Puan vermedi·448 syf.····Okunma: 26 Ocak 2025 01:32 Her kitabın bir okuma zamanı var gerçekten ikinci defa okuyuşum ama bu sefer ki başka, tam zamanında okudum ve çok sevdim... Bir otobüs yolculuğu sırasında başladım ve Martin Eden mükemmel bir yol arkadaşı oldu.
Yazar Jack London, kendi yaşamış olduğu zorlukları, düşünceleri Martin Eden'da yaşıyor ve kitap bir yerde yarı otobiyografik bir roman olarak nitelendiriliyor. Zaman mekan ve karakterler yazarın gerçek dünyasından yansımalar taşıyor. Kitabı bitirdikten sonra yapılan incelemeleri ve araştırmaları okumayı severim. Size de tavsiye ediyorum Martin Eden için bir araştırma yapabilirsiniz, bu kitaba daha farklı bakmanızı ve anlamlandırmanızı sağlayabilir...
Devamında -𝐬𝐩𝐨𝐢𝐥𝐞𝐫- içerdiğini belirtmek isterim :)
Kitaptaki diyaloglar, düşünceler çok etkileyici ve Martin Eden çok tanıdık...
Kim bu Martin Eden?
Zorlu bir yaşam mücadelesinde, sınıfsal farkların olduğu bir dünyada alt tabakadan kaba saba bir denizci... Bir gün tesadüfen burjuva kesimden olan Ruth'la karşılaşıyor ve aşık oluyor. İşte her şey bu aşkla ya da aşk sandığı şeyle başlıyor...
Bu aşk Martin'e yepyeni ufuklar açıyor. Ruth'la arasındaki eğitim, kültür ve sınıfsal farklılıklar Martin'in yaşama ve insanlara bakış açısını değiştiriyor. Etkilendiği bu yaşam için mücadele ediyor umutsuz ve yorucu yollardan geçiyor.. zamanla Martin kitaplara hayran, yazmaya ve okumaya meraklı birine dönüşüyor...
"Odadaki birkaç kitaba sevgi dolu bakışlarıyla göz gezdirdi. Onun geriye kalan bütün arkadaşları işte bunlardı."
Hem kendi çevresinden yalnızlığa hem de toplumun itelediği yalnızlığa düşüyor...
Martin Eden'ın başlangıçta Ruth'a hissettikleri bana etkileyici ve tanıdık geldi.. mesela Ruth'u aramayı düşünüp bir türlü cesaret edememesi içindeki kuşkular nedeniyle cesaretinin kırılması.. Onu aramak için doğru zaman ne zaman diye kütüphaneciye sorması.. Hissettiğinin aşk olduğunu sonradan anlaması.. Martin'in hiç anlamasa da zorlayıp emek verip Ruth'un okuduğu şeyleri okuması ve anlamasının onda mutluluk yaratması... Küçük şeyler belki ama bence güzel. Martin başlangıçta gerçekten seviyor... Ruth ise gerçekten sevmiyor, hatta başlangıçta onun sevgisini kullanıyor. Bu yüzden sonlarda Ruth'la yüzleşmesinde ona eskisi gibi davranmaması ve diğer insanlar gibi ün veya para için mi geri döndün diye sorması oldukça üzücüydü ama doğru olandı diye düşündüm...
Sonra kendi yüzleşmesi;
"Ruth'u gerçekten sevmediğini şimdi anlıyordu. Onun sevdiği idealleştirilmiş bir Ruth'du; kendi yarattığı, buhranımsı bir yaratık, kendi aşk şiirlerinin ışıklı, parlak ruhuydu"
Bir yandan çok doğru ama diğer yandan Ruth yüzünden, zor zamanında yanında olmadığı için böyle düşündü bence..
Buruk bir aşk hikayesiydi... Bitince üzdü başında da üzdü.. yine de Martin aşk için söylediklerinı anlamlı buluyorum.
"Onu kaba bir denizciden bir öğrenciye ve bir sanatçıya dönüştürmüştü. Bu nedenle ona göre.. en iyisi ve en büyüğü, öğrenmekten ve sanatkârlıktan daha büyük olan aşktı."
Bir diğer tanıdık kısım ise Martin'in zor zamanlarını kitaplarla yazmakla geçirmesi hiç parası yokken kitaplar alması, okumak için çalışmak için zamandan uykudan vazgeçmesi oldu... Ama sonunda uyku sevmeyen ve zamanın boşa gittiğini düşünen Martin'den gittikçe insanlardan uzaklaşan uykuyu bir kaçış olarak kullanan, ruhu hasta, yaşama garezi olan Martin'e dönüşmesi de beni üzdü...
"Bir şeyler eksildi benim içimde. Yaşamdan hiçbir vakit korkmadım, ama yaşama doyacağım da aklımdan geçmezdi."
Kitabın sonunda Martin Eden denize atlayıp intihar eder. Ve o sırada da ölümün değil yaşamın acı olduğunu belirtir.
Özetle Martin Eden bir "başarı hikayesi" gibi görünse de, sonuçta umut ettiği, elde etmeyi umduğu mutluluğu, huzuru bulamayan bir karakterin hikayesi. Tam tersine okudukça hedeflerine ulaştıkça mutsuzluğunun, huzursuzluğun ve içindeki boşluğun artması ile üzücü bir hikaye olduğunu söyleyebilirim...
Tüm hikaye aslında amacımıza ulaşıp daha mutlu olacağımız fikri belki de bir yanılsama diye düşündürüyor...