Yusuf Atılgan “Aylak Adam” adlı kitabında isminden de anlaşılacağı üzere aylak ve aydın bir bireyi konu alıyor. Yarattığı karakter üzerinden yalnızlığı, hayatın anlamsızlığını ve sıradanlığı işliyor. Adı belirtilmeyen kısaca C. dediğimiz karakter melankolik bir ruh haline sahip.
Genç yaşında olmasına rağmen çocukluğunda babası ile yaşadığı ilişki, annesinin eksikliği, teyzesine olan bağlılığı sonraki yıllarda hayatına farklı bir yön vermesine neden oluyor. Gerçekten de çocukluk çağlarımız, yetişkinlik dönemimizdeki yaşamımızı, ilişkilerimizi olumlu veya olumsuz yönde etkileyebiliyor. Kitabın ilerleyen sayfalarında C.’nin ağzından babasının nasıl biri olduğunu öğreniyoruz ve niye babasına benzemek istemediğini ve neden sürekli bir arayış içinde olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Yazar kitapta modernist dönemden bahseder. Yaşam tarzının değiştiği, geleneksel yapıdan bağımsız, eskiden yeniye geçişi ifade eden bir toplumsal yapıyı gösteriyor.
Zaten karşımızda sadece aylak diye tanımlayacağımız biri yok. İçmeyi, gezmeyi seven, çok düşünen, okuyan, kafasının estiğini yapan, sinemaya giden, resimle ilgilenen entel bir insan tipi var. Kalıplarla dolu bir dünyada kuralların dışına çıkan, özgür seçimleriyle kendisini değiştiren, geliştiren ve kendi varoluşunu sorgulayan, modern insanın yalnızlığında kendini topluma yabancılaştıran ve devamlı bir arayış içinde olan en çok da sevgiyi arayan bir aylak adam var karşımızda.
“Bir gün sana dünyada dayanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.”
Yusuf Atılgan
C.’nin yaşam tarzı ve bakış açısı beni etkiledi. Kitabın kahramanı zihninden geçenleri seri bir şekilde ve sıralama olmaksızın olduğu gibi aktarıyor. Anlatım tarzı aylak adam tanımına uygun bir üslupla dile geliyor. Kitaptaki yan karakterlerle diyaloglara da yer verilmiş. Fakat C.’nin iç sesini ve düşüncelerini daha fazla görüyoruz. Psikolojik analizlere de çokça rastlıyoruz. Gündelik hayatın koşuşturması içindeki insanlara birde karakterin gözünden bakıyoruz.
Kitabın vurucu alıntılarından birisi de:
“Sustu, konuşmak lüzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı. “
Yusuf Atılgan
Yalnızlığının ve zor bir kişilik olduğunun bilincinde oluşunu, toplum tarafından onaylanmayan ve farklı görülen bir insan olması, başkaları tarafından anlaşılmayacağından artık bunu da beklemediğini, kısaca kendi içinde her şeyi içselleştirmesi ve farkında oluşu en güzel özeti.
Aylak adamın toplumsal konumunun tüm detaylarıyla incelendiği bir romandır. Yazar toplumda yer alan, bireylere dayatılan kuralların ve ilkelerin hiçbir zaman kabul görmeyeceğini vurguluyor. Hepimize bazen sorumluluklar ağır geliyor. Yeri geliyor toplumdaki baskı ve dayatmalar özgürlüğümüzü kısıtlıyor. Acaba kaçımız aylak adam gibi yapabilirdik kaçımız buna cesaret edebilirdik ? İnsan düşünmeden edemiyor.
Kitabın anlatımı sade ama derinliği fazlaydı..