Türk edebiyatının Tanzimat döneminde önemli bir yere sahip olan bir roman. Realist bir üslupla yazılmış, kölelik kurumunu eleştiriyor ve bireyin özgürlük arayışını merkeze alıyor. Romanın başkahramanı Dilber, Kafkasya’da köle tüccarları tarafından ailesinden koparılan ve İstanbul’da bir paşa konağına satılan genç bir kızdır. Burada gördüğü kötü muamele sonucu başka bir eve satılır ve zorlu bir hayat sürer. İkinci konakta ise evin oğlu Celal Bey ile birbirlerine âşık olurlar. Ancak Dilber’in köle statüsü ve toplumsal şartlar bu aşkın gerçekleşmesine engel olur. Hikâye, toplumsal düzenin acımasız yüzünü ve bireylerin bu düzen içinde çaresizliğini trajik bir şekilde gözler önune seriyor. Dilber’in yaşadığı acılar, kölelik düzeninin bireyin onurunu ve insanlık değerlerini nasıl hiçe saydığını gösteriyor. Dilber ve Celal Bey’in imkânsız aşkı, dönemin sosyal sınıf ayrılıklarını ve toplumsal kurallarını eleştiren önemli bir unsur bence. Roman, kölelik üzerinden kadının toplumdaki ikincil konumunu da eleştiriyor. Dilber, hem köle hem de kadın olarak çifte bir baskı altındadır. Dilber’in sürekli kaçma arzusu, bireyin özgürlüğe olan doğal eğilimini ve bu özgürlüğün toplum tarafından nasıl bastırıldığını vurguluyor. Sami Paşazade Sezai, roman boyunca sade ama etkileyici bir dil kullanmış.. Realist bir yaklaşımla olayları ve karakterleri detaylı bir şekilde betimlemiş. Özellikle Dilber’in iç dünyasının anlatımı, empati uyandırıyor.Bununla birlikte, yer yer romantizm etkisi hissedilir; özellikle Dilber ve Celal Bey arasındaki aşkın anlatımında duygu yüklü bir üslup kullanmış. Eğer dönemin toplumsal yapısını ve bireyin bu yapı içindeki mücadelesini anlamak istiyorsanız, Sergüzeşt etkileyici ve düşündürücü bir okuma deneyimi sunacaktır.