Aşılmaz Yalçın Dağlar
9/10
·94 syf.··
2025 4. kitabı
Büyük hümanist ve büyük yazar Aleksandr Puşkin. Bir asker olarak değil bir gözlemci, şair ve dünyayı anlamlandırmaya çalışan büyük insan. 1829 Osmanlı-Rus Savaşını(93 Harbi) yazmak için çaba içinde olan ve bu çabaları dönemin kralı 2. Nikolay tarafından geri çevrilen ama bunları önemsemeyerek kendi başına, sivil olarak Erzurum'a kadar gelen Puşkin. Hümanistliği büyüktür. Çünkü hem yolda gördüğü, ensesinden vurulmuş gencecik bir Osmanlı askerini ve onun saf yüzünü anlatışı ve çirkin, düşmanca bir betimleme yapmak yerine-ki düşmanlarına karşı böyle yapar genelde insanlar- daha hümanist bir yaklaşımla aktarır. Bu savaş ise 1828-1829 Osmanlı-Rus arasında, Navarin'de Osmanlı ve Mısır Donanmaları Rus-İngiliz ve Fransız ortak kuvvetlerince yakıldıktan sonra, deniz savaşı'nı takip ederek, Rusya'nın, Yunanların bağımsızlığını desteklemesi yüzünden çıkmış bir savaştır. Bu savaşta gözlemcidir Puşkin. Olanları, olduğu gibi aktarır. Tıpkı esir edilen bir Osmanlı Paşa'sı, Puşkin'in şair olduğunu öğrendikten sonra ona övgü dolu sözler söylemesi ve Puşkin'inde bunu bire bir aktarması gözlemci yeteneğini ortaya çıkarır. Burada verilen önemli tarihsel bilgilerden biri: Dönemin padişahı 2. Mahmut'un ıslahatları gecikmeli ve zamansız yapmasıdır. Yeniçeri ocağını 1929 savaşında önce kaldırarak yerine Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye adlı daha batıcı tarzda bir ordu kurmasıdır. Islahatlar yapılır, bu gerekli midir? evet. Ama zamansal olarak geç kalınmıştır ki biz bunu kaybedilen topraklardan sonra daha iyi anlarız. Osmanlı'nın çöküş dönemi çoktan başlamıştır, dönemin padişahları ve paşaları, çözümün artık batıdaki gelişmeyi takip etmekle düzeleceğinin farkındadırlar. Erzurum Yolculuğun'dan önce okuduğum Kitap Sefiller'di. Burada Fransız İhtilali'ni ve bunun getirdiği özgürlük ortamını sonuna kadar anlamıştım. Benim gibi düşünen diğer isimler ise Rus ordusunda görev yapan Dekabrist adlı Rus Subaylardı. Bunlarda Fransız-Rus Savaşı'ndan sonra özgürlükler ortamı istedikleri için sürgüne gönderilen askerlerdi. Hatta merkezden uzaklaştırılmış ve rütbeleri düşürülmüş şekilde Kafkas cephesine sürülmüşlerdi. İşin tuhaf yanı şuydu ki: Bunca yeri savaş ile kazanan ve Çar tarafından sürgündeymişçesine gidenler almıştı bunca toprağı. Puşkin'in ilgisini çeken diğer konu ise ekmek ve din'in insanları yöneltmede iki temel işleve sahip olduğudur. Çerkezlere ekmek verildiği ve İncil öğretildiği takdirde, onları Rus tarafına geçirebilmenin mümkün olduğundan bahseder. Yani insanlara yaşaması için iki dayanak, biri maddi diğeri ise manevi olduğu takdirde şekil verebilmenin mümkünlüğü anlatılır. Yola ilk çıktığı andan beri ulaştığı her türlü Ermeni, Gürcü,Tatar köylerinde istediği her eve girip para karşılığı yemek, yatacak yer ve sıcak içecek bulan Puşkin, Türkiye'ye ayak basar basmaz aynısını yapmaya çalıştığında kapı dışarı edilir. Puşkin ise buna sert bir şekilde elindeki kamçı ile karşılık verir. Daha sonra ise Kervansarayda konaklatılmak suretiyle götürülür. Türk insanına dair ilk izlenimi ise ona kılavuzluk eden gencin, dur durak bilmeden sürekli konuşması ve Puşkin'i sivil kıyafetli görüp asker olmadığını anladığı için Rus insanına ağzına gelen küfürü söylemesi olur. Puşkin'in, Türkiye'ye girdikten sonraki betimlemeleri bana Ksenophon'un Anabasis-On Binlerin Dönüşü kitabını anımsattı. Puşkin, Kars'ın yüksek dağlarına bakarak burada yer alan kalelerin nasıl zorlukla alınabildiğine şaşırıyor. Ksenophon'da Yunanistan'a dönüş yolunda Kürt bölgelerinden geçerken tasvirini kullanır. O da yüksek ve sert olan bu dağ zirvelerinin ne kadar güçlüklerle kurulduğunu ve burada yaşayan Kürtlerin, üzerlerine taşlar attıklarından bahseder. Doğunun geçit vermez sıradağları... Müslümanı müslümana kırdırmak, Tatar'ı Türk'e ve daha nice örnekleri gibi. Daha önce Hristiyanlar yaptıklarını burada da tekrarlıyorlardı. Osmanlı'nın burada Hilafet sancağının kaybettiğinin en büyük kanıtı budur. 2 . Mahmut'un artık halife sıfatının geçerliliğini yitirdiğinin. Daha sonra gelecek olan ve Türk milleti için göğsünü açarak çarpışan ''Mavi Gözlü Dev'' ise tüm bunları yok sayarak, Türklerin birleşmesi ve kurtuluşlarının ancak kendi elleriyle olacağını tarihe koca harflerle yazdırmıştır. Günümüzde, yakın tarihte sırf inançlarından dolayı başları kesilen, kadınları tecavüze uğrayan ve her zaman köle olarak kullanılan bir insan topluluğu var. Bunlar Yezidiler. Ortadoğu'da inançları yanlış tanıtılıyor diye her seferinde kanlı bir yamyamlar çetesinin eline düşen bu zavallı insanlar, yüzyıllar önce Puşkin'inde karşısına çıkar. Onlara inançlarını soran Puşkin'in, onların neden böylesine yanlış anlatıldıklarını anlayamaz ve inançlarının çok da yanlış olmadığına kanaat getirerek ve konu üzerinde çok durmayarak özgür insan davranışını sergiler. Yezidilerin şeytana taptıkları yanlıştır. Doğru olan, Allah'ın her zaman bağışlayıcı olduğu, merhametinin sonsuz olduğu ve günün birinde yanlış yapmış olan şeytanı bile affedebilir gördükleridir. Ama bunu böyle anlamayıp, onları ''şeytan tapan'' diye anan bu yamyam soyu ise inandıkları din ile ters düşerek Allah'ın verdiği canı barbarca alırlar. Erzurum'un alınması ise sert kayalık ve yalçın dağlarına rağmen Rus tarafı için başarılı olur. Geçilmez dağları aşıp, Hasankale gibi bir yeri de zapt ederek Erzurum'un içine kadar girdikten sonra alırlar. Bu savaşta ise binlerce Osmanlı askeri, Ruslar tarafından esir edilip ağır kış koşulları altında sürülmüşlerdir o soğuk topraklara. Bazıları orada ölmüş bazıları ise ya zorla ya da isteyerek din değiştirerek orada yaşamlarına devam etmişlerdir. Bundan sonra ise hayatları parçalanmıştır bu esirlerin. Her ne kadar Puşkin'e yön vermeye çalışsalar ve onu övmemekle suçlasalarda, Puşkin bunlardan sıyrılıp güzel bir metin alır kaleme. Bana göre eksik olan tek yer betimlemelerinin kısa ve sade oluşuydu. Sadece anlatı çerçevesinde ilerleyen ama bunun derinine inmeyen bir anlatıma sahip.
Edebiyat
Erzurum YolculuğuAleksandr Puşkin · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20221,825 okunma
·
100 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.