Thoreau, bu denemesinde yürümenin kerametlerine odaklanıyor.
İnsanın gün geçtikçe doğayla olan bağının kopmasına değiniyor. Bu kopuşu onarmanin doğanın farkında olarak yürümekle olacağını düşünüyor gibi. Deneme içinde sık sık 'yaban, yabaniliğe' bir vurgu var. Bu yabanilik bana 'öz' kavramını çağrıştırdı. Örneğin; Konfüçyüs, " Kaplan ve leopar derileri tabanlandiklari zaman köpek ve koyun derilerinden farksız olurlar" demiştir. Fakat hiçbir kültür, koyunları yabanilestirmek kadar anlamsız olacak kaplan evcilleştirme işine girmez; kaplanların derilerini tabanlamak, onlardan faydalanmak için makul bir yöntem değildir. Bu ifade de geçtiği gibi varlıkların özü/ doğası gereği yatkınlıkları ve zitliklari bulunur. Bunlara uygun işlemler yaptığımızda daha verimli sonuçlar elde ederiz. Bunun gibi insanın varoluşu gereği de doğayla temasının devam etmesi gerekir. Thoreau, bu devamlılık ve insanın sürdürmesi gereken bazı alışkanlıklarla birlikte doğada yürümenin zihni daha iyi işlemeye, fikir üretmeye de fayda sağlayacağını savunuyor.
Son olarak kitabın başlangıç kısmında yazarla ilgili verilen kısa bilgiyi de beğendim. Yazarın 1846' da ayakkabısını tamir ettirmek için kasabaya indiği sırada, Amerika'nın Meksika'da yürüttüğü savaşı desteklemek anlamına gelecek bir "kelle vergisi" ödemeyi reddettiği için tutuklanıyor ve bir gece hapishane de kaliyor.Bu deneyimini adaletsiz yasalara karşı şiddetsiz direniş çağrısında bulunduğu "Sivil İtaatsizlik" denemesinde ele almış.
Thoreau'nın vergi reddi, Muhammed Ali'nın Vietnam Savaşı'na katılmayı reddetmesi, Gandhi'nin Tuz Yürüyüşü gibi insanların hak ihlaline karşı düşüncelerini saldırganlık dışında asil ve yaratıcı bir şekilde ifade etmesi oldukça etkileyici.