Okul hayatını "arka sırada" geçiren öğrenciler vardır hayatta. Fotoğraflarda bile "arka sıralarda" çıkarlar. Dolmuşta "en arkada". Kıyıda köşede geçer de ömürleri bir türlü merkezinden yakalayamazlar hayatı. Olmayınca olmuyordur. Olmayacak şekilde sulanmıştır daha küçükken kökleri. Girilmeden kaybedilmiştir kimi sınavlar. Yaşanmadan biten kimi hayatlar gibi. Hayata kaybederek başlamak başka, çiçek bile açmıyor onu sevmeyen toprakta. instagram.com/reel/DEz-j0xMC3...
"Uyumak istemiyorum," dedi.
"Neden?" dedim.
"En kötü düşünceler yatarken aklıma geliyor."
Başkahramanın kitap bastırma sevdası Martin Eden'ı getirdi aklıma. O kadar çok kaybetmişti ki bir yerde her şey güzel olmaya başlayacak sandım. "Bir yerde her şey güzel olmadı." Dedim ya, kıyısında yaşanan hayatların kitabıydı bu, başarmak, mutlu olmak gibi şeylere yer yoktu! Aksilikler üst üste gelir, Dostoyevski psikolojisiyle yaşayan kahramanın sonu yine acılar olurdu: "Bu dünyada istediğimiz bir parça mutluluktu oysa, çok şey değildi, karşılığı bu kadar ağır olmamalıydı."
"Bu ülkede ölmek sıradan bir şakadır."
Yalnızca bedenin değil ruhun da ölür bazen, yaşama sevincin ölür, hayallerin ölür, hedeflerin ölür, mezarlığa döner için, üzerindeki çiçekleri dönüp dönüp suladığın. Hoş bir şaka değil ölmek, tıpkı yaşamanın hoş bir şaka olmadığı gibi. Dağıstan'da Avarlar, hayatını istediği gibi yaşayamamış insanların mezar taşlarına "Yüz yaşına kadar yaşadı ama dünyaya gelmedi." diye yazarlarmış. Yaşayamadığın hayata gelmiş sayılmazsın değil mi? Eserin kahramanı da öyle, bu yolda rastladığı insanlar da. Sokak edebiyatı "kenarın soluğu" olmuş yazarın kalemiyle. Sokakta ne varsa var içinde. Elbette küfür de, iğrençlik de... "İyi insan diye bir şey kaldı mı dünyada?" Varsa da bu kitapta çıkmıyor yolumuza, anlık durumlar dışında...
“Üzülme baba,” dedim, “alt tarafı bir ev, alt tarafı beton parçası ya. Çalışır ederiz, yine alırız. Ben de çalışırım bundan sonra, söz, alırız bir ev daha.” “Ona üzülmüyorum ki ben,” dedi babam. “Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak, uçup gitti elimizden balon gibi. Keşke seni ağlatmasaydık çocukken. Keşke sana o akülü arabayı alsaydık.”
Herkese hitap etmeyecek,
Kiminin ruhunda iz bırakıp kimine edebiyat değil bu dedirtecek bir eser.
Yeraltı edebiyatı başka. Her çiçek nasıl her toprakta yetişmiyorsa her kitap her insana iyi gelmiyor. Ama bazen romantizmi bırakıp sokağın koynuna girmek istiyor insan, ruhunun olanca çıplaklığıyla. Öyle durumlar için bir dozu iyi gelecektir. Çoğu zarar her şeyin: sokağın da.