Büyük acılar, sıkıntılar ve hatta ölüm isteği… Bunların hepsi, hayatın bize sunduğu ve çoğu zaman çevresel faktörlerin sebep olduğu duygular. Peki, bu kötülüklerle dolu dünyadaki yerimiz ne? Hayata karşı cevabımız ne olmalı? İşte bu noktada yaşadıklarımıza verdiğimiz anlam, yani tutumumuz devreye giriyor.
Viktor E. Frankl da bu şekilde düşünüyor olacak ki, günlük hayattaki dertlerimize daha iyimser bir bakış açısı geliştirmemiz için yaşadığı –ve belki de bir insanın başına gelebilecek en kötü– anılarını paylaşarak başlıyor. Kamp hayatında hayatta kalma oranının son derece düşük olduğu, açlık, soğuk ve sayısız sıkıntının arasında tutunmayı başararak bir insanın her zaman tutunacak bir dal bulabileceğini gözler önüne seriyor. Frankl, bu zorlukların arasında bile şunu söylüyor: "İnsana her şey elinden alınabilir; bir şey hariç: herhangi bir durumda kendi tutumunu seçme özgürlüğü."
İkinci bölümde ise Frankl, geliştirdiği logoterapi yönteminden bahsediyor. Bu yaklaşım, her insanın kendi hayatını anlamlı kılacak yorumları keşfetmesine dayanıyor. Ona göre, hayat bir satranç oyunu gibi. Her insanın karşısına çıkan durumlar ve olasılıklar farklı, dolayısıyla cevapları da kendine özgü olmalı. Frankl’ın şu sözleri bu fikri çok güzel özetliyor: "Hayatın anlamı kişisel ve özeldir; herkes için farklıdır ve yalnızca o kişi tarafından keşfedilebilir."
Eğer birine sadece çekiç verirseniz, her şeyi çivi olarak görür. Ama ona anlam duygusunu kazandırırsanız, hayattaki her şeyi anlamlı görmeye başlar. Ne demişler: "Yaşamak için bir nedeni olan insan, her nasıla katlanabilir." Friedrich Nietzsche
Sonuç olarak, İnsanın Anlam Arayışı bize hayatın zorluklarına karşı durabilmek için anlam bulmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Hayatın bize sunduğu her şeye rağmen, tutunacak bir dalımız her zaman var.
Herkesin kendi değerini keşfetmesi ve bol bol okuması dileğiyle...
Allons-y