·202 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Ocak 2025 01:24 “Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı.”
Öncelikle tek kelimeyle tarif etmek istiyorum: Müthişti.
Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay’ın hikayelerini derlediği bir eser. 8 hikayeyle baş başa kalıyoruz.
Özellikle “Unutulan” suratıma tokat gibi çarpmıştı. Kısa ama inanılmaz çarpıcı bir hikayeydi. Kitaba da adını veren “Korkuyu Beklerken” ise son derece içine çeken şahane bir hikayeydi. Toplumdan ayrılmış, kendi dünyasında kendi kafasının içinde yaşayan, anlaşılmayan ve bundan yakınan, akıp giden düzene ayak uyduramayan kısacası “tutunamayan” bir baş karakterin zihnine giriyoruz adeta ve hikayeyi onunla birlikte yaşıyoruz. Korkularla çevrili yaşamında yaşamaktan bile korkan bir karakterin başına gelenler ve ‘mahkum edildiği’ korkuyu bekleyişi aktarılıyor. Kahramanın bir yazar olduğu son hikayede ise Oğuz Atay’ın “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” çağrısını duyuyoruz. Belirttiğim gibi “Unutulan” ve “Korkuyu Beklerken” en sevdiğim hikayeler oldu ama beni en çok etkileyen kısım “Babama Mektup” kısmıydı. Oğuz Atay’ın babası Cemil Bey’e yazdığı bu mektubu okurken sanki kendi babama yazdığım bir mektubu okuyormuşum gibi hissettim. Sanki Oğuz Atay ile aynı kişiymişiz de o benim sesim olmuş babama haykırıyor gibiydi. Bazı kısımlarında gözlerimi bile doldurdu yazar. Son olarak bu güzel yazıları için rahmetli Oğuz Atay’a teşekkür ediyorum. Henüz okumamış olanlara da kesinlikle tavsiye ediyorum. Hatta Oğuz Atay’ı ilk defa okuyacaksanız sizin için en makul ve en yumuşak giriş Korkuyu Beklerken olabilir.