·524 syf.····Okunma: 16 Ocak 2025 16:16 Masumiyet Müzesi, uzun zamandır okumak istediğim fakat hacminden dolayı buna belki de pek cesaret edemediğim bir romandı. Yazın müzesine gitmemle kesin bir şekilde okumaya karar verdim çünkü müze gerçekten zaman ve mekan kavramımı yıkmıştı içindeki atmosferle. Açıkça söylemek gerekirse kitabın son sayfalarına kadar Kemal'in kitap boyunca aşk veya tutku diye tarif ettiği durumun takıntıdan ibaret olduğunu ve gerçekten bunun bir hastalığa dönüştüğünü düşünüp durdum. Hatta bazı yerlerde kendi fikirlerim kitapta yazılanlarla o kadar çok çelişti ki kitabı okumaya ara verdim. Fakat kitabın son sayfasını bitirip kapağını kapattığımda belki hafife aldığım ve bana saçma gelen, belki de abartıldığını düşündüğümden içimde inanmadığım tüm bu olayların, müzenin yapılması için bir neden olduğunu fark ettim. İlk defa eleştirel ve sert bir tutumla değil de olaylara şahit olan tarafsız bir okuyucu gibi baktım kitaba ve ilk defa Kemal'e, Füsun'a ve duygularına üzüntüyle bi yakınlık duydum. Tüm bu yaşananlar gerçek olsun veya olmasın, önemli değil artık; önemli olan geç kalmamak ve takılı olmamak bence, hayata ve insanlara. Küçük çukurları devleştirip içine düşmemek belki de. Kemal Füsun'a hayatını ve tüm zamanlarını adamışken ve Füsun da bunların karşılığında yalnızlıkla dolu acılar çekmişken en önemlisi büyütmemek belki. Hayat bu kadar kısa ve bilinmezlerle doluyken biletimiz varmışçasına bir güvenle, kuyrukta bekler gibi hayatımızı değiştirecek olayların olmasını beklemek ve buna inanarak günlerimizi geçirmek saçma geliyor bana artık. Uğruna çaba harcadığımız her şey için gerçekten elimizden geleni yapıyor muyuz, yoksa sonrasında kendimizi affedebilmek için bunu bir bahane olarak kullanıyor muyuz? Bunu da yalnızca biz bilebiliriz.