Kadim topraklardan bu yaban zamanlara;
Elemden, kederden bin bir dertten.
“Ah minel aşk-ı ve halatihi...” gerçeğinden, yaşayan bu tüm ölülere.
İthafen şimdilerde bir kâğıda Elif çiziyorum. Aşkı deryayı daha nasıl anlatabilirdim ki.
Nasıl yaşayabilirim ki iliklerime kadar hissediyorken bu gerçeği?
Her cümlen bir elif, her ayak basışın bir çağ açar, bir çağ kapatır.
Şimdilerde bir üstadın makamında seni betimliyorum.
Otuz beş yıllık emeğe inat, uyaklarla senin hayaline bakarak...
O bir üstattı ve her daim ustadiye makamıyla konuşur, nasihatler, öğütler verirken bulurdu kendini.
Bu nasihatlere önümü ilikleyerek cevap vermek, konuşmanın nişanesi midir?
Aşkın diz çöküşü müdür ? Bu Kırmızı aşk... Bu öpülesi eller, koşar koşar koşar da dururlar.
İtimadı olmayan gölgelere, can alıcı ürpertinin korkaklığıyla...