Bahçıvanlık ve ölüm. Sanırım bahçıvanlığı temelde ölüme karşı bir duruş olarak kabul edebiliriz. Bahçeye her zaman bir şeyler gömersin ve bir süre sonra mucizenin gerçekleşmesini, filizlenmesini, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri olan, ektiğin tohumdan farklı, yeşil ve narin bir şeye dönüşmesini beklersin;farklı olmasını ama aynı anda onu tekrarlamasını, aynı şey, etinden et olmasını da beklersin. Diriliş fikrinin botanikten doğan bir fikir olduğunu düşünüyorum. Alegorinin somut kısmı buradan geliyor, çıkış noktası burası. Ölümsüzlük de bir botanik kavramıdır. Evrimin daha ilkel bir aşaması olarak gördüğümüz tüm bitkiler aslında bizim bildiklerimizden bir mucize fazlasını bilir, içlerinde bizden bir süper güç fazlasını taşırlar. Onlar yeniden hayata dönebilecek şekilde ölmeyi bilir.
Bir gün orospuluğun kitabı yazılacak olursa eğer, bunu kesinlikle erkekler yazar kadınlar okurdu... Çünkü her erkek bir kadından daha fazla orospu barındırır içinde ve daha kolay yatar kadınların altına...
Kanser hastasının mitolojisi yoktur, kanserden ölmenin romantizmi yoktur. Bakışlar üzerinden kaçırılır. Hastalık sizi içten fetheder, yiyip bitirir. Sadece saydam derinin altından beliren kemikler kalır. Verem hakkında şiirlerimiz ve Büyülü Dağ'ımız var, ama kanser için bir büyülü dağ yok. Kanserin büyüsüz dağı.