·80 syf.····Okunma: 17 Ocak 2025 15:11 John Charleston Limpley ve eşi Ellen sakin bir köye yerleşme kararı alıyorlar. John duygularını en uçta yaşayan, enerjisi hiç bitmeyen ve durdurak bilmeyen bir adam. Karısı öksürse etrafında pır dönen, eşinin güzelliğinden bahsedip onu dışarıya karşı utandıran, her şeyde en iyisi olduğunu devamlı dile getiren biri. Bu yoğun ilgi uzun süreçte kadını içe kapanık, mutsuz bir hale getirdiğini fark eden komşusunun tavsiyesiyle köpek sahipleniyorlar. Adını Ponto koydukları bu köpek, elbetteki John’un yoğun ilgisine maruz kalıyor ve o bunu kendine bir fırsat olarak kullanıp işleri zorlaştırıyor. Kendisini efendi, John’u köle gibi görüyor. Yemek yemiyor, peşinde koşturuyor, gururlu, arsız ve yaramaz bir köpeğe dönüşüyor. Ta ki onun egemenliğine taş koyacak bir olay yaşanasıya kadar.
Bundan sonrası spoi olduğu için devam etmiyorum konusundan söz etmeye.
Zweig’in alışkın ve sevdiğim yazım dili olduğu için okurken akıp gitti satırlar. Betimlemeleri o kadar yerindeydi ki anlatılanlar film gibi önümdeydi sanki. Ponto’nun, John’un, Ellen’ın, komşunun… hepsinin yerine kendimi rahatça koyabildim. Hissettiklerini hissetmek hiç zor olmadı. Bu her defasında tanıştığım, okuduğum, gördüğüm insanları anlamama daha fazla yardımcı oluyor ve Zweig’in her kurgusunda yeni bir karakter işlemiş oluşuna, kitaplarına bu yüzden bayılıyorum.
Mutlaka tavsiye edeceğim, 50 sayfa süren kısa ama etkili bir psikolojik polisiye.
İyi okumalar.