Uydurma rivayetlerin delil olcağına dair, yine uydurma bir rivayetten delili var.
Din, Allah'ın koyduğu sınırlar içinde yaşanır; ilâhî vahyin dışına çıkarak ona ekleme yapanlar, aslında dine değil, kendi çıkarlarına hizmet ederler. İşte bugün sakal bırakıp cübbe giyerek halkın karşısına geçen, ancak içi bomboş olan bazı din tüccarları da tam olarak bunu yapıyor. Kendilerine bir otorite kurmak, insanları etkilemek ve bazen de menfaat sağlamak için Peygamber'e (s.a.v.) ait olmayan sözleri hadis diye anlatıyorlar.
Bunlar, insanların cehaletini fırsat bilerek din kisvesi altında yalan söylemekten çekinmezler. Oysa Allah, "Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?" (En’am, 6/21) diyerek bu sahtekârları en ağır şekilde kınamıştır. Peygamber adına yalan uydurmak, doğrudan Allah’a iftira atmaktır. Çünkü Peygamber (s.a.v.), yalnızca Allah’ın bildirdiklerini tebliğ etmiştir. Kendi uydurmalarını dine ekleyen bu din simsarları, halkın itaatini kazanmak ve ceplerini doldurmak için her yolu mübah görürler.
Bu adamların ortak özelliği, ilimden ve irfandan yoksun olmalarıdır. Kendi çıkarları uğruna İslam’ı tahrif etmekten çekinmez, "Peygamber böyle dedi" diyerek insanları kandırırlar. Oysa sahih hadis ilmi, senet ve metin incelemesi gerektirir. Ama bu sahte şeyhler ve hoca bozuntuları, bir hadisin kaynağını dahi bilmeden ahkâm keserler. Halbuki Peygamber Efendimiz ﷻ, kendi adına yalan söyleyenleri kesin bir dille uyarmıştır:
"Kim bile bile benim adıma yalan söylerse, cehennemdeki yerine hazırlansın!" (Buhârî, İlim, 38)
Bu tür adamlara karşı uyanık olun!
Din, bu sahtekarların eline bırakılmayacak kadar büyük bir emanettir. Her duyduğunuz sözü hemen kabul etmeyin; araştırın, sahih kaynaklardan teyit edin. Peygamber’in adı kullanılarak dine ekleme yapan her kişi, aslında dinin özünü bozan bir hain gibidir. Allah'ın dinini korumak, sahih bilgiyi öğrenmek ve bu tür insanları teşhir etmek, her Müslüman’ın görevidir.
وَقَالُوا رَبَّنَٓا اِنَّٓا اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَٓاءَنَا فَاَضَلُّونَا السَّب۪يلَا
رَبَّنَٓا اٰتِهِمْ ضِعْفَيْنِ مِنَ الْعَذَابِ وَالْعَنْهُمْ لَعْنًا كَب۪يرًا۟
Diyecekler ki: “Rabbimiz! Bizler saadatlarımıza/şeyhlerimize ve devler büyüklerimize itaat ettik. (Onlar da) bizi (doğru yoldan) saptırdılar.”
“Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lanetle lanet et.” (33/Ahzâb, 67-68)
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّاۜ كَذٰلِكَ يُر۪يهِمُ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْۜ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنَ النَّارِ۟
Tabi olanlar diyecekler ki: “Keşke bir fırsatımız olsa da, onların bizden teberrî edip uzaklaştığı gibi biz de onlardan teberrî edip uzaklaşabilsek.” Bunun gibi Allah pişmanlık vesilesi olan amellerini onlara gösterecek! Ve onlar ateşten çıkacak değillerdir. (2/Bakara, 167)
Allah rızası için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin temiz, pak risaletini korumak için bu zalimliği ifşa eden eşrafını, ailesini, akrabalarını, eşini, dostunu bilinçlendirenlerden Allah Azze ve Celle razı olsun.