Selâmlar
| Sekizinci Hayat
| Nino Haratischwili
Nino Haratischwili’nin Sekizinci Hayat ‘ı, yalnızca bir ailenin değil, aynı zamanda yirminci yüzyılın sancılı tarihinin izini süren devasa bir destan. Gürcü kökenli Yaşi ailesinin Venedik’ten gelen ve lanetli olduğu düşünülen çikolata tarifiyle başlayan hikayesi, altı nesil boyunca süren bir yaşam zincirini gözler önüne seriyor. Çikolatayla simgelenen bu lanet, sevgi, kayıplar, savaşlar ve içsel çatışmalarla şekillenmiş bu geniş ailenin kaderini belirliyor. Haratischwili, Gürcistan’ın ve çevresindeki coğrafyanın siyasi ve toplumsal tarihini Yaşi ailesinin hikayesiyle harmanlayarak bir yüzyılı aşan bir panoramaya dönüştürüyor.
Roman, 2006 yılında 12 yaşındaki Brilka’nın Amsterdam’da ailesinden kaçarak başlayan hikayesini, teyzesinin (aynı zamanda anlatıcı olan Niza’nın) onun peşine düşmesiyle açılıyor. Brilka’ya, Yaşi ailesinin dört nesil öncesine dayanan hikayesi anlatılmaya başlanır.
Zamanı baltalayan bir balta görevi üsteleniyor Niza. Başkalarınının hatırladıklarından kendi hayal gücüyle kesişenlerle yetinmek zorunda. Geçmişe kulak kabarttan Niza ‘ya biz de eşlik ediyoruz. Ve Niza ‘nın “umut eden herkesi aldatan yüzyıl, kızıl yüzyıl “ dediği bir çağı okuyoruz.
İşte bu noktada roman, kişisel olanla tarihi olanı buluşturur. Sovyet Rusya ‘nın kuruluşu, Devrimler, savaşlar, darbeler, Kızıl Ordu’nun yükselişi,, II. Dünya Savaşı, Sovyet Rusya’nın çöküşü gibi tarihsel dönüm noktaları, Yaşi ailesinin yaşamlarına köklü bir şekilde dokunur. Lenin, Stalin ve Gorbaçov gibi liderlerin etkilediği dönemler üzerinden ilerleyen bu epik anlatıda, Haratischwili yalnızca tarihsel gerçekleri sunmakla kalmaz; aynı zamanda bu gerçeklerin psikolojik, duygusal ve sosyal yansımalarını bireyler üzerinden hissettirir.
Kitap yalnızca Gürcistan’ın değil, Soğuk Savaş dönemininin kanlı gölgesininin düştüğü Küba, Vietnam, Afganistan ve Yugoslavya gibi coğrafyaları, Yaşi ailesinin kaderine paralel bir şekilde hatırlatıyor.
Kitabın temelinde, her biri kendi sancıları, hayalleri ve hatalarıyla insani derinliklere sahip sekiz ana karakter yer alır:
Stasia: Kızıl Orduda olan Teğmen Simon ‘la evli olan, ancak kocasını bir daha göremeyen güçlü bir kadın. Savaşın geride bıraktığı hasarlarla ailesini ayakta tutmaya çalışır.
Christine: Güzelliğin lanet mi ödül mü olduğunu sorguladığı bir geceden sonra hayatı bir daha asla eskisi gibi olmaz.
Kostya: Gerçek aşkı İda’da bulan, ancak onu kaybettiği anda hayatı altüst olan bir adam. Ailesine karşı mesafeli, ama kızı Elene’nin trajik hikayesini şekillendiren bir figür.
Kitty: Andro’yla yaşadığı aşk, ömür boyu ağır bedeller ödemesine neden olur. Kürtaj sırasında rahmini kaybeden Kitty, sonrasında Avrupa’ya kaçar ve ünlü bir şarkıcı olur. Ancak şöhret ve ilişkiler, içindeki boşluğu dolduramaz.
Elene: Gençlik hezeyanlarının ardından, iki başarısız ilişki ve iki güzel kız çocuğunun annesi olarak hayatını şekillendirir.
Bu hikâyeye kadar içime sinmeyen bir şey vardı, bundan itibaren adını koyabildim ve o sinmemişlik hissine veda ettim. Okurken zaman zaman Niza’nın varlığını unutup hikayeye kapılmak mümkünken, Niza ‘nın kendini hatırlatması akışın kurgusal olduğuna temas ettiriyor, Niza ‘nın kendinden dört nesil öncesini bu kadar içsel detaylara yer vererek birincil tanıkmış gibi anlatışını kesen Brilka ‘ya olan seslenişleriydi. Ne var ki, Niza’nın kendi yaşamına dair tanıklıkları devreye girdiğinde, Niza ‘yı dinlerken samimiyet ve tanıklık dahili oldu, onu anlarken hikayenin diğer kişileriyle yeniden bağlar kurdum. Tüm bu mesafeler ortadan kalkıyor ve anlatı gerçek bir duygusal yoğunluk kazanıyor. Diğer karakterlerin yaşamları da tekrar yankılanıyor bu gerçeklikte.
Daria: Hayatın zorluklarına karşı umutlu adımlar atan, ancak dünyanın iyilikten ibaret olmadığını acı tecrübelerle öğrenen biri.
Niza: Aile geçmişini Brilka’ya anlatan kişi. Hikaye boyunca onun bakış açısı hem ailenin geçmişiyle bağ kurmamızı sağlıyor hem de onun kendi sancılı içsel çatışmalarını açığa çıkarıyor.
Brilka: Aile geçmişindeki acı dolu çivili zeminde süzülen bir balon gibi. Onun geleceği, bu geçmişin ağır yükünü taşırken aynı zamanda bir umut sembolü olarak resmediliyor.
Kitap boyunca yalnızca ana karakterler değil, onların yaşamlarına bir şekilde dokunan Mariam, Miko, Gio, Rusa gibi yan karakterler de hikayeye derinlik ve duygu katıyor. Bu karakterlerin her biri, romanın sunduğu geniş insanlık yelpazesinin bir parçası oluyor.
Romanın en etkileyici yanlarından biri, yazarın karakterlerin içsel dünyalarını tarihsel gerçeklerle ustalıkla harmanlaması. Bireysel hikayelerle değil, tarihsel atmosferiyle de büyülüyor. Gürcistan’ın Sovyetler Birliği’ne katılması, Stalin dönemi baskıları, Sovyet egemenliğindeki ülkelerin durumu ve nihayetinde Sovyetlerin çöküşü, her bir dönemin izini taşıyor. Bu tarihsel kırılmalar, karakterlerin hayatlarında ekonomik, sosyal ve psikolojik fırtınalara neden oluyor. Örneğin, Kitty’nin Andro’yla ilişkisi hem kişisel hem de politik bağlamda bir trajediye dönüşüyor Andro ‘nun seçimi, Kitty ‘e ait olan geleceği ve hayatı paramparça ediyor.
Kişisel olanla toplumsal olanın iç içe geçtiği, duygusal açıdan çarpıcı bir başyapıt. Kitap, her ne kadar tarihi olayları fon olarak kullansa da esas gücünü bireylerin yaşadıkları içsel çatışmalardan ve seçimlerinden alıyor. Haratischwili’nin kalemi, karakterlerin hikayelerinden bir film şeridi gibi geçen sancılı dönemleri, hayal kırıklıklarını ve umutlarını ustalıkla dokuyor. Ancak kitabın okuru zorlayacak kadar hacimli ve yoğun bir yapıya sahip olmasına rağmen soluksuz okunduğunu belirteyim.
Roman, her bir satırında farklı bir dönemin yarasını taşıyan bu ailenin hikayesini unutmamayı ve geçmişin acı dolu mirasını anlamayı vaat ediyor. Bu yönüyle Sekizinci Hayat, yalnızca bir roman değil, aynı zamanda bir hafıza kaydı gibi okunmalı.
Kitapla Kalın
Sekizinci HayatNino Haratischwili