Hüseyin Rahmi Gürpınar kitaplarında İstanbul’u ve bu kalabalık şehirde yaşayan insanların sorunlarını anlatır. Olaylar yaşanırken bazen durum ne kadar vahim olursa olsun kahkaha bile attırır. Çünkü sıkıntılı mevzularda bile mizahın ve hicvin yoğun karışımı satırlara eşlik ediyordur. Yaşadığı dönemi ustaca eleştirir ve yarattığı karakterlerin her biri bir tiyatroya konu olacak şekilde özenle oluşturulmuştur. O zamanın insanlarında bulunan tüm tiplemelere çok yakından şahit oluruz; bu nedenle okurken bizler de o günlere gideriz.
Hünkâr yaverliği yapan bir paşanın oğlu olarak dünyaya gelmiş Gürpınar. Üç yaşında annesini kaybetmiş ve altı yaşındayken babasının ikinci kez evlenmesinden dolayı büyükannesinin yanına gönderilmiş. Eğitim hayatını da geçirdiği ciddi bir hastalıktan dolayı yarıda bırakmış. Adliyede bir süre memur olarak çalışmış ama daha sonra tercihini yazarlıktan yana kullanmış.
İlk önce gazetelerde çalışmaya başlamış. Eserlerini de gazetelerde tefrika ederek yayınlamış zaten. Kesik Baş, 1921 yılında tefrika ediliyor; 1942’de ise Hilmi Kitabevi tarafından kitap olarak yayınlanıyor.
Ömrünün son otuz bir yılını Heybeliada’da geçirip orada vefat eden Gürpınar milletvekili de olmuş bir zamanlar. Gazeteci ve yazar olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 54 eseri vardır: Roman, öykü, oyun ve makale türlerinden birçok eser ortaya koymuştur.
Yazardan okuduğum ikinci kitabı çok beğendim. Okuduğum ilk kitabı ise Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç’tı. Onu da keyifle okumuştum.
Genellikle polisiye kitapların çoğu yazıldığı döneme ayna tutar; Kesik Baş da öyle bir eser. Heyecanlı bir katil bulma serüveni ve dönemin eleştirisini aynı anda okuma fırsatı buldum.
Türk edebiyatında polisiye türüne şahit olduğumda çok mutlu oluyorum. Polisiye türü için genellikle yabancı yazarları tercih ediyoruz fakat Gürpınar da olağanüstü bir kurgu yaratmış burada.
Kesik Baş’ın karakterleri 19. yy sonu İstanbul’unu gözler önüne seriyor. Türklerle yabancıların birbirlerine bakışlarını ve etkileşimlerini, kadın-erkek ilişkilerini belirgin bir vaziyette işleyen bu kitap, sayfalarda ilerledikçe gerilimli bir cinayet hikâyesine dönüşüyor. Yaşanan olayları gülünç ama aynı zamanda dramatik yönleriyle tasvir ediyor Gürpınar.
Bir kuyunun dibinde akla gelmez bir tesadüf ile kesik bir baş bulunduktan sonra yapılan soruşturmaya dahil olan görevli zabıtalar Remzi ve yardımcısı Seyit, grift olaylarla sarılı ve karmaşık bir gizemin kuyusuna düşerler aslında. İstanbul halkı da elinde gazetelerle bu cinayetin nedenlerini ve katilini merak ediyor.
Eski İstanbul’un dokusunu hissetmek, o atmosferin içinde dedektiflerin katilleri arayış çabalarını okumak harikaydı. Ayrıca o dönemde insanların yaşadığı sıkıntılara ve yozlaşmaya tanık oldum. Osmanlı’nın son demleri yaşanırken insanlar maddi ve manevi açılardan çökmüş durumda. Çürümeye doğru gidiyor her şey; Cumhuriyet’in ilanına iki sene var henüz ve toplum can çekişmekte.
İnsanları suç işlemeye iten sebeplerle birlikte tüm bunları psikolojik anlamda da inceleyen bir kitap bu. Toplumun sosyoekonomik durumunu da çarpıcı bir şekilde yansıtıyor.
Adaletsizliğin ve eşitsizliğin portresini sunan Kesik Baş, böyle bir toplumda ‘’toplum için sanat’’ ve ‘’sanat için sanat’’ yapmanın ne kadar zor olduğunu da irdeliyor. Ölümü de pek anlamlı işlemiş; insanın zaman karşısında bir hiç olduğunu öyle akıcı bir üslupla anlatıyor ki… Kitabın bitmesine üzülüyor insan. Türk edebiyatından çok güzel bir klasik okudum yani.
İncelememi yayımladığım platform:
instagram.com/p/DFFgskzolMI/?...