"Ölen suçlu çıkar zaten hep. Ölenin sesi yoktur. Ölmeyeceksin, öldün mü yandın."
.
.
.
Şöyle arada bir öykü okur kafa dağıtırım diye elime aldığım kitap hiç de öyle okunacak bir kitap değilmiş. Teması karanlık, sonları açık. Yani ruh haline iyi gelecek değil, aksine ruhu alt üst edecek hikâyeler barındırıyor. Tabii sizin empati seviyenize de bağlı bu.
İnci Aral ın kalemiyle yeni tanıştım. Sevdim mi, evet. Bir daha okur muyum, evet. Ancak çok tekrara düştüğüne dair yorumlar okudum, bu nedenle bir sonraki eserini daha bir özenli seçeceğim. Bakalım gerçekten öyle mi?
Uykusuzlar 'da altı tane öykü bulunuyor. Tema söylediğim gibi karanlık. Metinlerde yalnızlık, korku ve endişe duyguları hakim. Diğer yandan bazıları topluma tutulan birer ayna. En sevdiğim iki öykü de bu şekilde. Biri Kıyıda adlı öykü. Madencileri konu alıyor. Hani sadece öldüklerinde aklımıza gelen madencileri. Diğeri ise Karanfil Saksılarda. Bu öykü bence oldukça ağır. Ailesiz bir kız çocuğu, alkol, yaşadığı hayatı benimseyemeyen bir anne, bunalmış ruhlar ve savrulmuş yaşamlar.
Bir de sevdiğim üçüncü bir öykü daha var, bir dönemin zorbalığını okuyanın iliklerine kadar hissettiren... Karanlığa Kumru Nakışıdır adlı bu öykü işkenceyle yüzleştiriyor okuyucuyu.
Ağrılı Kapısında Gecenin, Mehmet Kaptan ve Mor Damga eserdeki diğer öyküler. Aralarında en vasat bulduğum Mor Damga. Ağrılı Kapısında Gecenin adlı öykü de yine işkenceye ve bir annenin kaygısına yer veren üzücü bir öykü.
Tekrar belirtmek isterim, herkesin okuyabileceği bir eser olduğunu düşünmüyorum ama bu etkilenme düzeyinize göre değişir kuşkusuz.
Bu tarz konuları sevenler ve standart kalıplarla yazılmış metinler aramayanlar için ideal bir kitap. Tavsiye ederim.