Bir Yazarın Son Fısıltısı: Goncanın Üçüncü Günü
9/10
·97 syf.··
2025 11. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2025 17:37
Yücel Balku okumalarına yazarın ikinci ve son kitabı "Goncanın Üçüncü Günü" ile devam ettim bugün. "Sükût Ayyuka Çıkar"da 16 öykü olmasına karşın, bu eserinde 8 öykü vardı. Dolayısıyla daha kısa sürede bitti kitap. Yazar, ilk kitabında olduğu gibi yine Bursa'yı merkeze alan bir öyküyle başlıyor kitabına: "Cevşen" Üniversite eğitiminden sonra dedektiflik bürosu açmak isteyen anlatıcı, babasının başını belaya sokacağı gerekçesiyle tüm karşı çıkmalarına rağmen emekli polis olan amcasını ikna ederek işe soyunur. Öte yandan sokak çocuklarından aldığı cevşenlerin içinden dua değil de eski zaman haberlerinin Osmanlıca yazımı çıkmıştır. Bir gün zengin bir iş adamı, kızının kaybolduğunu ve yardımına muhtaç olduğunu söyleyerek bürosuna gelir. Anlatıcı, gün geçtikçe mavi gözlü kıza âşık olacak, kızı ararken okumayı blr tutku haline getirdiği cevşenler de bu arama sürecinde şaşırtıcı şekilde kendi hikayesine eklenecektir. Balku'nun Bursa sevgisi arka planda işlerken, kendilerine bu şehir içinde "başka bir şehir kuran" insanların hikâyesi, öykünün merkezine oturacaktır. İlk kez Post Öykü/61'de okuduğum ikinci hikâye "Tıley ya da Hiç", bizi tarihin derinliklerine götürüyor. Kendi askerî gücüne bakmadan imparatorun kızını kaçıran anlatıcının sahip olduğu iki kale, iki gün içinde imparator askerleri tarafından düşürülür. Kızın da bulunduğu üçüncü kaleyi savunmak için askerleriyle birlikte her şeyi yaparlar. Fakat karşı tarafın moralini bozacak bir "Tıley" lazımdır. Yaşlı veziri Simnar'ın Kafkaslarında, mücadele sürerken düşman askerinin moralini bozmak için bir cengâver çıkar ve o ülkenin en hızlı atıyla yalın kılıç düşmana saldırır. Kendisinin sonunda öleceğini bildiği halde öldürebildiği kadar düşman askeri öldürür. Sonunda başı, düşmanlar tarafından mızrağın ucuna takılır. Evet, ölmüştür ancak şimdiye kadar da hiç bu kadar yükseğe çıkmamıştır. Bu, Tıley'dir. Hikâyeden çok etkilenen anlatıcı, kızı kaçıran hükümdar olarak o Tıley'in kendisi olduğunu anlar. Fakat hesaplamadığı bir olay, kendisinin Tıley olmasının önüne geçecektir. "Aileden Biri" öyküsüyle Balku, özüne döner ve yılan motifini öyküsüne taşır. Yaptırdığı evinin çatı katında yılan yumurtalarına rastlayan ancak nasılsa doğunca anneleri tarafından oradan taşınacağını tahmin ettiği için o yılan yumurtalarını rahatsız etmeyen evin babasının hesabı tutmaz. Kendileri alt katta, yılan ailesi üst katta yaşamaya devam ederler. Anlatıcı yılanlardan korktuğu için kendine bir av merakı uydurup sabahtan akşama ormanda gezer. Ancak orada da yılanların olduğu bilgisine eriştiği gün korkusuyla yüzleşmeye karar verir ve evdeki baba yılanı öldürür. Hikâye, yılanlarla yıllarca yaşayan babanın kaderini yine yılanlarla sürdüren bir yapıyla sona erer. "Boğanak" hem öykünün adı hem de anlatıcının kendini boğan hallerine verdiği isimdir. Öykü, tarihin sayfalarında hakkında efsaneler oluşturulan bir baba ile onun oğlunun hesaplaşmasını Balku'nun dilinden anlatır. "Yılan ve Erguvan"da yine yılan motifine geri dönen Balku, bu kez bir adım daha atar ve yılanı bizzat hikâye kişilerinden biri yapar. Köyün birini işgal eden ve oradaki insanlara zulüm sultanlığı kuran Büyük Efendi'nin (yılana verdikleri isim), karşı köydeki şeyhle mücadelesini anlatan öykü, okuru sürpriz bir sona hazırlar. Kitabın en sürükleyici öykülerinden biridir bu. "Çekirge Sancısı"nda çirkin ve topal olan Topal Timur'un çocuklarla bütünleşen ve ölümsüzlük arayan hikâyesini okuruz. Çirkinliği yüzünden evlenecek kız bulamayan ve kendini dağlara vuran Timur, orada tabiatla dost olur. Bir gün yılanlardan (evet, yine) senede bir defa açan çiçeğin ölümsüzlük getireceğini duyar ve ölümsüz olursa ileride belki biri tarafından sevilme ihtimalinin peşinde koşar. Bunun için her altı ayda bir iki çocuğu gelip köyden alacaktır. Gerçeklikten kopan öykülerinden birini yazan Balku, ölümsüz olmayı sevilebilme ihtimali için isteyen bir adamın unutulmaz hikâyesini yazacaktır. "Yalnız İğdenin Kokusu" da çok sevdiğim, folklorik ögeler barındıran bir öykü oldu. Kitaba adını da veren Gonca'nın kocası Sarıkamış'a gidip geri dönmemiştir. Kocasını beklerken oğlunu da Karasu'da yitiren Gonca, suyun kendisinden aldıklarını tekrar sudan geri istemek için gölün kenarındaki iğde ağacının altında yatıp dallarına dileklerini kumaşlarla bağlar. Ancak bir gün iğdenin kokusundan bile daha güzel kokan kumaşları Gonca'nın bağladığı ortaya çıkar ve hikâye bambaşka bir yöne doğru ilerler. Kitabın son öyküsü "Zulmet", kalan yedi öykü içinde hem en kısası hem de anlatım olarak en kapalısıdır. Karanlıklar içinde bunalan bir adam, şehrin kendisini sıkan havasından bunalan modern insanı sembolize eder. İlk kitaba göre bence daha başarılı öykülerin bulunduğu "Goncanın Üçüncü Günü", yaşasaydı Balku öyküsünde bir kırılma noktası olabilirdi. Böylesine sağlam, böylesine kendinden emin bir anlatımdan artık mahrumuz. Geriye az sayıdaki eserlerini tekrar tekrar okumak kalıyor.
Edebiyat
Goncanın Üçüncü GünüYücel Balku · Ketebe Yayınevi · 060 okunma
·
14 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.