Adı:
Müptezeller
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
163
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750520976
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak. Emrah Serbes, kenarların soluğunu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor.

“Üzülme baba,” dedim, “alt tarafı bir ev, alt tarafı beton parçası ya. Çalışır ederiz, yine alırız. Ben de çalışırım bundan sonra, söz, alırız bir ev daha.” “Ona üzülmüyorum ki ben,” dedi babam. “Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak, uçup gitti elimizden balon gibi. Keşke seni ağlatmasaydık çocukken. Keşke sana o akülü arabayı alsaydık.”

Güzel olmak isteyen alkolikler, berduşlar, kardeşler… Zembereği boşalmış hayat memat ezberleri, tek gözlü geceler. Yeraltının karın gurultusuna, belalı bir gündüze sarılan cuaralar.

Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak.

Emrah Serbes, kenarların soluğunu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor.

Yaz biter, güz biter, hep kış gelir.
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Çayımı hüpürdetip biralardan arta kalan tuzlu fıstıkları tırtıkladığım ve işe gitmeyip izin kullandığım, bayat ekmeklerle kargaları beslediğim bir günden daha hepinize selamlar İŞSİZ kardeşlerim.. Hemen girizgah yapmak istiyorum zira kitabı pekte beğenmiş değilim.. Mümkün olduğunca kısa kesmeye çalışıcam yani el verdiği müddetçe.. hazırsanız başlayalım ..

- SÖZ VERDİĞİM GİBİ KuP KuP BoY ile BERABERİZ! -

Kitabın başlığını aylar evvel ilk gördüğümde baya bir merak ettim ..Sonra sağdan soldan pıtırak gibi paylaşılan alıntılarına denk geldim.. Meraklandım doğrusunu söylemek gerekirse.. Yeraltı edebiyatına ve kötü olan herşeye , daha doğrusu sizin tabirinizle kötü olarak adlandırdığınız tüm negativiteye full destek verenlerdenim.. Birşeyin doğasının kötü olmasını ya da iyi olanın şartlar ve kendi isteği ile kötüye evrilmesini, kafamızı aksi yöne çevirerek yok sayma şansına sahip değiliz ..İster beğenin ister beğenmeyin onlarda bu toplumun içindeler ve iyi dediğiniz herşey daha doğrusu iyinin tanımı onlar sayesinde var .. etkiye tepki meselesi bu .. tabii bir de chaotic good dediğimiz bir sınıf daha var ki onlar bambaşka bir tartışma konusu olmasına rağmen kısa keserek açıklayayım .. Kimdir bunlar ? bünyesi itibari ile içinde barındırdığı iyiliğin ve kötülüğün birbirine egemen olamayıp yenişemediği tiplemeler .. Bir nevi limon suyu çok kaçmış mayonez tabiri yapabiliriz bu insanlar için .. Tabii insan psikolojisi her daim iyiliği görmeye alışkın olduğu için kötülüğü ve kötü olanın üstünü boardmarkerlarla çizmeye meğilli..dolayısıyla onlarda - opsiyonel - kötü sınıfındakiler topluma göre.. Bu tayfayı niçin açıkladım çünkü kitabın içinde bahse konu olan şahıslar tam olarak bu insanlar .. Bu yüzden , yok efendim kitapta çok küfür var , aman da uyuşturucu tüketimi gençlerimize zerk edilmek isteniyor , cinsellik gak guk gibi eleştirileri okumak isteyenler , size şu dakika kırmızı kadife koltuklarda şarap içip beyaz çikolataya bandırılarak dondurulmuş üzüm tanelerini tırtıklayacağınız "ustalara saygı kuşağı filmi" galasına bir adet one-way ticket (git geri gelme) veriyorum.. Charles Bukowski söyleyince pek bir hoşunuza gidiyor ..her neyse geri kalanlarla devam edebiliriz ..

Müptezelin tanımı nedir ? Tdk ya göre bayağılaşmış , saygınlığını yitiren ;argo tabirde ise "hem satan hem de kullanan" kimseler .. Yani amiyane tabirle hem "keyifçiler" (içiciler) hem de "torbacılar" (seyyar ve taşeron tüccarlar ).. Romanda bu sınıfa mensup kimseler garsonlar .. Kitabın içerisindeki hikayeler de bu yozlaşmış takım cevresinde vuku buluyor.. Kendim de bir dönem hem öğrenciliğimde hem de iş aradığım sonraki dönemlerde boş kalmamak adına sayısız kalite ve ölçekte müessesede garsonluk ve barmenlik yaptığım için bu tayfayı gayet iyi bilirim ..Sekiz sene yaptım bu işi.. Garsonlar arasında bir tabir vardır garson kelimesine karşılık..Garson , erkeğin kötü yola düşmüşüdür ..Bir insan garsonluk yapıyorsa Türkiye gibi bir ülkede ya vasıfsızdır ya da öğrencidir..Hobi için barmenlik yapan belki çıkar tek tük ama garsonluk çekilecek bir kahır değildir.. Bu sektörün hammaddesi , iş gücü bellidir..Toplumun alt kesimi ya da öğrenciliğinde alt kesimi tatmış olanlar.. Bu bağlamda kitaptaki işleyişe geri dönecek olursak yazarın kendisi yani Emrah Serbes' te benimle aynı dönem Dil Tarih Coğrafya Fakültesin de okumuş bir arkadaş.. Tam emin olmamakla beraber sanırım bir kaç kez aynı masada oturup içmişliğimizde var kendisiyle.. Kitapta anlatımda bir sorun var ..Aslında birden fazla sorun sıkıntı var ..Hem kurgudaki zorlama olaylarda (ki burda spoiler verip limon sıkmak istemem keyfinize ) hem de anlatımdaki samimiyetsizlikte..Evet cidden garsonlar kendi aralarında konusurken bundan çok daha ağır tabirler ve küfürler kullanırlar hem kendi aralarında hem de baktıkları masalardaki müşteriler için
(Sevmedikleri müşterilere neler yaptıklarını HİÇ anlatmayayım bir daha o cicili bicili ultra lux cafe ve restoranlara ve hatta sheroton ve hiltondakiler de dahil hiçbir restoranta adımınızı atmazsınız).. Yukarda da belirttiğim gibi kendi adıma bununla ilgili EN UFAK BİR PROBLEMİM YOK.. Hatta ve hatta bazı küfürlü diyaloglar cidden baya baya güldürdü. Ama..

Aması şu , yazarın tüm bunları yazarken gözlem gücü ve kurgusu yetersiz kalmış. Misal kendim barmenlik dönemlerinde beraber çalıştığım bir iş arkadaşımdan örnek vereyim..İsmini vermediğim bu arkadaş lise yıllarında abisinin zoruyla gaspa karışıyor ..Sonrasında cezaevi yolları , çıkış ve lekeli sicille beraber garsonlukla tanışma.. Sevdiği bir de kız var ama aldığı para belli.. Annesi hatırlayamadığım bir hastalıktan muzdarip ve ilaç alınması lazım .. Abi hapiste, eve bu bakıyor.. Sewdiği kızı da bu arada başkasına verecekler .. Ne yapıyor bizimki dersiniz ? BİNGO!! gündüz garsonluk ve garsonluğa ek olarak geceleri ve gündüzleri full time torbacılık.. Öğle yemeklerinde personel yemeğine kaşık salladığımız masada her gün ama istisnasız hergün anlatırdı bunları bize .. Torbacılık yaptığını söyleyemezdi ama biz garsonlar bilirdik .. Belirli bir ahlak anlayışı işliyordu ona karşı .. Kendi kullanmıyordu ama satıyordu .. bilirdik hepimiz .. Emrah Serbes ' in Müptezeller' de işlediği konular cidden şu örnekten trilyarlarca ışık yılı uzakta .. Ha kendisini sucluyor muyum ? Hayır !!! Çünkü bu tayfanın içinden gelmiş bir insan değil .. Onda yazım hamuru var ama gözleme dayalı hammadde eksikliği mevcut .. Pek tabii Behzat Ç tayfası ve parmağı kesilen küçük enişteye gözyaşı döken Türk halkı onu bağrına basar mı ? Evet basar.. AMA BEN DEĞİL.. Sonuç itibariyle okunur mu ? Evet okunur.. Cerez niyetine okunur kardeşim .. Sıkıcı değil gideri var ..Ama daha iyi örnekler de var.. Emrah Serbes kötü bir yazar mıdır dersen ona da bir şey diyemiyorum çünkü okuduğum ilk kitabı.. Lakin bunun yerine 0.000001 mol dozajda alacağınız bir HAKAN GÜNDAY sizi zevkten kudurtur.. Bunun garantisini veriyorum .. Yeraltı edebiyatına başlamak isteyenler için KATRANA bağışıklık kazanmak adına bir basamak olarak görün derim ben bu kitabı .. NE ÇOK İYİ , NE ÇOK KÖTÜ ...

not : OMO OLKOL VOR ..KOFOR ODOLOYOR diyenler yorum yazacaksanız size de OBÜSÜ AYRI TATTIRIRIM ..


tehdit değil dost canlısı uyarı
gözün görmez sokaktaki kaşarı
burda goygoy senin için başarı
yazarsan görürsün mitralyözlü AYARI

uykuda kalıp düşmeyesin sakın ola ki damdan
ben bir sahtekar ali şen sense bir ilyas salman
dolu vurur da olmadan toplatırız inan seni daldan
damıtıp şişeler de satarız seni zift diye baldan

- KuP KuP BoY -
1 puan veriyorum bu kitaba. Neden mi?
Olay örgüsü baştan savma.
Zaman saçma bi şekilde hızlı ilerliyor.
Betimlemeler çok yetersiz.
Üslup yerlerde : anca sövme.
Yazarın bir dili yok.
Sözler olayın akışına göre değilde, söze göre olay akışı şekillendirilmiş gibi.
Kitaba giremiyor ve saçma bir diziyi başka bi şey yok diye öylesine izliyormuş gibi hissediyorsunuz.
Vermek istediği tek düşünce ümitsizlik.
Özellikle kitap boyunca küfürü geçsek bile madde kullanımının had safhada olması, gençleri özendirici, merak uyandırıcı etkiler oluşturabilir.
Bu kitabın yazılmasının ne sanata ne de okura bir katkısının olmayacağı görüşündeyim.
Okumayın.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.937 Oy)19.868 beğeni45.508 okunma3.481 alıntı192.279 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.922 Oy)9.195 beğeni30.170 okunma922 alıntı146.329 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.110 Oy)13.929 beğeni36.091 okunma3.759 alıntı153.330 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.717 Oy)9.674 beğeni27.169 okunma2.006 alıntı125.758 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.764 Oy)8.376 beğeni23.958 okunma954 alıntı95.492 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.233 Oy)9.223 beğeni27.539 okunma2.929 alıntı121.368 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.896 Oy)9.438 beğeni26.562 okunma1.802 alıntı135.598 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.991 Oy)11.786 beğeni29.580 okunma1.685 alıntı154.684 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.609 Oy)4.096 beğeni13.627 okunma1.529 alıntı56.297 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.277 Oy)6.629 beğeni17.637 okunma2.943 alıntı90.180 gösterim
Gecenin 5'i yine uykusuz kalmışım ve yatağımda öyle boş boş oturuyorum. Bi' kitaplığıma bi yerde duran laptopuma bakiyorum. Ya film izleyeceğim ya kitap okuyacağım.
Kısa bir düşünme evresinden sonra gidip kitaplarımın başına dikiliyorum. Kendimi fazla zorlamak istemiyorum,kafam da kaldırılamayabilir çünkü. Kitaplardan ince olan hiç kalmamış. En incesi 162 sayfa ve Müptezeller.
Emrah Serbes'i Behzat Ç'den biliyorum ama hiç okumamışım. Neyse diyip kitabı aldım. 3 saatte bitti kitap.
Bu kadar yavaş okuyan birisi miyim ben?
Cevap hayır,kitabı durmadan yatağın üstüne koyup derin düşüncelere daldım.
Bazı kitaplar vardır insana hiç yaşamadığı hisleri yaşatır. Khaled Hosseini'den bi kitap okursunuz saatlerce huzunlenir hatta ağlarsınız. Ya da Sabahattin Ali okur yasayamadiginiz aşklar,umutsuz sevgiler ve yoksulluklar için derinden bir üzüntü duyarsınız içinizde.
Bu kitapta da efkarlaniyor insan istemsizce.
Okuduğum ilk kitabiydi ve ben kitaplığıma deger vermedigim kitaplari alip koymam. Pdf okurum önemsemediğim kitaplari ama karar aldım. Emrah Serbes'in bütün kitapları benim kitaplığımda olmalı!
Yok böyle bir kitap ya,kitabın her sayfasında diyorum daha derin olabilir mi ama evet daha derin oluyor ve gittikçe daha derine gömülüyorum.
Bu kitap için söyleyebileceğim son söz şudur.
Bi' küçük rakı ya da dudaginizda gezdiremeyeceginiz bi sigaranız yoksa bu kitabı okumaya kalkmayiniz. Çünkü altından kalkamazsiniz.
Okumak isteyenlere iyi okumalar dilerim. Umarım fazla derinlere dalmazsınız...
İlk defa Emrah Serbes okudum. Ne diyeceğimi, kafamdakileri nasıl toparlayacağımı inanın bilmiyorum. Kitap yer altı karamsarlığına o kadar boğdu ki beni 160 sayfalık romanı ilk defa bu kadar uzun bir sürede okudum. Bu yazarın başarısından mı yoksa benim bazı konularda çok hassas oluşumdan mı kaynaklanıyor; onu da bilmiyorum.

Kitap doğup büyüdüğüm yer olan Antalya ile üniversiteyi okuyup hala yaşadığım yer olan Ankara' nın sokaklarında yaşayan ve belirli maddelere bağlı kalmış insanların arasında geçiyor. Bu durum bende değişik duygular uyandırdı. Çünkü üniversiteyi okuduğum dönemlerde sosyal hizmet projelerinde çok çalıştım. Özellikle tinerci sokak çocukları üzerine çok projelerimiz oldu. Hem Antalya'da hem de Ankara'da sokak çocukları için yapılan sığınma evlerine gitmişliğim, o çocuklarla muhabbet etmişliğim vardır. Ne kadar empati kurarsam kurayım onları anlayabilmem mümkün olmasa da yaşadıkları karamsarlık, umutsuzluk ve çaresiz bağımlılık baskın bir şekilde üzerime çöreklenir kalırdı. Kitabı okurken de bu duyguları hissettim. Aynı olumsuz duygular yakama yapıştı kaldı. Resmen bir girdabın içinde hissettim kendimi. Belki bunda, bir buçuk ay evvel yirmi beş yaşındaki kuzenimi uyuşturucudan kaybetmiş olmamın bende yarattığı derin üzüntünün de etkisi vardır. Bilmiyorum...

Yazarın, yaşanılan olumsuz ve acı olayları "Oldu ve bitti" tarzında anlatmış olması sizde rahatsız edici bir etki bırakıyor. Edebi bir yön ve betimleme yok belki de ama sizi olayların, karamsarlığın, çaresizliğin ve bağımlılığın içine öyle bir çekiyor ki kitabın yarısında bıraksam mı acaba, diyorsunuz.

Eğer aşırı küfürlerden ve kitapta alenen anlatılan uyuşturucu, kafa yapıcı maddelerden çok etkilenecekseniz okumamanızı tavsiye ederim. Hatta kitabın başına bence 18 yaş üstü ibaresi konulmalı diye düşünüyorum. Bir Emrah Serbes kitabı daha okur muyum? Okurum muhakkak ama şu ara bir tanesine daha dayanabileceğimi sanmıyorum.
Bir toplumun en diptekilerinin yanına inip, kısa bir araştırma yapma hevesiyle okuduğunuz bir kitapta en büyük risk, tekrar yukarı çıkamayıp, boğulmanızdır. Emrah Serbes’in müptezelleri işte tam da bu riski barındırıyor.

Hikâyelerin, filmlerin, dizilerin mutlu sonla bitmesine alışkın insanlarız. Bu nedenle, kitabın okuduğum her sayfasında, “işte şimdi talih dönecek”, “işte şimdi düzlüğe çıkılacak” umudunu taşırken, her bir sayfanın sonuna, yaşamın dibinin de dibi olduğunu keşfederek ulaştım.

Emrah Serbes’in bir yazar olarak en başarılı olduğu yön, okur ile kahramanı yan yana hissettirebilmesidir belki de. Hikâyenin kahramanı Bakır Arslan, her ürperdiğinde, midesi bulandığında, soğuk terler döktüğünde, başı dumanlandığında, okurda da aynı etki uyanıyor. Onun burnunun dibinde, hemen yanı başındasınız sanki. Ama kahramanla yan yana olma hali beraberinde son derece iç kıyıcı bir şey. Onun başına gelen her olayda kulağına fısıldayasınız geliyor, “hadi koçum, bu sefer tut şu sana uzatılan dalı, işte tam aradığın fırsat”. Ama o kahraman her defasında, siz onun kulağınıza fısıldadıktan sonra, size şöyle bir dönüp bakıyor, gözlerinde “yine beni anlamadın” bakışını yakaladıktan sonra, sizin tavsiyenizin tam tersi yönde yoluna devam ediyor. Ama siz ısrarla, her bir sayfada, ondan beklentinizden vazgeçmiyor ve kulağına fısıldamaya devam ediyorsunuz. “Bir kurtuluş olacak, mutlaka olmalı, hayat bu kadar vicdansız olamaz” diye diye kitabı tüketiyorsunuz ama o kurtuluş bir türlü gelmiyor.

Örneğin, Bakır babacan bir hakim önüne çıktığında ve hakim ona “evet, seni tutuksuz yargılamak için, senden bir iyi niyet sözü bekliyorum” dediğinde, Bakır ona uzatılan bu zeytin dalına “yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim” diye cevap verince, okur olarak kitabı bırakıp, gidip kafayı duvarlara vuruyorsunuz.

Ama bu daha çok, başkarakter olan Bakır’ı, üniversitede okuyan, sevgilisi bile olabilen, aslında gayet normal ama bazı kötü alışkanlıklar yüzünden hayatta yolu hep şansız bir şekilde hapishaneye, Amatem’e, tımarhaneye düşen birisi olarak tanımaktan kaynaklanıyor. Ama tımarhane doktoru Sezar, bu normalin, bizim olayları karakterin gözünden bakmamızdan kaynaklandığını, durumun çok da gördüğümüz normallikte olmadığını bize hissettiriyor. Aynen toplumun düzenine uyum sağlamış diğer normallerin, hocaların, memurların Bakır’a yaklaşımı gibi.

Şiddet, küfür, yokluk, yoksunluk, açlık öykünün her bir anına sızmış. Küfür, hikâyenin anlattığı insanlar gerçek yaşamda ne kadar küfrediyorsa o kadar var, daha fazla değil. Bok, kan, salya, sümük, ter ve gözyaşı o kadar yoğun ki, kitabı kapattıktan sonra her defasında gidip elinizi yıkayasınız geliyor.

Meyhaneler pasajının delileri Samsunlu, Tofaş, Muzo, kalorifer dairesinden bozma, bodrum katındaki evini sürekli kanalizasyon sularının basan Karabüklü, Çorumdan, kapılarına kırmızı boya ile çarpı atıldığı için kaçıp Ankara’ya gelen yaşlı amca ile teyze, umarsız oğulları Veli, uyuşturucu baronu hoca, Komi Erkut, çişci Şefer, tımarhaneden Şuayip, yeşil gözlü Serap müptezellerin örnekleri olarak önümüze seriliyor.

Kitaba, yazar olma çabasının peşindeki bir kahramanın hikâyesi de diyebiliriz. Yakın zamandaki okumalarım içinde Barış Bıçakcı’nın “Sinek Isırıklarının Müellifi” kitabında da yine bir yazar olma hikâyesi vardı. Türk edebiyatında yazar olma rolü, nedense normal insanlara verilmiyor. Derin ya da yüzeysel çatlaklarla karşımıza çıkıyor bu kahramanlar. Her iki kitapta, yazar olma çabasında bir o kadar dikkat çekici şey ise yayınevlerinin ve editörlerin bu tip çabalara çok kayıtsız kalmaları. Yazar olmayı başarmış kişilerde dahi bu çok ciddi bir travma yaratmış anlaşılan. Bu konuyu işlemeyen bir yazara rastlamak giderek zorlaşıyor.

Emrah Serbes’in daha önce “Erken Kaybedenler”ini okumuştum. Bir kıyaslama yapacak olursam, “Erken Kaybedenler”in daha başarılı bir eser olduğunu söyleyebilirim. Ama birisi öykü, diğeri roman olan bu iki eseri karşılaştırmak da bir o kadar haksızlık olabilir.

Akışkan, kaygan, rahat, esnek bir dili olan Emrah Serbes sokağa en hakim yazarlarımızdan birisi. Ve okuduğum her kitabının ustalık eserine giden yolları döşediğini iddia edebilirim.
Müptezeller Emrah Serbesin okuduğum ilk kitabı.Sayfaları karıştırdım, okudum. Okurken biraz duygulandım. Hayatı hep yoksulluk içinde geçen Bakır her defasında ben mi " Müptezelim" demesi. Tüylerimi diken diken eden bu soru hiç aklımdan çıkmadı. Emrah Serbes'in Müptezeller adlı romanı burdan iyiki bu romanı yazmışsınız diyorum. O kadar detaylı, sözleri, konuşmaları kitabın sonuna doğru giderken Bakır'ın iyi, mutlu, ve güzel sonla bitmesini isterdim. Ama Bakır yine her zaman olduğu gibi alkole başladı. Hastaneye yattığında ara vermisti. Taburcu edildiğinde yine alkole başladı. Arkadaşlar kitaplığınızın bir köşesinde Emrah Serbes'in kitabını ayırın keyifli okurlar diliyorum...
Müptezeller, uğultuların, yoksulluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime ufalanarak.
Kitabı okurken kimler ne işlerle uğraşıyor ne acılar çekiyor diye düşündüren bir kitap. Başından sona aksiyon dolu bir kitap olmuş. Íçeriği ve sürükleyiciliği harika. Bazen küfürler rahatsız etse de bitirdiğimde fena değildi diye düsündüm. Okunması gereken kitaplar arasında tavsiye ederim.
Emrah Serbes'in birçok kitabını okudum
özellikle Erken Kaybedenler kitabı çok güzeldi. Fakat bu kitap diğer kitaplarına göre biraz aşağıda kalmış ama yine de iyiydi. Okunabilir.
İlk defa bu kadar lafını esirgemeden yazan bir yazar gördüm yani demek isteğim günlük hayatta birçok insanın ağzına pelesenk olmuş sözcükler.Özellikle de bazı argo kelimeler.Kurgusu iyi bence yazarın sorguladığım yerlerde oldu mu evet oldu ama yaşadıklarım bana gösterdi ki şu hayatta neyi beklemezsen o oluyor iyi veya kötü hemde en beklemediğin kişilerden ve en beklemediğin zamanlarda Hz.Mevlana'nın sözü gibi "Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur…

“Düşmem” dersin düşersin, “Şaşmam” dersin şaşarsın.

En garibi de budur ya; “Öldüm” der durur, yine de yaşarsın."Kitapta anlatılanlar öyle hep sonu mutlu biten kitaplar gibi değil hayatın tüm gerçeklerini çat çat vurmuş okuyanın yüzüne.Doğallıktan yana olan arkadaşlara öneririm şimdiden keyifli okumalar dilerim :)
Emrah Serbes tarzını değiştirmeden, çizgisini bozmadan yine harika bir kitap yazmış. Toplumumuzun en ücra köşelerinde yaşayan, unutulmaya yüz tutmuş insanların hikayesi bu. Serbes, bu insanlara realist bir bakış açısı ile bakmamızı sağlıyor. Öncelikle şunu söylemeliyim ki okuduğunuz diğer kitaplara hiç benzemiyor. Genelde kötü bir olayın ardından mutlu son olur ya.. işte tam da bu kitap o hikayelerin hepsine ters düşüyor.
Hep bir umut içerisinde kitabı okudum. Ama olumsuzluklar yakamı bırakmadı.
Ben her olay karşısında olumlu düşünmeye çalışan bir insan olarak kitabın çok fazla olumsuz ve yaşanmışlık içeren bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ama hepimizin bildiği gibi Emrah Serbes'in de tarzı bu. Usta bir şekilde kurgulanmış bir hikaye ve doğal bir anlatıma sahip bir kitap okumaya hazır olun.
Bir tutunamayan, dünyada arayacak kimsesi olmayan, yaşama gayesi bulunmayan , masum hayatların yok olup gittiğini gözüyle görürken kendi yok oluşunun farkında olmayan bir müptezel Bakır Arslan. Bazıları ağlar, bazıları anlatır, bazıları içine atar, bazılarıysa yazar. Çünkü yazmazsa ağlar, yazmazsa aklını yitirir, yazmazsa intihar eder. İçindeki zehri bembeyaz kağıtlara akıtır kalemiyle. Akıtırken bir veba virüsü olmak ister, kirlenmiş dünyayı zehirlemek için. Herkes kendisi gibi zehirlensin ister, yok olsun ister. Her yazdığı cümlede adeta dünyadan intikam almaktadır. Anlayamadığı hiçbir zamanda anlaşılamadığı dünyadan.
Gelecek de büyük işler başaracağını düşündüğüm bir yazar ve yine sarsıcı bir roman. Her ne kadar edebiyata saygımdan dolayı küfürün, müstehcenliğin edebiyatta yeri olmadığını düşünsem de bu yazar yazdıklarıyla kendini okutuyor. Samimiyetiyle, bıraktığı etkiyle kendini çağdaşlarından ayırıyor. Adeta sarsıyor okuyucuyu. Karakterlerin psıkolojısını de çok guzel verıyor.
Hayatının belirli bir döneminde boşluğa düşenlere, umutsuzluğa kapılanlara, toplumsal gerçekçi romanlardan hoşlananlara kıtabı tavsiye edıyorum. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Ya bi insan emrah serbes ı nasi sevmez diyerek başlamak istiyorum. Bu kitabı toplam 160 sayfa ama dolu dolu... bütün duygular aynı anda üzerinize yağmaya başlıyo sanki. Lütfen okuyun okutun. Neden mi? Çünkü bu kitapta sen varsın, ben varım ve müptezel olan herkes var. Çünkü bu kitap bizi anlatıyor.
" Bir hayal gerçekleşmesi gereken zamanda gerçekleşmelidir, işte tam o günlerde alınmalıydı bana akülü araba, artık çok geç, her şey için çok geç, uçup gitti elimizden o balon. "
...geçip giden günleri düşünüyor, o günler elimde iyice ufalanıp kaybolmadan önce yazabidiğim her şeyi yazıyordum. Ve sonunda şunu anladım, bütün yazdıklarım gerçek, ben yalandım.
Emrah Serbes
Sayfa 159 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Müptezeller
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
163
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750520976
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak. Emrah Serbes, kenarların soluğunu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor.

“Üzülme baba,” dedim, “alt tarafı bir ev, alt tarafı beton parçası ya. Çalışır ederiz, yine alırız. Ben de çalışırım bundan sonra, söz, alırız bir ev daha.” “Ona üzülmüyorum ki ben,” dedi babam. “Her ay evin taksitini ödedik de ne oldu. Bak, uçup gitti elimizden balon gibi. Keşke seni ağlatmasaydık çocukken. Keşke sana o akülü arabayı alsaydık.”

Güzel olmak isteyen alkolikler, berduşlar, kardeşler… Zembereği boşalmış hayat memat ezberleri, tek gözlü geceler. Yeraltının karın gurultusuna, belalı bir gündüze sarılan cuaralar.

Müptezeller, uğultuların, yoksunluğun ve kaybeden delikanlıların romanı. Lime lime, ufalanarak.

Emrah Serbes, kenarların soluğunu, dünyaya katlanamayan, kendine gömülen çocukları haykırarak anlatıyor.

Yaz biter, güz biter, hep kış gelir.

Kitabı okuyanlar 1.971 okur

  • Uğur Hürcan
  • Furkan Güreci
  • Anıl ÇİDERELİ
  • Ali Yapar
  • Sevgim
  • Elifu
  • Onur
  • Burhan Önal
  • Enes Güleç
  • Anıl Kurul

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.6
14-17 Yaş
%8.2
18-24 Yaş
%28.6
25-34 Yaş
%28.8
35-44 Yaş
%16.9
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.9
Erkek
%46

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.1 (128)
9
%10.3 (73)
8
%20 (141)
7
%21.7 (153)
6
%12.3 (87)
5
%6.4 (45)
4
%2.1 (15)
3
%3.3 (23)
2
%1.8 (13)
1
%4 (28)

Kitabın sıralamaları