Okuduğum ilk spor romantizmiydi Icebreaker ve kitabı okurken spor beklentimi karşılamak için olimpiyatları falan açıp izledim.
Kitaba büyük beklentilerle başlamadığım için beni hayal kırıklığına uğrattığını söyleyemem. Sadece kafamı dağıtsın istiyordum ama kolay okunmasına rağmen gereksiz uzundu. Heyecanlandığım yerler oldu ama böyle hacimli bir kitapta yeterli değildi bana göre.
Beni inanılmaz sinirlendiren durup dururken karşıma çıkıp gözüme gözüme sokulan gereksiz mantıksız yersiz smut sahnelerdi. Çoğunun başlangıcı ve o sırada geçen diyaloglar mantıksız ve alakasızdı. Kişilerin birbirlerine yakınlaşması ve ilişkilerinin gelişmesi çok çok daha tatlıydı ve başlangıçlarının böyle olması (yani dark rom tarzında olması), sevgili olana kadar ikisiyle de bağ kurmamı zorlaştırdı.
Bunlar dışında kitap genel olarak güzeldi.
Ana karakterlerin kendi duygularının farkında olmaları, birbirleriyle ve arkadaşlarıyla iletişim kurma biçimleri çok tatlıydı. Toksik olmamaları ve birbirlerine destek olmaları sanırım her romantik kitabın temeli falandır (çok sık bu tür okumadığım için bilmiyorum ama mantıken öyledir). Yanlış anlaşılma olmaması, zıtlıkların uzamaması da çok güzeldi. Yaptıkları spor hakkında sanırım hiçbir şey okumadım ama, yani kitabın beşte birini ancak kaplıyordu spor muhabbetleri. Bu kitap neden bu kadar uzundu madem?
Smut sahnelerin gereksiz çokluğu beni aşırı yordu. Onun dışında çifti ve yan karakterleri beğendim. Ama seriye şu an için devam etmeyeceğim.