lütfen elinizi verin," Storeşnikov'un elini yakalayıp göğüsüne koydu! "Bunun bir insan bedeni olmadığını fark ediyorsunuz artık değil mi? Bir de şu tarafımı yoklayın... Bitmedi, bu tarafımı da... Nasıl, anladınız mı şimdi? Takma göğüs kullanıyorum ben, tıpkı elbise, etek, bluz giyer gibi... Aslında bu ikiyüzlülüklere hiç gerek yok ve yaptığım şey hiç hoşuma gitmiyor, ama ne yaparsınız, sosyetede bu işlerin böyle olması benimsenmiş." Bu alıntı yukarıda bahsettiklerimin bir kanıtı niteliğinde. (Bunu okurken sinirden çok gülmüştüm.) Vera'ya deliler gibi aşık olan bu 'züppe erkek'leri binevi özetleyen kişiliğe bakın hele! Veroçka'nın erkek kardeşinin öğretmeni, tıp üniversitesi son sınıf öğrencisi Lopuhov burada hikâyeye girer. Lopuhov beyefendi biridir, kimseyle pek samimi sohbetlere girmeden, işine gelir hakkıyla yapar ve ayrılırdı. Bir süre sonra aileye çay içme saatinde eşlik etmeye başladı, Veroçka'yla kısa kısa diyaloglar kurar onunla önemli olaylardan konuşurlardı, anlamlı ve derin sohbetlere dönüşmeye başladı bu zamanla; Lopuhov, Veroçka'nın duygularını anlayabiliyor, ona anlamlandıramadığı olayları aydınlatıyordu. Hayran olası güçlü bir ilişki vardır artık aralarında. Bu toplantılarda Lopuhov ve Storeşnikov çoğu zaman denk gelirlerdi. Bu dikkat çeker ve sıkıntı yaratır genelde ama Lopuhov (bence) akıllı davranarak nişanlıymış gibi davrandı, hatta nişanlısını çok seven bir erkek. Vera'nın düşü, bu hikayede Veroçka dört düş görür ve hepsi onun için bir dönüm noktası gibidir ama bu ilk düş bir özgürlük, ah özgürlük... Papatyalar dolu bir arazi, sallanacak, püfür püfür esen sıcacık hava ve bir kahve, Allah'ım ne güzel, özgürlüğün portresi. Bu düşte Lopuhov Veroçka'yı yaşadığı eziyetten kurtarıyordu, rüya gerçek oldu. Evlendiler, Vera'nın annesi cinnet geçirdi, karşı çıktılar, kavga ettiler ama artık hiçbir işe yaramıyordu bunlar. Veroçka ve Lopuhov aynı evde, farklı odalar ve özgür hayatlar yaşıyorlardı. Kimse kimsenin yanına izinsiz gitmez, birbirinin hayatlarına asla karışmazlar ama hep birbirlerine destek olurlar. Veroçka artık özgürdür, odasında oturup sakin kafayla kitap okuyabiliyor, dinlenebiliyor ve eziyet çekmiyor. Devrimci bir kadın olarak bunlar onun için yeterli gelmemişti. Eşinin de yardımıyla bir atölye kurdu ve nice kadına gelir kaynağı, sağlıklı bir çalışma ortamı ve tam anlamıyla adaletli bir kâr paylaşımı vardı. Tabi burada insan sorgulamadan edemiyor, insan gerçekten bu kadar mı iyi, diye. Bir devrimden bahsedildiği için bunun böyle gösterilmesini gayet makul buldum ki günümüzde de bazı istisnalar vardır ki öylelerdir. Bu konuya değinmişken kitaptaki Çernişevski'nin ana düşüncesini aktaracağım, her insanın özünde bir iyilik vardır. Buna karşılık olarak da Dostoyevski "Yeraltından Notlar" eserinde tam tersini savunarak insanın özünde bir kötülük olduğunu söyler, bu eseri "Nasıl Yapmalı?"ya karşılık yazmıştır. Günler, aylar ve yıllar sonra yeni bir olayla karşılaşırız, bu zamana kadar Veroçka Lopuhov'la çok sakin, huzurlu ve başarı dolu bir hayat sürüyordu, sürmeye de devam etti ama artık gönlünü başkasına kaptırmıştır. Bunu anlayana kadar çok çelişki yaşadı, anlayamadı, hatta Lopuhov ondan çok önce olayı çözebilmişti. Lopuhov'un arkadaşı Kirsanov'a aşık olmuştu. Bunu kabullendiğinde, anladığında ağlayarak gidip kocasına sarılmıştı, bu duygularını Lopuhov'a söylemişti. Ne de olsa onlar dosttu ama bu insanın canını çok acıtır, önemsiz sanılabilir ama hiç öyle olmadığını, acısının bir yerden çıkacağını bilir. Akıllıca mı demem lazım yoksa materyalistin özünü oluşturduğu için mi bu kadar tepkisiz kalabildi, muamma. Bu konuda kitap kafamı karıştırdı açıkçası, Veroçka'dan uzak durmayı onun vicdan azabı çekmeden karar verebilmesini sağlamak içindi ama aynı zamanda kendisine kıydı. Materyalist bir adamdan bunu beklemezdim, kitabın sonuna kadar bu bir oyun, Lopuhov karşımıza başka bir kimliğe bürünüp çıkacak dedim ama yok, çıkmadı. E hani her şey bir madde ve yarardan ibaret! Kirsanovdan bahsedelim biraz, o da arkadaşı gibi tıp üniversitesi okuyordu, doktor olmuştu. Güzel bir işe sahip, nitelikli doktorlardandı, nitekim o ve arkadaşı Lopuhov gibi insanlar, materyalistler, doktorluk mesleğini hastaları tedavi etmekten ziyade ileriki bilim çalışmalarının anlam kazanması ve gelişmesi için çaba göstermeleri gerektiğini savunuyordu. Lopuhov'un Veroçka'ya yardımı neden bu kadar hızlı unutuldu diye düşünüyoruz. Tabi ki unutulmadı, Veroçka'nın Kirsanova'a gidip her şeyi anlatması uzun zaman geçtikten sonra oldu. Veroçka hep borçlu hissediyordu kendini Lopuhov'a karşı oysa olması gereken o. Bu gerçekten bir bencillik veya ukalalık değil ama Lopuhov ve Veroçka'nın arasındaki bağ farklıydı. Veroçka'nın Lopuhov'la ilişkisi neydi? "Saşa (Kirsanov), ne düşünüyorum biliyor musun, ne ben Dimitri'yi (Lopuhov) olgun bir kadın gibi seviyordun ne de o beni, senin benim anladığımız anlamda seviyordu! Onun bana olan duyguları, bir dost olarak bana duyduğu güçlü bir bağlılıkla karışmış durumdaydı; arada bir ve anlık tutkularla kadın olarak görürdü beni. Dostluğu doğrudan doğruya bana yönelikti, anlık tutkuları ise genel olarak kadına -herhangi bir kadına- yönelikti; bunların benimle pek ilişkisi yok sanırım. Hayır, canım, bu aşk değildiç Onun durmadan beni düşündüğünü mü sanıyorsun? Hayır, bana ilişkin düşünceler ona hiç ilginç gelmiyordu. Evet, ne onun yönünden, ne benim yönümden aşk söz konusuydu." İşte böyle bir hikâyeydi onlarınki. Kirsanov'la daha çok bizim bildiğimiz karı-koca ilişkisi vardı, güzel bir hayat, Veroçka ikinci atölyesini kurmuş ve iki atölyeyi de birbirine bağlayarak çok güzel işler ortaya çıkartmıştı. Veroçka devrimci bir kadındı, bir süre sonra kocası yoluyla da açtığı mağazayla da tanındı ve diğer kadınlara güzel bir örnek oldu. Bu örneklerin artmasına, işçinin hakkını savunabildiği, rahat, tehlikesiz bir ortam istemesinin gayet doğal ve olması gerekenin bu olduğunu anlatmıştır. Ki ne yazıki biz günümüze kadar bunu tamamen başarabilmiş değiliz. Özellikle kitabın ikinci bölümünde romana yeni yaşam öyküleri katılmıştır ve Çernişevski söylediği her olayla bize bir şeyler anlatmaya, fark ettirmeye çalıştı, başardı da. Çernişevski'nin okuyucusu bizlerle güçlü bir etkileşimi vardı, bu, kitabı daha akıcı hale getirirken bizim beynimizi bir makine formatında kullanıyordu. Dilinin akıcılığı, olayların çekiciliği, yazarın hikayesi hepsi kitabı özel kıldı. Artık benim için canım Sefiller ve Martin Eden'in makamındadır bu kitap. Bir kadın veyahut erkek hiç önemli değil insanlığın ne demek olduğunu, bireye nasıl değer ve saygı gösterilmesi gerektiğini gösterdi, "Nasıl Yapmalı?" bizlere çok şeyin nasıl yapılması gerektiğini söyledi, eğitti. İyi ki okudum dediğim kitaplardan. Ek; bu kitabı ilk önce Ceylan Yayınları'ndan okumaya başlamıştım, bir hafta boyunca yüz sayfayı okumak için ciddi uğraşlar gösterdim ama çeviri o kadar berbat ki hiçbir şey anlaşılmıyordu. Türkçe mi okuyorum ya diye sorguladım! Kor Yayınları sağ olsun kurtarıcı oldu, çevirisi gayet kaliteli, güzel bir okuma oldu. Dış kapağı ise ayrı güzel. İyi okumalar.. Nasıl Yapmalı? Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy
Edebiyat
Nasıl Yapmalı?Nikolay Gavriloviç Çernişevskiy · Kor Kitap Yayınları · 20191,404 okunma
·
556 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Harikulade bir inceleme. Size benzer duygu ve düşüncelerle okumuştum. Açıkçası Dostoyevski'nin yarattığı kötülük nesnesinin Vera ile Lopuhov'un oluşturduğu örnek tabloyu biraz bile incitemedigi kanaatindeyim. Nefrete karşı sevgi her zaman daha üstündür ve biz muhtemel sevginin güzelliğini okurken bile sevgi doluyoruz. 🌾🌼
Kitap Çiçekçisi
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim 🌼 Çok güzel anlattınız, sevgi her zaman daha üstündür, Yeraltından Notlar'ı okumama rağmen düşücelerimde herhangi bir zedelenme yaşamadım. Yaşamak aslında budur, sevgi dolu, pozitif taraflara bak ve mutlu ol. Öbür türlü bir Yeraltından Notlar mahkûmu oluyoruz.