İlk defa Rupi Kaur'dan bir eser okudum. Yazar hakkında daha önce hiçbir bilgiye sahip değildim. Tarzını bilmiyordum, nasıl şiirler yazdığını bilmiyordum. Tamamen sürpriz olsun diyerekten risk almıştım. :D
Sonra uygulamada yazarın Süt ve Bal adlı kitabının incelemesini yapan birkaç kişinin yazısına denk geldim. Hiçbiri de beğenmemişti ve 1 puanı zor vermişlerdi. Allah Allah dedim, o kadar kötü mü? Sonrasında iyice meraklanarak okumaya başladım.
Güneş ve Onun Çiçekleri kitabını ilk açtığımda gerçekten o kadar güzel bir iç mizanpajla karşılaştım ki, büyülenmiş gibi oldum. Şiirlerin her biri profesyonel olmayan ancak çok tatlı çizimlerle desteklenmişti. En başta okuduğum şiirler de gayet şahane ve güzeldi, yapılan yorumlara bir raddeye kadar katılamamıştım. Ta ki bazı müstehcen şiirlerine ve çizimlerine gelene dek. Şiirlerdeki müstehcenlik, +18 ibareler, resmen okuduğumuz anda beynimizde çizilen cinsel sahneler giderek çoğalmaya ve rahatsızlık vermeye başladı.
En başta bir mahrem çizime rastlamış ve çok özür dileyerek yazıyorum ama, "Oha! Bu kadarını da çizmez ve bu kadarını da şiirinde vermezsin ya?!"diye tepki vermekten kendimi alıkoyamamıştım. Ardından bir şiiri çıktı karşıma, gerçekten çok detaylı idi sahneler ve bundan ben rahatsızlık duydum. Sonrasında düşündüm. Sonuçta yazarımız yabancı, farklı dinlere mensubuz, farklı gelenek ve göreneklere mensubuz, kültürlerimiz birbirinden epey farklı. Onun çevresinde normal olabilir bu tarz şeyleri vermek, ki erotizm ile ilgili bizim edebiyatımızda dahi şiirler yazan birçok şair var. Rahatsız olan rahatsızlık duyduğu yeri geçer ve devam eder. Ben de öyle yaptım. İyi ki de öyle yapmışım çünkü devamındaki güzel şiirlerinden mahrum kalmak istemezdim.
Derken, bayağı bir ilerledikten sonra epey rahatsızlık verecek bambaşka bir çizimle karşılaştım. Ki bu, gerçekten ama gerçekten oldukça rahatsızlık vericiydi. İncelemesini okuduğum bazı okurlar Süt ve Bal'ın neredeyse her bir sayfasının dehşet verici olduğunu yazmışlardı. Onları bu rahatsızlık konusunda anlamaya başladım.
Burada tek tük karşıma çıksa da epey rahatsızlık duydum ancak birkaç şiir ve resim haricinde geri kalan şiirleri ve çizimleri ben beğendim.
Epey de bir alıntı yaptım zaten ve alıntı olarak paylaştığım her bir dize birbirinden güzeldi.
Bazıları kafiye aramaya çalışıp şairin şairliğini sorgulamaya çalışmış ancak bu eserin bir çeviri olduğunu unutmuşlar sanırım. :D İngilizce olarak, yazıldığı dilde karşımızda olsaydı elbette biçimsel olarak da fonetik olarak da daha uyumlu görünürdü.
Ki ben bu hâlinde bile yabancılamadım çünkü edebiyatımızdan "serbest şiir" adını verdiğimiz şiir türüne epey aşinâyım. Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, Tevfik Akdağ gibi ikinci yenicilerin ve Attila İlhan gibi mavi akımına sahip yazarları okuyan biriyseniz büyük harflerin kelime başında kullanılmamasına, noktalama işaretlerinin yokluğuna alışkınsınızdır.
Rupi Kaur'un şiirleri bu pencereden baktığımız zaman da bence kusursuzdu. Anlamlı ve apaçıktı.
Güneş ve Onun Çiçekleri kitabını açtığımız ilk an bizleri Solmak, Dökülmek, Köklenmek, Uyanmak, Çiçeklenmek başlıkları altında toplanmış şiirler karşılıyordu. Başlıklar çok hoşuma gitmişti ve kitabın içinde mükemmel bir şiiri okuyunca neden bu başlıkları yazarımızın seçtiğini çok daha iyi anladım:
"işte yaşamın reçetesi bu
dedi annem
aldı beni kollarına gözyaşlarım akarken
her yıl bahçene
ektiğin çiçekleri düşün
sana öğretecekler ki
insanlar da
çiçek açmak için
solmak
köklenmek
ve büyümek
zorunda"
Aslında kitabımızdaki şiirler genel olarak sevdiği adam tarafından terk edilen bir kızın dramını, iç dünyasını, yaşadığı acıyı aktarıyordu ancak yalnızca bununla sınırlı değildi. O, kendisini bulma yolunda da adım atıyor ve kadınlara da yol gösteriyordu. Özgüvenini toparlayıp zirveye çıkarıyor ve nasıl ayağa kalkabildiğini; solduktan, döküldükten sonra nasıl köklenip uyandığını ve yeniden çiçek açtığını bizlere aktarıyordu.
Üstelik "Köklenmek" başlığı altında topladığı şiirlerinde hep annesine yazmış olduğu özlem dolu şiirleri vardı. Her biri birbirinden güzeldi. Annesini öyle güzel çizmişti ki... Bu kısımda özellikle, "Annemden Dersler" adlı şiiri buraya da koymak istiyorum:
"iş dinlemeye gelince
bana sessizliği öğretirdi annem
kendi sesinle onları boğacaksan
nasıl duyacaksın onları derdi
iş konuşmaya gelince
özveriyi öğretirdi annem
ağzından çıkan her söz
senin sorumluluğunda derdi
iş var olmaya gelince
hem nazik hem güçlü ol derdi annem
dolu dolu yaşamak için hassas
hayatta kalabilmek için sert
iş seçimlere gelince
şükretmemi söylerdi annem
onun hiç elde edemediği
sahip olduğum imkânlar için"
Güzeldi ya :( Yalnızca bu da değil. Rupi Kaur ailesiyle birlikte Kanada'ya yerleşen Hindistan'lı bir göçmen ve göçmenlikle ilgili şiirleri de burada mevcut. Göçmenliğin nasıl olduğu, ailesini ve kendisini nasıl yıprattığı, nasıl baskılar ve eziyetler gördükleri bir bir şiirlerinde işlenmişti.
Yani eserimizde her ne kadar benim de son derece rahatsızlık duyduğum müstehcen şiirler ve çizimler bulunsa da yazarımızın okunmaya değer şiirleri de epey çoğunluktaydı ve ben bu şiirleri okuduğum için asla pişman olmadım.
Son olarak kitabımızın içerisinden bir alıntı bırakarak yazımı sonlandırmak istiyorum. :)
"bu son kaybın ağırlığıyla kaskatı kesildim. insana dair hiçbir şey kalmadı bende. öyle derin duyguları olan biriydim ki parçalara ayrılırdım eskiden. şimdiyse içim kurak. tabiki önemsiyorum etrafımdakileri. yalnızca bunun anlaşılması için mücadele veriyorum. karşıma bir duvar çıkıyor. önceden güçlü olduğumu ve hiçbir şeyin beni yıkamayacağını hayal ederdim. şimdi. öyle güçlüyüm ki. hiçbir şey yıkamıyor beni. ve artık tek hayalim yeniden zayıf olmak"