·236 syf.····Okunma: 17 Ocak 2025 17:03 İsmail Habib Sevük, 8 Aralık 1950 tarihli "Cumhuriyet" gazetesinde yayımlanan “Namık Kemal için Yapılan İhtifallerin Macerası” başlıklı yazısında, 1930'lu yıllarda Atatürk'ün Namık Kemal ile anılmaktan rahatsız olmaya başladığını dile getirir. Bu dönemde, Namık Kemal'in milliyetçi değil Osmanlıcı olduğu, Türk değil Arnavut olduğu ve onun vatan anlayışının “Kâbe’de siyaha büründüğü” gibi iddialar ortaya atılmış ve Namık Kemal'in itibarı zedelenmeye çalışılmıştır.
Beşir Ayvazoğlu, bu konuya dair pek çok yazıya rastlayınca, “Kemal & Vatan Şairi’nin Cumhuriyetle İmtihanı” adlı kitabını yazmaya karar verir. Ayvazoğlu, kitabında Namık Kemal’in bir biyografisini sunmaktan ziyade, onun nasıl bir efsaneye dönüştüğünü, bu efsanenin nasıl gözden düştüğünü ve nihayetinde küllerinden nasıl doğduğunu anlatır. Kitap, “Efsane”, “Efsaneyle Savaşmak” ve “Efsanenin Dönüşü” başlıklı üç ana bölümden oluşur.
"Efsane" bölümünde, Namık Kemal'in niçin Bolayır’a gömülmek istediği ve Rumeli Fatihi Süleyman Paşa’nın yanına genç yaşta (48) gömüldükten sonra mezarının unutulması anlatılır. Namık Kemal'in mezarı Sultan Abdülhamit tarafından yaptırılır ve ilk ciddi mezar ziyareti 19 yıl sonra gerçekleştirilir. Bu bölüm, Namık Kemal'in mezarının, onu siyasi bir figür olarak reddedenlere rağmen nasıl önemli bir ziyaret noktası haline geldiğini ortaya koyar.
"Efsaneyle Savaşmak" bölümünde, Nazım Hikmet'in “Resimli Ay” dergisinde yayımladığı “Putları Kırıyoruz” yazı dizisiyle Namık Kemal’in gözden düşürülme çabası başlar. Bu çaba, Namık Kemal'in Türk edebiyatında artık istenmemesi ile ilgilidir. Atatürk, Türk Ocağı’nda Namık Kemal’in heykelinin dikileceğini öğrenince öfkelenir. 1930 yılında, geleceğin ünlü Maarif Vekili Hasan Âli Yücel, Saadettin Nüzhet’ten Namık Kemal’i küçük düşüren bir biyografi yazmasını ister. Ayrıca, 1932’de Birinci Dil Kurultayı’nda, "Din Yok Milliyet Var" kitabının yazarı Hasan Ruşenî Barkın, Namık Kemal hakkında aşağılayıcı bir konuşma yapar. Bu konuşmaya sadece Muhyiddin Baha karşı çıkar, fakat bu itiraz ona pahalıya mal olur. Ziraat Bankası İdare Meclis üyeliğinden alınır ve önemli bir gelir kaybına uğrar. Ancak tüm bu çabalara rağmen Namık Kemal savunucuları onun ölüm ve doğum yıl dönümlerinde anma günleri düzenlerler ve bu etkinlikler basında geniş yer bulur.
"Efsanenin Dönüşü" bölümünde ise, Atatürk’ün ölümünden sonra Namık Kemal’in itibarı yeniden yükselir. Namık Kemal’in ölümünün 50. yılında İstanbul Üniversitesi’nde yapılan bir ihtifal, akademinin de artık ona sahip çıktığını gösterir. Bu dönem, Namık Kemal’in yeniden itibar kazandığı ve efsanesinin yeniden doğduğu bir dönemdir. 2 yıl sonra, doğumunun 100. yılında, yine bir anma günü düzenlenir ve bu etkinlikte Halide Edip Adıvar coşkulu bir konuşma yapar. Bu süreçte, Namık Kemal’in düşünceleri ve eserleri yeniden değer kazanmaya başlar ve ona sahip çıkanların sayısı artar. Bakanlık düzeyinde Namık Kemal üzerine kitaplar yazdırılır ve bu eserler tartışmalara yol açar. Necip Fazıl’ın yazdığı biyografi de bu dönemde önemli bir yer tutar. Kitapta yer alan bilgilerin büyük kısmı daha önceki eserlerden alınmıştır ve yeni bilgi eklenmemiştir. Bu kitabın sonunda yer alan yanlışları düzeltmek amacıyla 43 sayfalık bir ek not bulunmaktadır. Necip Fazıl, bu durumu kabul etmiş fakat esas ilgisini aldığı yüksek meblağdaki ödeme çekmiştir. Çeyrek asır sonraysa Namık Kemal'i defterden siler. Onun hakkında "fikir cücesi" gibi kırıcı ifadeler kullanır. Namık Kemal için en dikkate değer çalışmayı Mithat Cemal Kuntay yapar. 1700 sayfayı aşkın bu dev biyografi, günümüzde de geçerliğini korur. İçindeki yüzlerce resim, esere renk katar.
Sonuç olarak, Namık Kemal’in heykeli dikilir ve Vatan Şairi olarak ona sahip çıkılır. Beşir Ayvazoğlu, kitabın sonunda Tanpınar’ın “tam zamanında” sözünü önemseyerek, Namık Kemal’in fikirlerinin modernleşme tarihimizde önemli bir yer tuttuğunu vurgular. Ne var ki günümüzde Namık Kemal, gün yüzüne çıkarılan pek çok eserine rağmen ancak uzmanlarınca okunan "tanınmayan" bir adam hâline gelmiştir.
Namık Kemal’in hayatı, değerlerimizin kabul, inkâr ve yeniden kabul edilme döngüsünü yansıtan bir örnektir. 48 yıllık ömrüne sığdırdığı eserler, onun Türkiye’nin başına gelenlerle benzer bir kaderi paylaştığını gösterir.
Beşir Hoca iyi ki yazmaya devam ediyor. Onun oldukça üretken bir yazar olması hepimiz için bir şans. Unutulmaz Peyami Safa, Ahmet Haşim, Şeyh Galib, Yahya Kemal, Tarık Buğra, Tevfik Fikret, Asaf Halet Çelebi, Yunus Emre, Nurullah Ataç biyografilerinin yanı sıra yazdığı tematik kitaplarla edebiyatımızda var olmaya devam eden Ayvazoğlu'na bereketli ömürler dilerim. Yazdıklarıyla biyografi türünde eser vereceklere ilham olmaya devam ediyor.